Türkiye’de “kalkınma” denildiğinde çoğu zaman akla önce fabrika bacaları, tarla verimi ya da ihracat rakamları gelir. Oysa günümüz dünyasında rekabeti belirleyen şey yalnızca ne ürettiğiniz değil; onu ne kadar hızlı, güvenilir ve düşük maliyetle pazara ulaştırabildiğinizdir. Pandemi dönemi, tedarik zincirleri sarsıldığında lojistiğin nasıl “kritik altyapı”ya dönüştüğünü bütün dünyaya gösterdi. Lojistik, bir sektör olmanın ötesinde ülkelerin ve şehirlerin kalkınmasının mihenk taşıdır.
Tam da bu nedenle Diyarbakır için planlanan Lojistik Merkez, bir “taşıma projesi” değil, imalatı, tarımı ve ticareti aynı ekosistemde büyütmeyi hedefleyen bir kalkınma projesi olarak görülmelidir. Tarih boyunca ticaret yollarının taşıdığı bu şehir, bugün aynı avantajı modern lojistik altyapıyla yeniden üstlenebilir. Üstelik Diyarbakır’ın lojistik ihtiyacı “bugünün” değil, “yarının” ihtiyacı olarak da büyüyor. İşte Diyarbakır Lojistik Merkezi bu noktada devreye giriyor. Çalışmalarına 2012’de Diyarbakır Valiliği öncülüğünde, Karacadağ Kalkınma Ajansı koordinasyonunda ve ildeki ilgili tüm paydaşların katılımıyla başlanan projede yaklaşık 229 hektarlık bir alanda 404.000 m² kapalı alanda 58 adet A+ sınıf depo planlanıyordu. Projede ayrıca tarımsal amaçlı lisanslı depolama tesisi, tır parkı, konteyner parkı, servis istasyonları ve sosyal tesisler gibi detekleyici birimler öngörülüyordu. Bu ölçek, Diyarbakır’ın lojistikte “dağınık ve pahalı” yapıdan “entegre ve verimli” yapıya geçişi anlamına gelecekti.
Diyarbakır Lojistik Merkezinin en önemli etkisinin yatırımcılara olması bekleniyordu. Lojistik Merkez, maliyet düşürür, ölçek kazandırır, yatırımı çeker. İmalatçı için hammadde ve ara malın zamanında gelişi, üretimin kesintisizliği ve ürünün pazara hızlı çıkmasıdır. Diyarbakır ölçeğinde bunun karşılığı, sanayicinin rekabet gücünün artması, teslimat sürelerinin öngörülebilir hâle gelmesi ve lojistik maliyetlerin düşmesi demektir. İkinci büyük etki, KOBİ’lerin dış ticaret ve e-ticaret kapasitesinde görülecekti. Diyarbakır Lojistik Merkezi, depolama, yükleme-boşaltma, konsolidasyon ve dağıtım altyapısını ortaklaştırarak, tek başına bu ölçeği kuramayacak KOBİ’lere büyüme zemini sunacaktı. Üçüncü etki ise bölgesel kalkınma düzleminde ortaya çıkacaktı. Diyarbakır’ın demiryolu ve karayolu entegrasyonlu intermodal kabiliyeti olan bir lojistik merkezle güçlenmesi, bölgenin üretimini ulusal koridorlara ve dış pazarlara daha düşük maliyetle bağlayarak Güneydoğu’nun rekabet eşiğini yükseltecekti. Bir diğer önemli kazanım da şehrin yaşam kalitesiyle ilgili. Proje, şehir trafiğini olumsuz etkileyen tır-kamyon hareketini azaltacak, şehir içi dağıtımları birleştirerek araç hareketini minimize edecek, gürültü ve karbon salınımını düşürecekti.
Sonuç olarak Diyarbakır Lojistik Merkezi, tarımdan sanayiye, sanayiden dış ticarete, şehir içi düzenden bölgesel rekabetçiliğe kadar birçok alanı aynı anda etkileyebilecek bir “çarpan” potansiyeli taşıyor. Diyarbakır, tarih boyunca ticaret yollarının kavşağıydı; bugün bu rolü modern altyapıyla yeniden üstlenebilir. Eğer amaç Diyarbakır’ı yalnızca üreten değil, ürettiğini hızlı ve düşük maliyetle pazara ulaştırabilen; böylece yatırım çeken ve istihdam yaratan bir merkez hâline getirmekse, lojistik merkez tam da bu hedefin omurgasıdır. 2020 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından ihalesi yapılan merkezin, Büyükşeihir belediye ve yatırımcı arasındaki uyumsuzlukların neden olduğu türbülanstan çıkarılıp hızlı bir şekilde kente kazandırılması, Diyarbakır’ı yatırımcılar için cazibe merkezi haline getirecektir. Proje aşamasında olduğu gibi yine projenin yeniden hayata geçirilme sürücinde kurumların Diyarbakır Valiliği ile eşgüdüm halinde çalışması bu projeyi hızlı bir şekilde kente kazandıracak ve en az 5 bin kişinin istihdam edileceği bir ekmek kapısı olacaktır.