Türkiye İstatistik Kurumu’nun beyin göçü istatistikleri, 2025 yılında Türkiye’nin “beyin ihracatı” rekoru kırdığını gösteriyor. Yükseköğrenim mezunlarının beyin göçü oranı, 2025 yılında 0,2 puanlık bir artışla yüzde 2.’den yüzde 2,2’ye ulaştı. Dikkat çekici bir nokta daha var: Beyin göçü oranı 2015-2024 arasındaki 9 yılda yüzde 1,6’dan yüzde 2’ye çıkmıştı. Yani tek başına 2025 yılında, daha önceki 9 yılda ortaya çıkan oran artışının yarısına denk bir artış gerçekleşti.
Hesaplama yöntemine göre 2025 yılı beyin göçü oranı, 2020-2022 yılları içinde yurtdışına göçen ve en az 3 yıldır yurtdışında bulunan lisans düzeyinde yükseköğrenim diplomasına sahip gençlerin 2010-2019 yıllarını kapsayan 10 yıllık dönemde mezun olanların sayısına oranını ifade ediyor. Lise mezunu olup da üniversite eğitimi için yurtdışına giden gençler (ki bunların da oranı giderek artıyor) ile yurtdışında bulundukları süre henüz 3 yılı doldurmamış üniversite mezunları bu hesaba dahil değil. Ayrıca yurtdışına göç etmiş olmasına rağmen adres kaydını yurtdışına taşımamış olanları da kapsamıyor. Yani rakamsal büyüklük olarak beyin göçü sayısının bu oranların ifade ettiğinden daha yüksek olduğunu kabul edebiliriz.
Beyin göçü oranı rakamlarının görünüşte küçük rakamlar olması yanıltmamalı. 10 bu oranlar 10 yıllık bir dönemdeki toplam mezun sayısına göre hesaplanıyor. Rakamları farklı bir şekilde ifade edersek resim daha net anlaşılıyor: 2010-2019 yıllarını kapsayan 10 yıllık sürede Türkiye’nin bütün üniversitelerinden mezun olmuş olan her 45,6 gençten birisi 2020-2022 arasında yurtdışına göç etmiş ve halen yurtdışında kalmaya devam ediyor. Bu rakam erkekler için 37.4 gençten biri, kadınlar için 56,2 kadından biri şeklinde.
Bilimsel gelişme, inovasyon ve ekonomi açısından kritik önemdeki alanlarda rakamlar daha can yakıcı hale geliyor. Moleküler biyoloji ve genetik mezunu her 7,6 gençten biri yurt dışına göç etmiş durumda. Bu rakamlar matematik mühendisliğinde 9,1, elektronik mühendisliğinde 9,2, fizik mühendisliğinde 9,8, biyomühendislikte 10.8, yazılım mühendisliği ile bilgisayar mühendisliğinde 11, elektronik ve haberleşme mühendisliğinde 12 gençten biri şeklinde.
Göreli olarak daha yüksek puanlarla girilebilen özel üniversitelerin tam burslu bölümlerinde de her 100 mezundan 11,6’sı yurt dışına göç etmiş bulunuyor. Bu veri de yurt dışına göç ile kaybettiğimiz beyinlerin daha yeteneklilerden oluştuğunun bir diğer işareti.
Eğitimi yabancı dilde olan üniversite mezunları arasındaki yurtdışına göç oranının daha yüksek olması da bu olgunun bir diğer göstergesi. Eğitim dili Fransızca olan üniversitelerden mezun olan her 9,5 gençten biri, eğitim dili Almanca olan üniversitelerden mezun olan her 13,3 gençten biri ve eğitim dili İngilizce olan üniversite mezunu her 14,7 gençten biri yurt dışına göç etmiş durumda.
İl düzeyindeki rakamlar ise hem yukarıdaki resmi tamamlıyor hem de eğitim ve fırsat eşitliğinde bölgeler arası uçurumu yansıtıyor. İstanbul’da yaşayan üniversite mezunu her 25,1 gençten biri, İzmir’de yaşayanlarda her 28,7 gençten biri Ankara’da yaşayanlarda her 34 gençten birisi yurt dışına göç ederken bu rakamlar Hakkâri’de 518,3’te bire, Siirt’te 630,5’te bire düşüyor.
Bilimsel, teknolojik ve sosyal gelişmeye bu kadar ihtiyacı olan bir ülkenin en yetkin ve genç beyinlerini böylesine kaybediyor olması ülkeyi entelektüel, bilimsel, teknolojik ve sosyal olarak çoraklaştırıyor, çölleştiriyor. Doğadaki çölleşme, çoraklaşma gibi bunun nedeni de bir başka alandaki iklim krizi. Bu alandaki çölleşmenin ana kaynağı da siyasal, sosyal, ekonomik ve akademik alandaki iklimin bozulması.
Bu durumu ortaya koyan çok sayıda bilimsel araştırma ve yayın da var. Bu araştırmaların ortaklaştığı sonuçlar, gençleri ülkeyi terk etmeye yönelten nedenleri de ortaya seriyor. Giderek daha da otoriterleşen rejim; temel hak ve özgürlüklerin tehdit altında olması; yaşam tarzlarına müdahaleler; kadınların maruz kaldığı ilave sorunlar; kaotik politik ve ekonomik gündem içinde sıkışarak artan belirsizlik ve güvencesizlik; süregiden ekonomik sıkıntılar; atama ve işe almalardaki ve çalışma hayatındaki kayırmacılık, adaletsizlik, liyakatsizlik; yargı sistemine olan güvensizlik; akademik özgürlüklerin kısıtlanması ve eğitim sistemindeki bozulma; gençler arasında kökleşen umutsuzluk ve gelecek kaygısı; evli gençler için çocuklarının geleceği.
Evet, gençlerin geleceğini karartarak onları yurt dışına kaçmaya yönelten sorunlar, ülkeyi her bakımdan çoraklaştırarak ülkenin geleceğini de karartmış oluyor.