Belçika’nın yeni Ceza Kanunu’nda Doğa Kırım’ın bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, çevrenin savaş sırasında korunmasına ilişkin mevcut hukuk kurallarıyla ceza hukuku arasında yeni bir köprü kurdu. 1 Eylül 2026’da yürürlüğe giren düzenleme, çevreye ciddi, geniş ve uzun süreli zarar veren hukuka aykırı eylemleri barış ve savaş zamanında ayrı bir suç kategorisi olarak ele alıyor.
Çevrenin savaş sırasında korunması yeni bir fikir değildir. Ancak Belçika'nın yeni Ceza Kanunu'nda Doğa Kırım (ekokırım/ecoside) suçunun bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi, çevre hukukunun uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası ceza hukuku ile kesiştiği noktada yeni bir eşik oluşturmuştur.
29 Şubat 2024 tarihli Kanun ile yeni Ceza Kanunu'nun II. Kitabı'na eklenen 94. madde, 1 Eylül 2026 itibarıyla yürürlüğe girerek Doğa Kırım eylemleri barış veya savaş zamanında işlenebilen bağımsız bir suç haline getirmiştir.
Belçika modelinde Doğa Kırım; kasten, eylem veya ihmal yoluyla, hukuka aykırı bir fiilin çevreye ciddi, geniş ve uzun süreli zarar vermesi ve failin bu zararı meydana getirdiğini bilmesi halinde oluşur. Bu unsurlara; fiilin federal mevzuata veya federal makamı bağlayan uluslararası bir hukuk aracına aykırı olması gerekir. Böylece; Belçika modeli, çevresel zararı yalnızca savaş hukukunun bir sonucu olarak değil, bağımsız bir ceza hukuku ihlali olarak ele almaktadır.
Bunun uluslararası insancıl hukuktaki ilk karşılığı 1977 tarihli Cenevre Ek Protokol I madde 35/3'tür. Bu hüküm, tarafların savaş yöntem ve araçlarını seçme hakkının sınırsız olmadığını belirterek, doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarar vermesi amaçlanan veya böyle bir zararın meydana gelmesi beklenebilen savaş yöntem ve araçlarının kullanılmasını yasaklar. Burada Belçika modelinden önemli bir fark vardır: AP-I madde 35/3'te zarar yalnızca kasten hedeflenmiş olmak zorunda değildir; kullanılan yöntem veya aracın böyle bir zararı doğurmasının beklenebilir olması da yeterlidir.
Ek Protokol-I madde 55 ise aynı üçlü eşiği doğal çevrenin korunması perspektifinden kurar. Savaş sırasında doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarara karşı özen gösterilmesini zorunlu kılar; çevreye yönelik misilleme saldırılarını da yasaklar. ICRC'nin açıklamasıyla madde 35 savaş yöntem ve araçları açısından, madde 55 ise doğal çevrenin korunması açısından aynı koruma mantığını tamamlar.
Ek Protokol-I madde 56 ise tehlikeli güçler içeren tesislere yönelik saldırılarda özel koruma getirir. Barajlar, bentler ve nükleer elektrik üretim tesisleri gibi hedeflere yönelik saldırılar, serbest bırakılabilecek tehlikeli güçlerin ağır sivil kayıplara yol açması ihtimali nedeniyle ayrıca sınırlandırılmıştır. Bu hüküm doğrudan bir “Doğa Kırım” suçu değildir; ancak çevresel felaket yaratabilecek kritik altyapının korunması bakımından Belçika modelinin savaş hukuku bağlantısını tamamlar.
ENMOD Sözleşmesi madde I ise farklı bir yaklaşım benimser. Burada yasaklanan, doğal çevreye zarar veren her türlü saldırı değil, doğal süreçlerin kasıtlı biçimde değiştirilmesini sağlayan “çevresel modifikasyon tekniklerinin” askerî veya başka düşmanca amaçlarla kullanılmasıdır. Madde II bu teknikleri, dünyanın biyotası, litosferi, hidrosferi, atmosferi veya uzayındaki doğal süreçlerin dinamik, bileşim veya yapısının kasıtlı manipülasyonu olarak tanımlar. Ayrıca ENMOD, AP-I'den farklı olarak “geniş, uzun süreli veya ciddi” etkilerden söz eder; yani eşikler alternatif niteliktedir.
En yüksek ceza hukuku eşiği ise Roma Statüsü m.8(2) (b)(iv)'te görülür. Uluslararası silahlı çatışmada bir saldırının, doğal çevreye geniş, uzun süreli ve ciddi zarar vereceğinin bilinerek başlatılması ve bu zararın beklenen somut ve doğrudan genel askerî avantaja açıkça aşırı olması savaş suçu niteliğindedir. Böylece Roma Statüsü, çevresel zarar testine ayrıca askerî avantaj ve orantılılık değerlendirmesini ekler.
Sonuç olarak beş düzenleme aynı çevresel tehdidi farklı hukukî merceklerden ele almaktadır: Belçika madde 94 çevresel zararı bağımsız suçlaştırmakta,
AP-I madde 35/3 savaş yöntem ve araçlarını, madde 55 doğal çevreyi, madde 56 tehlikeli güçler içeren tesisleri korumakta. ENMOD çevresel modifikasyon tekniklerini yasaklamakta; Roma Statüsü ise belirli koşullarda çevreye yönelik saldırıyı savaş suçu haline getirmektedir.
Belçika modelinin asıl yeniliği burada ortaya çıkmaktadır: çevrenin korunmasını savaş hukukunun tali bir unsuru olmaktan çıkarıp, barış ve savaş zamanlarında uygulanabilen bağımsız bir ceza hukuku kategorisine taşımaktadır. Bu yaklaşım, ekokırımın gelecekte Roma Statüsü'nde bağımsız bir uluslararası suç olarak tanınması tartışmasının da ulusal hukuk düzeyindeki önemli örneklerinden biridir.