Borsa İstanbul’da endekslere giriş kriterlerine yönelik yeni bir hazırlık var. Şirketlerin fiili dolaşım oranı ve gerçek likiditesinin daha fazla dikkate alınması gündemde. Çünkü bir ülke borsasının büyüklüğü, tek başına piyasanın kalitesini anlatmıyor. Asıl mesele, yatırımcının önüne ne kadar erişilebilir bir piyasa koyabildiğiniz.
Türkiye bu sorunun farkında. SPK, haziranda fiili dolaşım oranının hesaplanmasında değişikliğe gitti. Düzenleme sonrası 138 şirketin fiili dolaşım oranı düştü ve üçüncü çeyrek endeks seçimleri yeni oranlar üzerinden yapılacak.
Önemli bir adım ama yetersiz. Gelişmekte olan piyasalarla karşılaştırınca eksiklerimiz açıkça görülüyor. Hindistan’da 50 büyük ve likit şirketin bulunduğu Nifty 50 endeksinde yatırım yapılabilirlik ve likidite daha sıkı kurallara bağlı. MSCI’ın kum torbasına çevirdiği Endonezya’nın temel endekslerinde yüzde 10 minimum free-float şartı var. Brezilya’nın ana endeksi Ibovespa’ya girişte işlem günlerinin en az yüzde 95’inde işlem görmesi ve belirli bir hacme ulaşması gerekiyor. Endeks ağırlığında da free-float piyasa değeri esas alınıyor.
Türkiye’de ise düşük fiili dolaşım oranına sahip büyük şirketlerin endekste yer almasını sınırlayan net bir taban bulunmuyor.
Bunu BIST 100’de görüyoruz. Sermayesinin küçük bölümü dolaşımda olan şirketler, piyasa değeri ve işlem hacimleriyle endekste kalabiliyor. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçekten yüz şirketlik geniş ve derin bir yatırım evrenimiz mi var, yoksa büyük şirketlerin piyasada dolaşan küçük bölümleri üzerinden oluşan bir endeks mi izliyoruz?
Burada bir adım daha atılabilir. Asgari fiili dolaşım oranının altında kalan şirketlere, belirlenen sürede halka açık paylarını artırarak bu seviyeye ulaşma şartı getirilebilir. Böylece şirketler daha geniş bir yatırımcı kitlesine açılmaya zorlanır.
Mesele yalnızca halka açıklık değil. Düşük dolaşım oranı, birkaç büyük yatırımcının işlemlerinin fiyat üzerindeki etkisini artırıyor. Fonların bu hisselerde yoğunlaşması da görünen likidite ile gerçek piyasa derinliği arasındaki farkı büyütebiliyor.
Türkiye’nin güçlü bir borsaya ihtiyacı var. Bunun yolu daha geniş halka açıklık, gerçek likidite, şeffaf ortaklık yapısı ve güçlü piyasa gözetiminden geçiyor. İlk adımları nihayet attık ve devamı da gelmeli.