Faiz indirimleri, yapay zekâ yatırımları ve güçlü kâr beklentileri piyasaları desteklerken, jeopolitik riskler “kronik ama yönetilebilir” olarak algılanıyor.
Küresel çapta ortalık toz duman. Jeopolitik gerilim tırmanıyor, büyük güçler sertleşiyor, akıl almaz gelişmeler yaşanıyor ama bunca şoka rağmen piyasalar sakin. Hatta iyimser bile denilebilir. Bu hafta Davos’ta CNBC-e’ye konuşan ünlü iktisatçı Ken Rogoff bile iyimserdi. Türkiye de dahil olmak üzere gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin 2026’yı beklentilerin üzerinde tamamlayacağını söylüyordu. Krizlerin tarihini yazmış bir isimden gelince bu sözler daha da dikkat çekici.
Jeopolitik tansiyon düştü mü? Hayır. Mesela dün yine Davos’taki CNBC-e röportajında dinlediğim Barclays Araştırma Direktörü Christian Keller, ABD ile Avrupa arasında bir “ayrışma” yaşanmasını beklediğinden bahsediyordu. Sıradan bir ayrışma değil bu; ucu NATO’nun varlığına kadar dokunacak bir gelişmeden bahsediyoruz. Buna rağmen Keller piyasalarda bir çöküş beklemediğini de vurguluyordu.
Ancak bunca jeopolitik gerilime rağmen küresel hisse senedi piyasaları yükselmeye devam ediyor. Trump yönetiminin Venezuela, İran ve Grönland’a yönelik sert adımlarına rağmen ABD, Avrupa, Asya ve gelişen piyasalarda borsalar yılın ilk haftalarında artıda.
Piyasa algısı
CNBC, bu çelişkiyi geçen hafta masaya yatırdı. Konuştuğu analistler, piyasaların jeopolitiği “şimdilik” ekonomik temellere dokunmayan bir risk olarak gördüğü sonucuna varmış. Anlaşılan, yatırımcılar askeri veya siyasi hamlelerin ticaret, enerji arzı ya da büyüme üzerinde kalıcı bir etkisi olmadığı sürece hisse senetlerinin güçlü kalacağını düşünüyor. Faiz indirimleri, yapay zekâ yatırımları ve güçlü kâr beklentileri piyasaları desteklerken, jeopolitik riskler “kronik ama yönetilebilir” olarak algılanıyor.
Asıl hassasiyet ise emtia tarafında. Jeopolitik gerilimin asıl etkisi emtiada yaşanıyor. Hisse senedi piyasaları bu gelişmelere büyük ölçüde kayıtsız kalırken, altın, petrol ve gümüş gibi varlıklarda jeopolitik haber akışına bağlı dalgalanmalar yaşanıyor.
- Daha da ilginci Trump’a karşı piyasaların bir tür “alışkanlık” geliştirmiş olmaları. Çünkü Trump çok sık geri adım atabiliyor. Trump’ın sert söylemlerinin sık sık geri adımlarla sonuçlanması nedeniyle piyasalar artık “bekle-gör” yaklaşımı benimsedi. Yani hemen pozisyon değiştirmiyorlar. İşte bu hava Rogoff’a bile “gelişen ülkeler bu yıl yatırımcılar açısından iyi bir fırsat sunuyor” dedirtiyor.
Kırmızı çizgiler neler?
- Peki buna rağmen hiç mi risk yok? Anladığım kadarıyla bazı kırmızı çizgiler hala var.
- Mesela CNBC analizine göre piyasaların kırmızı çizgisi İran ve petrol arzı. İran’da yaşanacak gerçek bir askeri tırmanma petrol fiyatlarını yukarı, hisseleri aşağı çekebilir. Şu ana kadar böyle bir şok yaşanmadı ama bu, yaşanmayacağı anlamına gelmiyor.
- Ben yine de bu tür iyimserliklerden tedirgin olurum. 2008 krizi öncesinde de benzer bir iyimserlik vardı. O yılın yine ocak ayında Davos’taydım. Konuştuğum herkes son derece sakindi. Riskler konuşuluyor ama fiyatlanmıyordu.
Aklıma o ünlü söz geldi: “Tarih tekerrür etmez, hatalar tekerrür eder.”