GÖKZemin başlıklı 7. Bienal için gittiğim Mardin’den döndükten sonra fark ettim ki, her zaman olduğu gibi Mardin yine benimle geldi.
Murathan Mungan’ın kitaplarından tanıyıp, pek çok kez ziyaret ettiğim ve her defasında daha da çok sevdiğim Mardin.…
Bu eşsiz coğrafyada 2010 yılında doğan Bienal, Mardin’in kültürel mirasını görünür kılıyor. Bölgedeki öykülerin zenginliği, mimarinin özgünlüğü ve çok kültürlülüğün getirdiği katmanlılık sanatçılara ilham kaynağı oluyor. Sarı renkli binaları, siyah taşlı dar sokakları, erken doğan parlak güneşin ısıttığı damları, esti mi insanı donduran rüzgarı, uçurtmaları, taklalar atarak uçan neşeli kırlangıçları, kahve, mahlep ve yenibahar kokan çarşıları, meydanda halay çeken gençleri, geceleri denize benzeyen Mezopotamya manzarası, restoranlardan gelen türkü sesleriyle tüm duyuları kışkırtan Mardin, her edisyonuyla başka bir soru soran Bienalin değişmeyen ana karakteri olarak sanata hakikilik katıyor.
Geçen hafta Mardin yağmurluydu. Bienalin Kızıltepe’deki bölümüne giderken bastıran sağanakla sırılsıklam olduk. Yağmur gökyüzünü daha mavi, bulutları daha beyaz hale getirdi. Henüz sararmamış ekinler, gelincikler ve papatyalar üzerindeki farklı ışık oyunlarıyla güneş de başroldeydi. Çalışmaları Bienal küratörü Çelenk Bafra ve sanatçıların yorumlarıyla deneyimlemek çok zenginleştirici ve ufuk açıcı bir deneyim oldu. Eserleri görmek için müze sınırları dışına çıktık. Nekropol alanında, Dara Antik kentinde geçmişin izlerini gördük, bir manastırın, bir sarnıcın ve bir hamamın kubbeleri altında öyküler dinledik.
Şehrin hafızasına, taşına, sessizliğine yerleşen Bienal’den zihnimizde yeni sorular, ruhumuzda yeni çalkantılarla döndük.

Mardin’in farklı noktalarında 20 ülkeden 42 sanatçıyı tanıma imkanı
Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde, direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın üstlendiği 7. Mardin Bienali, “GÖKzemin” başlığı çerçevesinde Türkiye ile birlikte 20 farklı ülkeden 42 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiriyor.
Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve ilk kez bienal mekânına dönüşen Ateş Beyler Hamamı izleyicilerle buluşuyor. Çelenk Bafra küratörlüğünde ve PEUGEOT ana sponsorluğunda gerçekleşen Bienal, yalnızca sergi mekânlarında değil; kahvehanesini paylaşan bir esnafla, hamamını sanata açan bir aile ile ve gündelik yaşamın içinde kurduğu ilişkilerle kente yayılıyor.
15 Mayıs 2026 tarihinde Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’ndeki açılış programıyla başlaya bienal, 21 Haziran 2026 tarihine kadar Mardin’in farklı noktalarında sanatseverlerle buluşacak.
Bienal programı sergilerle sınırlı kalmıyor. Performans, atölye ve konuşmalar açılış haftasına yayılıyor. Açılış programı 16–18 Mayıs tarihlerinde gerçekleşiyor. Kapanış etkinlikleri 20–21 Haziran’da düzenleniyor. House of Taswir ile “Gazze Bienali İnisiyatifi” ve Stadtkuratorin Hamburg ile yürütülen kamusal sanat projesi bu yılın öne çıkan iş birlikleri arasında.
Mardin Bienali’ni eşsiz kılan 9 özellik
- Bir Kolektif kültür girişimi: Döne Otyam’ın “Şehre rağmen değil şehirle birlikte” inşa etme vizyonu çerçevesinde, Mardin Sinema Derneği, Hakan Irmak, küratörler, sanatçılar, yerel girişimciler ve gönüllülerin çabalarıyla gelişen Mardin Bienali özünde bir “kolektif kültür girişimi” hikayesi. Bu yüzden çok samimi ve çok hakiki.
- Doğal entegrasyon: Mardin’de sanat çevreyle bütünleşiyor. Şehir zaten başlı başına bir sahne işlevi görüyor. Ö. 4500'lü yıllara kadar uzanan köklü bir geçmişin Sümer, Asur, Pers, Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemlerinin mirası üzerinde yükselen bir kent olan Mardin çok sesli, çok kültürlü yapısıyla, mimari ve doğal dokusuyla sanatçılara ilham kaynağı oluyor. Büyük bir müze ya da galeri gibi sanata ev sahipliği yapıyor. Eserler, taş konak, avlu, sarnıç, mağara, antik kent kalıntıları, terk edilmiş hamam, sokak araları gibi şaşırtan mekanlarda karşınıza çıkıyor. Kentin her yanında bazen bir atölyede, bazen bir avluda, bir sokak arasında görülen eserler izleyiciyi düşünmeye davet ediyor.
- Zamanın ruhunu yansıtan meseleler: Mardin Bienali yalnızca bir sanat etkinliği değil; hafıza, coğrafya, kimlik ve birlikte yaşama kültürü üzerine kurulan uluslararası bir kültürel platform niteliği taşıyor. Bienal sergiler aracılığıyla güncel meseleleri dert ederek, farklı olguları yeniden düşünmeye açıyor. Göçler, sınırlar, ekoloji, birlikte yaşama benzeri evrensel toplumsal konuları ele alıyor. Eserler, zamanın ruhunu “Zeitgeist” yansıtırken, sanatçıların öznel yorumlarıyla, sorunlar karşısındaki evrensel insanlık hallerini de ortaya koyuyor.
- Yerelden Evrensele yolculuk:. Evrenseli yerelle buluşturan bir platform efsaneler, anılar, hayaller, rüyalar ve duyularla birleştiriyor. Şehir ve geçişlere odaklanan ilk bienal abbbara sözcüğünden etkilenerek, AbbaraKadabra adıyla yola çıkmış. İkinci Bakış’ta yeniden görmenin imkanlarına yönelinmiş. Mitolojiler başlılı üçüncü edisyonda tema Mezopotamya’nın hafızası olmuş. Sözden Öte; dilin ötesindeki anlatılara; Çimenin Vaadi ekoloji ve dayanışmaya bakmış. Krizlerin hikayeye girmesiyle Daha Uzaklara’da bugünün krizlerinden çıkış arayışına yönelinmiş..
- Tevazu ve adanmışlık: Başta Bienal direktörleri Döne Otyam, Hakan Irmak; Küratör Çelenk Bafra olmak üzere, bienaldeki çalışanlarda, sanatçılardaki sadelik, adanmışlık ve tevazu dikkat çekiyor. Tüm ekipler, projeye birlikte sahip çıkarak büyük bir adanmışlıkla çalışıyor. Bu samimiyet hayatın tüm alanına yansıyor.
- Sentezler Bienali: Mardin Bienali’nde sanatçıların mekanlardan yola çıkarak onlara yeni boyutlarla farklı anlamlar kattığı çarpıcı eserler ön plandaydı. Bir kaç örnek vermem gerekirse…
Sakıp Sabancı Müzesi, girişte merdivenlerin üzerinde kaplayan Zahit Mungan’ın akrep biçimindeki dev uçurtması; Ahmet Doğu İpek’in ay tutulmalarını yansıttığı “Çok Uzaktan ve Hep” çalışması; Erkan Özgen’in Diyarbakır’daki bir çöp yığınında çektiği video projesi gibi farklı sesleri, farklı yorumları içeren geniş bir seçki sunuyor.
Kızıltepe’de yıllardır kullanılmayan Ateş Beyler Hamamı kadın sanatçılara ayrılmış. Hamanın iç bölümünde renkli kumaşlar ve ışık oyunlarıyla yaratılan çalışmaların yanı sıra, vitraylar, oyma işler ve dijital sanat eserleri var. Hamam, akustiği, kubbeleri, sahne görevi gören göbek taşı ve tepeden sızan doğal ışığıyla mükemmel bir sergi mekanına dönüşmüş. Hamamın girişindeki soyunmalıklarda House of Taswir işbirliğiyle hazırlanan “Gazze Bienali İnsiyatifi” ortamın gizem dolu atmosferine acımasız gerçekleri dahil ederek bir kontrast yaratıyor.
Dara Antik Kenti’nde metruk bir köy evinin yanındaki kapıdan girilen ve Escher çizimlerine benzeyen merdivenlerden inilerek erişilen devasa sarnıç Zindan masalsı bir ortam sunuyor.
Mükemmel bir aydınlatma, Selçuk Artut’un hareketlere göre farklı sesler yayan düzeneğinin yarattığı gizemli sesler ve tepede asılı beyaz bir yılan heykeli…. Alper Aydın, Zindan’ın karanlığında ışıldayan melek yutan yılan çalışmasıyla Jung’un arketiplerini anımsatan bir evrensel dil oluşturmuş
Deyrulzafaran Manastırı’ında ziyaretçileri konusu nesli tükenen canlılar olan bir eser karşılıyor. Manastırın iç kapısının iki yanında simetrik bir biçimde asılı olan bir çift kar leopar heykeli var.
Vahap Avşar’ın Buhara’daki yıkılmış evlerden edindiği ahşap malzemeden yararlanarak tasarladığı ve içinde gerçek bir arı kovanı bulunan bu leopar heykelleri nesli tehlike altında olan bir türün, bir başka türe barınak sunması fikrinden yola çıkarak yaratılmış.
Canan Dağdalen’in manastırın revakları altına yerleştirdiği iki ayna ise Selçuklu kubbelerini çağrıştıran gökle yeri birleştirerek Bienalin GökZemin fikrine gönderme yapıyor.
Marangozlar Kahvesi’nin terasında Mehtap Baydu, erkeklere ait olan bir kahveyi, kadınların mesajına ayırmış. Sanatçı çalışmasını bölgede çatışmaları durdurmak için başörtülerini ortaya atan kadınlardan ilham alarak yaratmış.
- Bölgenin tarihi mirası
Bienale ev sahipliği yapan bölge, çok zengin tarihi mirasıyla başlıbaşına bir cazibe merkezi. Mardin Kalesi, Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Midyat Mağaraları, Mor Behnam Kırklar Kilisesi, Mardin Beyaz Su, Turabdin Platosu, Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi, Mardin Müzesi (Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi), Oyma taş minaresiyle eşşiz Artuklu eseri olan Mardin Ulu Cami, 800 yıllık Kızıltepe Ulu Cami bir film platosu görüntüsü sunuyor.
- Mardin halkının desteği
Mardin’in nazik, güleryüzü ve misafirperver halkı, Bienal’e büyük katkıda bulunuyor. Son yıllarda açılan yeni oteller, restoranlar ve kafelerle konaklamak giderek daha keyifli hale geliyor. Esnaf son derece kibar. Mardin bir gastronomi merkezi olarak da ön plana çıkıyor. İlk gün Hepsiburada’nın Bienal misafirlerini ağırladığı Lolee Restoran, öğle yemeği için mola verdiğimiz Dar Restoran, Peugeot sponsorluğundaki akşam yemeğinin düzenlendiği Lummi Restoran, arada uğradığımız Öz Yasemin Pide Salonu’nda yemekler de, servis de çok iyiydi. Konakladığımız Reyhani Otel’in Şef Ayşe Hanım’ın yönettiği mutfağı tertemizdi. Kahvaltı da çok lezzetliydi.
- Sponsorların katkısı.
Mardin Bienali’nin ana sponsoru Peugeot, sanata verdiği desteğin yanısıra sanatla öne çıkmayı seçerek, başarılı bir örnek sergiliyor. Bienal kapsamında Alman Karargâhı’nda hayata geçirilen “PEUGEOT Deneyim Alanı: Aslanın Yansımaları”, sanat, tasarım, teknoloji ve mobiliteyi bir araya getiren çok katmanlı bir deneyim sunuyor.
Peugeot E-5008’den ilhamla geliştirilen “Art on Cars: Hareketin İzleri”, mobilite kavramını yeniden yorumluyor. Luna Merdin tasarımcısı Buket Dizer tarafından yeni PEUGEOT 408 ve Mezopotamya’nın aslan figüründen ilhamla hazırlanan “Eşiğin Muhafızı” koleksiyonu, kültürel mirası çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturuyor.
Bir diğer sponsor Hepsiburada ise 2022 yılında başlattıkları “Bir Gülüş Yeter” projesini Mardin’e taşıyor. Çocukların eğitime, oyuna, bilime, teknolojiye ve bugün burada olduğu gibi sanata erişimini desteklemek amacıyla 7. Mardin Bienali Çocuk Atölyeleri’ne destek veriyor. Bu atölyelerde çocuklar Mardin’in sokaklarından ve bienalin düşünsel çerçevesinden yola çıkarak kendi anlatılarını kuruyorlar.
Özetle…
7. Mardin Bienali kaçırılmayacak bir deneyim imkanı sunuyor. Kültür rotalarında ve yaratıcı üretim alanları farklı bakış açıları edinmek için ideal bir ortam. Bölgemizde savaşlar, göçler; ülkemizde enflasyon ve şiddet olayları; dünyadaki öngörülemez liderlerin yarattığı kaostan kısa bir süre uzaklaşıp, sanatla, tarihle dolu bir kaç gün yaşamak istiyorsanız... Başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu sorgulamak, tarihin karşısında her şeyin geçici olduğunu düşünmek ve Mezopotamya’ya karşı derin bir nefes almak için yavaşlamanın tam zamanı.
Mardin sizleri bekliyor…
