Siyasi irade; toplum adına toplumsal tercihleri belirleyen güçtür.
Bu mevzinin elindeki güç; kanun yapmak, bütçe belirlemek, kamu politikası oluşturmak ve kurumlara yetki vermektir.
Doğrudan ceza veya yaptırım değil kanun yapma gücünü kullanır.
Bu güç, yasama mevzisinden yönetilir.
Siperlerinde; milletvekilleri, bakanlar, parti yöneticileri vardır.
Güç kaynağı ise; yasama yetkisi, bütçe, kamu politikası, norm koyma ve siyasi meşruiyettir.
Siyasi irade silaha dönüşürse…
Siyasi irade silaha dönüşürse; bürokrasiyi ve yargıyı belirli hedeflere karşı kullanılabilecek araçlara dönüştürebilir. Siyasal güç, belirli kişi, grup veya kurumları etkisizleştirmek amacıyla hukukî düzenlemeyi seçici, ölçüsüz veya stratejik biçimde kullanmaya başladığında her şey köklü çürümelere maruz kalabilir.
Siyasi irade; toplumsal tercihleri değil, mevzi tercihlerini uygulayan mekanizma haline gelir. Silahın menzilini, hedefini ve kullanılacağı zamanı belirleyen ağır silahlarla donanmış komuta merkezine dönüşebilir.
Bürokrasi ve idare yetkisi; ruhsat, lisans, denetim, vergi, ihale, disiplin, izin, rapor, idari yaptırım ve benzeri araçlarla devletin günlük hayattaki gerçek gücünü taşır.
Bu güç yürütme mevzisinden yönetilir.
Siperlerinde bürokratlar, teknokratlar, hukukçular vardır.
Bürokrasi ve idare silaha dönüşürse…
Toplumsal tercihlerin aksi yönünde mevzilenen siyaset, siyasi iradeyi silah haline getirerek idari uygulamalar yapmaya başlar. Tek tek bakıldığında hukuka uygun görünen işlemler, aynı hedef üzerinde sistematik, seçici veya koordineli biçimde uygulanmaya başladığında bir kuşatma mekanizmasına dönüşebilir.
Bürokrasi bu anlamda savaş alanındaki konvansiyonel kuvvettir. Siyaset mevziyi belirlerken bürokrasi sahayı kontrol eder, hareket alanını daraltır ve hedefi yıpratır. Hukukun silahlanmasının en görünmez biçimi de çoğu zaman budur; çünkü saldırı tek bir büyük darbede değil, çok sayıdaki küçük ve teknik işlemin toplam etkisinde ortaya çıkabilir.
Hukuk; toplumsal ve bireysel refahın kapsam ve içeriğini belirler. Soruşturma, kovuşturma, tutuklama, adli tedbir, el koyma, yargılama ve hüküm, hukuk devletinin olağan araçlarıdır
Bu güç yargı mevzisinden yönetilir.
Siperlerinde savcılar, hakimler, avukatlar vardır.
Adalet, eşitlik ve hakkaniyet savaşı verir.
Yargı silaha dönüşürse…
Siyasal irade, bürokratik kapasite ve yargısal zor kullanma gücü; belirli bir hedef üzerinde, belirli bir amaca yönelik, stratejik olarak birleştiğinde; hukuk, nihai ateş gücüne dönüşebilir.
Yargı bu anlamda nükleer kuvvettir. Buradaki tehlike yalnızca hukuka aykırı karar değildir; hukuken mümkün görünen araçların seçici, ölçüsüz, taraflı veya meşru amacından saptırılmış biçimde kullanılmasıdır. Çünkü Yargı bu anlamda nükleer kuvvettir. Çünkü yargısal güç; özgürlük, malvarlığı, itibar ve siyasal haklar üzerinde diğer kamu işlemlerinden farklı olarak sonradan tamamen giderilemeyebilecek sonuçlar doğurabilir.
Üç mevzinin kesişmesi
Üç mevzi, yani yasama, yürütme ve yargı, hukukla bağlı kaldıkları sürece birbirlerinin rakibi değil, toplumun Adalet, Eşitlik ve Hakkaniyet siperlerini koruyan üç savunma hattıdır.
Yasama toplumsal iradeyi hukuka dönüştürür, yürütme bu hukuku tarafsız ve ölçülü biçimde hayata geçirir, yargı ise hem bireyi hem toplumu diğer iki gücün olası aşırılıklarına karşı korur. Böylece devletin sahip olduğu yasama, yürütme ve yargısal güç, halka karşı kullanılan bir kuvvet olmaktan çıkar; halkın refah, güven, özgürlük ve haklarını koruyan bir devlet kapasitesine dönüşür.
Hukuk devleti; tüten bir ocağın dumanına bakıp devleti yönetme hayali kurabilen, o hayali gerçekleştirebileceğine inanabilen çocukların ve gençlerin teminatıdır.
Ancak siyasal irade belirli bir hedefi stratejik olarak seçtiğinde, bürokratik kapasite bu hedefi kuşatacak biçimde seferber edildiğinde ve yargısal zor kullanma gücü aynı hedef üzerinde devreye sokulduğunda üç mevzi artık birbirini denetleyen hukuk devleti kurumları olmaktan çıkar. Sistematik devlet gücü değil, aynı ateş hattında bütünleşen ve birleşen güç artık lawfare (hukuki savaş yöntemi) ihtimalinin aktörü olma potansiyeli taşır.
Lawfare ihtimali, üç kurumun aynı konuda işlem yapmasından değil; belirli bir hedefin, belirli bir stratejik amaçla, farklı kamu güçlerinin birbirini tamamlayan kapasitesi kullanılarak kuşatılmasından doğar.
İşte o zaman o ocaktaki duman umut ve hayalin değil, ateş ve boğulmanın sebebidir.
Brezilya’daki Lava Jato (Car Wash) Operasyonu, devlet yetkilerinin seçici, stratejik ve kurumsal olarak birbirini güçlendiren biçimde kullanılması halinde hukukun bir mücadele aracına dönüşebileceği tezini somutlaştıran örneklerden biridir.
Operasyon kapsamında eski Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva hakkında yürütülen süreçlerde Brezilya Yüksek Federal Mahkemesi, 2021 yılında Curitiba’daki 13. Federal Mahkemenin bu davalara bakmakta yetkili olmadığına karar vererek verilen kararları hükümsüz kılmıştır. Aynı yıl Mahkeme, hâkim Sérgio Moro’nun Lula’nın “Triplex” davasındaki tarafsızlığını da kabul edilen çoğunluk kararıyla sorgulamış ve onun şüphe nedeniyle görevden çekilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Böylece mesele yalnızca tek bir kararın hukuka uygunluğu olmaktan çıkmış, soruşturma, savcılık ve yargılama gücünün aynı hedef üzerindeki birleşik etkisi hukuk devleti, tarafsızlık ve hâkim güvencesi bakımından tartışmanın merkezine yerleşmiştir.