EkoIQ ve iklimhaber.org Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru, yeni yayın kanalı “Onyedinci Amaç” ile sürdürülebilirlik iletişiminde eksik kalan halkaya dikkat çekiyor: Ortaklıklar. Doğru’ya göre iklim krizini yalnızca bilimsel verilerle ya da şirket raporlarıyla anlatmak yeterli değil. Kültürden ekonomiye, psikolojiden sağlığa uzanan daha geniş, daha insani ve daha sahici bir dile ihtiyaç var.
Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 17. maddesi, belki de son sırada yer aldığı için çoğu zaman arka planda kalıyor. Oysa tüm listenin kilidini açan madde o: “Amaçlar için Ortaklıklar.” Yoksullukla mücadeleden iklim krizine, toplumsal cinsiyet eşitliğinden temiz enerjiye kadar hiçbir başlık, tek bir kurumun, tek bir sektörün ya da tek bir iyi niyetli çabanın sınırları içinde çözülemiyor. Devlet, özel sektör, sivil toplum, medya, akademi ve yurttaş aynı masaya oturmadığında, sürdürülebilirlik çoğu zaman raporlarda kalan iyi cümlelere dönüşüyor.

EkoIQ ve iklimhaber.org Genel Yayın Yönetmeni Barış Doğru’nun yeni yayın kanalı “Onyedinci Amaç” tam da bu eksik halkaya odaklanıyor.
Sloganı “Sürdürülebilir Bir Dünya için İletişim” olan kanal, sürdürülebilirlik gündemini yalnızca uzmanların konuştuğu kapalı bir alandan çıkarıp daha geniş kitlelerle, özellikle de gençlerle buluşturmayı hedefliyor.
Doğru’ya göre Türkiye’de sürdürülebilirlik tartışmasının en büyük sorunlarından biri bilgi eksikliği değil, iletişim eksikliği. Doğru, iklim krizini “iklim değişiyor, eyvah” diliyle değil, sosyoloji, ekonomi, psikoloji, kültür, sağlık ve gündelik hayatla ilişkisi içinde anlatmak gerektiğini vurguluyor.
Barış Doğru ile “Onyedinci Amaç”ı, Türkiye’de sürdürülebilirlik iletişiminin eksiklerini, COP31’in yaratabileceği fırsatı ve Doğru’nun dediği gibi, hepimizin aklında kalması gereken o temel soruyu konuştuk: “İyi bir dünya nasıl kurulur ve bunun için ben ne yapabilirim?”
İlerleme istiyorsanız, işbirliği yapmak zorundasınız
“2015 yılında ilan edilen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA), 2030’a kadarki küresel sürdürülebilirlik gündeminin ana yol haritası aslında. ‘Yoksulluğa Son’ ile başlayan SKA’ların ilk 16 maddesi, uygarlığımızın başına gelen, daha doğru ifadeyle başımıza açtığımız toplumsal ve çevresel sorunları özetliyor; 194 alt başlığıyla da ölçülebilir bir ilerleme hattı çiziyor. ‘Amaçlar için Ortaklıklar’ başlıklı 17. Madde ise, bir sorunu değil, çözümü imliyor. Yani ‘bu 16 sorun alanında ilerleme kaydetmek istiyorsanız, işbirliği yapmak zorundasınız’ diyor. Gerçekten de karşı karşıya olduğumuz küresel sorunları ne tek başına devletlerin, ne sivil toplumun, ne de özel sektörün tek başına çözmesi mümkün değil. Bu kolektif bir düşünce ve eylem birliği gerektiriyor. Bu nedenle 17. ve son amaç, anahtar niteliğinde ve ortaklıkları zorunlu olarak görüyor.”
Ciddi bir iletişim eksikliği ve sorunu var
“Sürdürülebilirlik alanında ciddi bir iletişim eksikliği ve sorunu var. Tam da bu nedenle 17. Amaç’ın sloganı, ‘Sürdürülebilir Bir Dünya için İletişim’. EkoIQ ve iklimhaber.org’u hazırlayan ekip olarak alanın sorunlarını, tartışma ve ilerleme alanlarını çok iyi biliyoruz. Ancak şunu uzun bir zamandır görüyoruz ki, yazılı metinler aracılığıyla iletişimin artık çok büyük ve aşılması zor sınırları var. Beni buna aslında genç ekibimiz ikna etti. Uzun bir süredir, ‘Abi çok önemli şeyler yazıyorsunuz, çiziyorsunuz ancak biz bile yazılar aracılığıyla bu bilgileri tam olarak kavrayamıyoruz. Artık başka bir çağda yaşıyoruz ve insanlar bilgiye hareketli kısa görüntülerle ulaşıyor. Mutlaka böyle bir araç yaratmalıyız birlikte’ diyorlardı. Ben de tipik huysuz ve inatçı bir ihtiyar olarak direniyordum. Sonunda inadım kırıldı. Ve Youtube ile Instagram üzerinden yayın yapan 17. Amaç’ı hep birlikte yarattık. Kısa zaman içinde bizim gençlerin haklı olduğunu gördüm. Şimdi aynı şeyleri artık çok daha fazla kişiye, özellikle de gençlere ulaştırabiliyoruz.”
İşbirliği konusunda çok eksiğiz
“Türkiye kopukluk açısından harika bir ülke. Kimse kimseyle bir şey yapmak, işbirliği geliştirmek, gerekiyorsa verimli bir tartışma yapmak istemiyor. Garip bir şekilde, iletişim becerimiz yok olmuş gibi. Tabii dünyada da var bu sorun ama Türkiye’de bir başka seviyede. En temel sorun sivil toplum eksikliği. Sivil toplum böyle bir şeydir, yerdir. Bir müzakere alanıdır. Avrupa uygarlığı, bugün büyük bir sarsıntı geçirmesini ayrı yere koyalım, bu canlı sivil toplumdan doğdu. Türkiye’de ise sivil toplum örgütlerinin birçoğu çok rekabetçi. Devlete ve özel sektöre karşı şüpheci olmalarının çok anlaşılır nedenleri var ama kapıları ardına kapatmaları gelişimlerini de engelliyor. Kısacası işbirliği konusunda çok ama çok eksiğiz…”
İklim krizini, “İklim değişiyor, eyvah” diyerek anlatamazsınız
Onyedinci Amaç’ın bu yıl için özel olarak görünür kılmak istediği elbette COP31. Türkiye’de düzenlenecek bu önemli uluslararası organizasyonun, iklim konusundaki farkındalığı ve kapasiteyi büyütme konusunda önemli bir katkısı olabilir. Açıkçası ben COP31’in düzenleneceği 9-21 Kasım tarihlerinden çok, ona giden yolu, bu arada geçen zamanı ve konunun daha geniş çevrelerin ilgi alanına girmesi konusunu önemsiyorum. COP31’den sonra da, ana izleğimiz sanırım iklim krizi ve onun diğer alanlarla, toplumsal cinsiyetle, yoksullukla, eşitsizliklerle, işsizlikle, kamu sağlığıyla ilişkisi üzerine olacak. İklim krizi, uygarlığın yenilenmesi yolunda çok önemli bir işaret. Ve bunu kuru kuruya “iklim değişiyor, eyvah” diyerek anlatamazsınız. Biz bunu, kültürden psikolojiye, sosyolojiden ekonomiye, antropolojiden sağlık bilimlerine uzanan bir dizi katmanı kullanarak anlatacağız, anlatmak istiyoruz. Tek sahici yol bu gibi görünüyor…”
En büyük kaygım, “Dünyanın zamanı yetecek mi?”
“Uzun yıllardır iklim ve sürdürülebilirlik haberciliği yapan biri olarak hem umut hem de umutsuzluk için çok işaret var. Umudum daha çok gençlerde. Ben birçok kimsenin aksine, akıllı, vicdanlı harika bir gençlik de görüyorum. Elbette herkes böyle değil ama hiçbir zaman değildi ki. Öğrenirler, öğretirler, uğraşırlar, didinirler ve dünyayı değiştirirler. Onlara güveniyorum ve umutlanıyorum. Endişe deyince, endişe bizim işimiz. Benim en büyük kaygım, dünyanın zamanı yetecek mi? İklim krizi ve biyolojik çeşitlilik açısından geri dönülmesi zor noktalara doğru geliyoruz. Çoktan elini ayağını politikadan çekmesi gereken bir yaş almış erkek kuşağının verdiği ve vermediği kararlar, belki yüzlerce yıllık kaderimizi belirleyecek. Hem dünyada hem de Türkiye’ye baktıkça, buna endişeleniyorum gerçekten…”
Sıfır atık için tasarımdan başlamak gerekir
“Türkiye’de sürdürülebilirlik alanında çok konuşulup yeterince somut ilerleme kaydedilemeyen konu bence sıfır atık. Yanlış anlaşılmasın çok konuşulup da az ilerlenen alan olarak söylüyorum. Yoksa burada da bir sürü ilerleme var tabii. Ama evde atık ayrıştırma, ara toplama merkezleri ve yerel yönetimlerin tamamen ayrı bir toplama sistemi olmadan hangi sıfır atıktan bahsediyoruz. Ya da hala yüzde birkaç olarak hesaplanan döngüsel ekonomi oranı. Sıfır atık için daha tasarımdan başlamak gerekir ki, bizde hala depozito sistemi bile yok. Az konuşulduğu için ikinci ama aslında önem olarak birinci olan ise, fosil yakıtlara olan bağımlılık. Gören bizi petrol ve doğal gaz kuyularının, çok nitelikli kömür yataklarının üzerinde oturan; hiç güneş almayan, rüzgar esmeyen, jeotermal kaynakları sıfır bir ülke sanacak."