Diyarbakır kültürüyle, mutfağıyla ve insan gücüyle aslında başlı başına bir markadır. Ülkemizin en köklü şehirlerinden birisidir. Ancak konu sanayiye, teknolojiye ya da dünya çapında bilinen ticari markalara geldiğinde aynı başarıyı göremiyoruz. Sorulması gereken asıl soru şudur, sorun imkânsızlık mı?
Diyarbakır’ın çok genç ve dinamik bir nüfusu var. Bugün ülkemizde milyonlarca genç; yazılım, tasarım, teknoloji, üretim ve girişimcilik alanlarında büyük hayaller kuruyor. Ama sadece fikir yetmez; yatırım, eğitim, sürdürülebilir üretim kültürü gerekir. Diyarbakır’da ise gençlerin enerjisi var ama onları taşıyacak güçlü bir ekosistem yeterince oluşmuş değil. Teknolojik yatırımlar için özellikle gençlerimiz genç girişimcilerimiz desteklenmeli. Gençlere kendilerini geliştirecekleri merkezler çalışma ortamları hazırlanmalı. Bu anlamda Kalkınma Ajansı desteğiyle Ticaret ve Sanayi Odası’nda, Dicle Üniversitesi’nde girişimcilik merkezleri açıldı. Bunların işlevlendirilmesi ve gençlerin hizmetine sunulması gerekmektedir.
Oysa bu şehir sadece tarım ya da hayvancılık veya küçük esnaflıkla anılacak bir yer değil. Diyarbakır, Anadolu’daki Gaziantep, Kayseri, Konya gibi birçok alanda marka çıkarabilecek potansiyele sahip. Dünyadaki birçok başarı hikâyesi küçük atölyelerde başlamıştır. Bugün dev markalar olan şirketlerin çoğunun geçmişinde bu atölyeler vardır. Aslında son 23 yılına tanıklık ettiğim kentimizin de bu süre içerisinde atölyeden başlayıp dev markalara dönüşen işletmelerimiz olmuştur. Buna verebilecek örneklerimiz var. Ancak bu markalarımız bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıdadır.
Üretimde markalaşamıyoruz. Örgü peyniri, karpuzu, ciğeri gibi coğrafi işaretli ürünlerimiz hem ülkemizde hem de yurt dışında biliniyor. Fakat bu ürünler daha çok lokal olarak kalıyor, global anlamda markaya dönüştüremiyoruz. Oysa marka demek sadece ürün satmak değildir. Beraberinde güvendir, turizmdir, yeni yatırımdır, yan sanayidir.
Diyarbakır uzun yıllar boyunca mermer sektörünün öncülüğünde sanayileşme nüvelerini attı, son yıllarda teşvik sisteminin ve genç istihdamının etkisiyle tekstil sektöründe ciddi anlamda bir sanayileşme yaşandı. İhtisas OSB’lerin kurulmasıyla beraber kentin istihdamına tekstil ve hazır giyim ciddi katkılar sundu. Tekstil sektöründe ulusal anlamda markalaşan firmalarımızın sayısı bir elin parmağını geçmedi ne yazık ki. Yeni ekonomik programının etkisiyle Mısır gibi ülkelere kayan tekstil sektörü yapılan çoğu yatırımların atıl kalmasına neden oldu. Sadece fason iş yapan firmalar son 3 yıldır ciddi sorunlarla karşılaştılar.
Markalaşma, uzun vadeli bir yatırımdır. Vizyon gerektiren ama en önemlisi ekonomik güç gerektiren bir kavramdır. Sanayi kasları güçlü olan şehirler markalaşabiliyor. Bu nedenle ilk önce markalaşma vizyonu olacak büyük yatırımcıların kente kazandırılması gerekmektedir. Yatırımcıların kapasitesi ve niteliği arttıkça markalaşma artacaktır. Diyarbakır’da son yıllarda yapılan OSB’lerin büyük yatırımcılar için cazip yatırım ortamı sunacağını öngörmekteyiz. Sadece yatırım yeri tahsis etmekle nitelikli yatırımcıların geleceğini beklemek de doğru değil. Ekosistemin diğer parçalarını da tamamlanması gerekiyor. Burada da görev büyük oranda kamuya düşmektedir.
Ancak sadece kamu ile bu işlerin olması beklemek de doğru değil. Markalaşma konusunu kentin tüm dinamikleri ile ele almalıyız. Üniversite, Basın, STK’lar bu konunun en önemli unsurlarıdır. Markalaşma, diğer kentler ve markalar tarafından yapılmış ve başarılmış bir süreçtir. Yapılacak en önemli şeylerden bir tanesi bu kentlerin ve markaların tecrübelerini edinmektir.