CEVDET ALEMDAR
“İnsan, düzenli bir karmaşıklığın hâkim olduğu bir alanda olaylara bütünüyle hâkim olmasını sağlayacak eksiksiz bilgiye sahip olamaz. Bu nedenle, elde edebileceği bilgiyi, bir zanaatkârın eserini biçimlendirdiği gibi sonuçları şekillendirmek için değil; bir bahçıvanın bitkileri için uygun ortamı sağlayarak büyümeyi teşvik ettiği şekilde kullanmak zorundadır.” Hayek’in “Biliyormuş gibi yapmak” başlıklı konuşmasında söylediği bu sözler, yarım yüzyıldan sonra, hâlâ geçerliliğini koruyor.
Gallup’un 2025 İşyerinin Durumu raporunda ise işyerlerinde bahçelerin solmaya başladığı gözüküyor. Ölçü; çalışan bağlılığı. Birçok açıdan bakıyorlar; çalışan adanmışlığı, hayatı değerlendirmeleri, günlük duygulardan stres, öfke, üzüntü, yalnızlık ve ayrılma niyeti... Dünya ortalaması düşüyor; özellikle yöneticilerin bağlılıklarındaki düşüş nedeniyle. Türkiye için ise verileri hiç vermeyelim. Vahim, hem de çok vahim. Tek bir örnek; Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeler grubunda dahi, en stresli iş ortamı ve Irak’tan sonra en öfkeli iş ortamı ülkemizde çıkmış.
Operasyonel modeller hızla değişiyor
İşte bu yüzden günlük bir ekonomi gazetesi “dinlemenin” önemine dair bir yazı okumanın tam yeri. Çünkü -tırnak içinde- güçlü liderlerin bu dönemde, birbirini besleyen, toplamı bireylerinden daha çok işler yapabilen ekipler kurması hâlâ mümkün. Umut var. Şirketlerimiz için de zorunluluk var. Çünkü operasyonel modeller hızla değişiyor. Hem inovasyon hem de verimlilik aynı anda şart. Yapay zekâ, yeşil dönüşüm, bölgeselleşen ticaret... Tüm bunlara ayak uydurmanın, çalışanlarınızı yaratıcılığa ve özgünlüğe doğru büyütmenin yolu “dinlemek” ile başlıyor. Belki, sonra kapımızın ötesinden, sokağa, caddelere doğru da bir fener ışığı da göndermiş oluruz. Şimdilik ışığı kapının önüne, şirketinizdeki çalışanlarınızı nasıl dinleyebileceğinize yöneltelim:
Dinlemenin işe yaramasının ilk koşulu güven. Peki insan kendini hangi ortamda güvende hisseder? Hayatı kendisine benzeyen insanlarla birlikteyken. Karşınızdaki kişiyle ne kadar benzer değerleri, benzer dünyaları paylaşıyorsanız ona o kadar yakınlık hissedersiniz. Bizde “dünya görüşü” denince akla hemen manevi ya da dini inanç gelir ama burada kastedilen çok daha geniş bir şey: Müzik zevki, geçmişte olanları nasıl yorumladığınız, damak tadınız… benzerse, o insanı daha çok dinliyorsunuz.
Güven varsa sırada özerklik var. Yani insanın “Ben de buradayım” deme hakkı ve ihtiyacı. Bu başına buyrukluk demek değil; insan olmanın temel parçası. Patron olarak “aman o kadar da birey olmasınlar, söz dinlesinler” demeyin, yaralı bireylerle çalışırsınız. Sonra da kendinizi şu cümleyi kurarken buluyorsunuz: “Her şeyi ben mi söyleyeceğim, senin aklın yok mu?”
Üçüncü koşul ise birlikte büyümek. İnsanların birbirinden beslenmesi, ilişkilerin olumlu bir enerjiye dönüşmesi, ekip motivasyonuna ve eylem alma arzusuna evrilmesi… Bunun en yaygın ölçüm yöntemi de şirket içi “ilişki iklimi”.
Asıl mesele, bulgular doğrultusunda eylem almak
Bu iklim güçlendiğinde hem yeni ürün inovasyonunun hem finansal performansın arttığını gösteren çok sayıda çalışma var. Ama sayılara geçmeden kısa bir “Nasıl dinlenir?” notu: Dinlemek, sadece anket yapmak, bir toplantı odasına toplayıp “Hadi anlatın” demek değildir. Malum, gerçeklik kulaktan kulağa geçerken başka şekillere bürünebilir. Duyduklarınızı verilerle desteklemek, teyit etmek de iyidir ama yine yetmez. Asıl mesele, bulgular doğrultusunda eylem almak, böylece gelecekteki dinlemelerinizin de sağlığını garanti altına almak. İş süreçlerinizde gereksiz tekrarlar mı var? Kapanmayan döngüler yüzünden işler bir ileri iki geri mi gidiyor? Kontrol noktaları çok ama gerçek kontrol zayıf mı? Raporlama için toplam zamanın yarısı mı harcanıyor?
Bu soruları size en net söyleyebilecek olanlar; kendini güvende hisseden, “bunu söylemeyeyim, zaten bilen biliyordur” kaygısı taşımayan ve çözüm için birlikte hareket etmeye hazır çalışanlardır. Teknoloji, üzerinde ışıklar yanan makinalar, bakır kablolar gelir… ama insan konuşmazsa verimlilik aynı yerinde kalır. “Hadi dijitalleşelim, hadi verimli olalım” demek, toprak olmadan ağaç dikmeye benzer. Yaprak yerine de post-it yapıştırırsınız.
Araştırmalar ne diyor? Hollanda Delft Üniversitesi kaynaklı bir çalışma, ilişki iklimindeki %1’lik iyileşmenin kârlılığı %0,75 artırdığını söylüyor. ABD Brandeis Üniversitesi’nin bir araştırması ise, sağlık sektöründeki organizasyonlarda ilişki iklimi ile kaliteli iş sonuçları arasındaki bağın %63 ile %90 arasında değiştiğini ortaya koyuyor.
Ama bunlar yalnızca istatistik. Sonuçta görmek istediğinizin, yalnızca bir kısmını gösteriyor. Esas mesele şu: Patron olarak nasıl bir lider olmak istiyorsunuz? Emir veren bir komutan mı, yoksa uyumu yöneten bir bahçıvan mı?