YATIRIM FONU KRİZİ (4)
Tıpkı 1929 Krizi Sonrası’nın ABD’sinde, Küresel Finans Krizi sonrasının ABD ve İngiltere’sinde, ya da bizdeki Banker Krizi, 1994 Krizi, İmar Bankası Krizi ve Bankacılık Krizi’nde (2000-2001) olduğu gibi, büyük krizlerin ve finansal başarısızlıkların sonunda yeni kurumların ve büyük kurumsal değişikliklerin ortaya çıkması beklenir. Yatırım Fonu Krizi’nin etkisiyle ortaya çıkacak yeni düzenleme sistematiğinin odağında portföy yönetim şirketlerinin, aracı kurumların, saklamacıların, yatırım ve emeklilik fonlarının olacağına şüphe yok. Ancak o listeye bir kurumu daha eklemek gerekiyor: bankalar.
Bankacı sermaye piyasasına yönelik yatırım tavsiyesi veriyor
Fon krizinin ardından çok sayıda kişiden “Bankacım önerdi; SPK denetimindeki fon diye güvenip aldım” cümlesini duyduk. Bankacı-mudi diyaloğunda bankacılık ürünlerine yönelik pazarlama faaliyetinin ötesinde sermaye piyasası faaliyetlerine yönelik yönlendirici yorum ve tavsiyelerde bulunulması makul bir durum gibi görülmekle birlikte, mevzuata aykırılık teşkil etmektedir. Ancak bu uygulamanın yaygın biçimde olağan karşılanması, yatırımcıyı korumaya yönelik sermaye piyasası kurallarının bu alanda fiilen işletilmesini güçleştirmektedir.
Sermaye piyasası mevzuatı veremezsin diyor
Sermaye Piyasası Mevzuatı’na göre yatırım danışmanlığı, yatırımcıyla yapılan çerçeve sözleşmesi kapsamında, yönlendirici nitelikte yorum ve tavsiyelerde bulunulması faaliyetidir. Yatırım danışmanlığı faaliyeti bağlamında bankalar açısından sınır, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (Kanun) 39’uncu maddesinde çizilmiştir. Kanun’un 37’nci maddesinde sayılan ve faaliyet izni gerektiren hizmetlerden biri olan yatırım danışmanlığını yalnızca yatırım ve kalkınma bankalarının yürütebileceği belirtilmek suretiyle, mevduat bankalarının ve katılım bankalarının yatırım danışmanlığı yapma yetkisinin olmadığı hükme bağlanmıştır. SPK’nın III-37.1 sayılı Tebliği’nde yatırım danışmanlığının tanımı 45’inci maddede yapılmış, söz konusu faaliyetin SPK’dan izin almış aracı kurumlar, yatırım ve kalkınma bankaları ile portföy yönetim şirketleri tarafından yatırım danışmanlığı çerçeve sözleşmesi kapsamında yürütülebileceği 46’ncı maddede belirlenmiştir.(i) Öte yandan, bir kişi ve/veya gruba yönelik olmayan genel yatırım tavsiyesi niteliğindeki raporların bankalar dahil yatırım danışmanlığı yetki belgesi olmayan yatırım kuruluşları tarafından hazırlanması ve yayınlanması ya da Yatırım Hizmetleri Tebliği (III-37.1) uyarınca genel yatırım tavsiyesinde bulunabilecekler tarafından hazırlanmış bu nitelikteki raporların müşterilere verilmesi sermaye piyasası mevzuatı açısından mümkündür.(ii) Kısacası, soruya dönecek olursak, banka çalışanlarının belli bir kişi için, belli bir sermaye piyasası aracına yönelik yatırım tavsiyesi vermesi doğru değildir. Kuşkusuz etik de değildir.
Yatırımcı bankacının tavsiyesine muhtaç mı?
Kısa yanıt: Evet. Bilgisizliğin ve bilgi kirliliğinin yoğun olduğu bir ortamda yatırımcı konuyla aslında ilgisiz ve yetkisiz olan bankacının da tavsiyesine muhtaçtır. Çünkü yatırım danışmanlığı işi, bilhassa bunun sözleşme ile ücret karşılığında yapılan biçimi, Türkiye’de kurum olarak tutmamıştır.
Yatırım danışmanlığı işi Türkiye’de neden tutmadı?
Bunun altında, piyasanın zayıf form etkinlik koşullarını ancak sağlayabilen türlü yetersizliklerinin payı büyüktür. Ancak yatırım kararı sürecinde sözleşmeli bir danışmanlık hizmetinin alınması ne kültür olarak finansal aracılık sisteminde yaygındır, ne de sistemi harekete geçirecek olan yatırımcımızın bu yönde açık bir talebi vardır. Yatırımcı bulunduğu kurtlar sofrasının idrakinde değildir. İhtiyaç halinde avukata, doktora ve hatta falcıya hizmet bedelini ödemekten çekinmeyen insanımızın ekseriyeti konu borsa olunca “bir bilen”e dönüşmektedir. Üstelik icabında evini, arabasını satacak kadar vaziyeti bilir hâldedir. Oysa, finansal okuryazarlık düzeyinin yerlerde süründüğü ultra spekülatif bir yapıda, belli bir kişi ve varlığa yönelik olarak sunulacak yatırım danışmanlığı hizmetinin yüksek kalitede olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Elbette yüksek kaliteden muradımız uygunluk ve yerindelik testlerini şipşak yaptıktan sonra yatırım işini “ne veriyim abime” moduna göre yönetmek değildir. Bu konunun içerdiği büyük hassasiyet, herhalde “Yatırım Fonu Krizi” ile birlikte daha iyi anlaşılmıştır.
Ne yapmalı?
Yatırım danışmanlığının işinin Türkiye’de bir biçimde oturması gerekiyor. Bu noktada, diğer kurumların yanı sıra bankalardaki masum gibi görünen ama yetkisiz yapılan yatırım danışmanlığı faaliyetlerine de dur denmelidir. Borsa yatırımcısına yönelik yerindelik-uygunluk testlerini zorlu bir ehliyet sınavı olarak görmek, ancak her hâlükârda yatırım kararı verilmeden finansal okuryazarlık becerisi zayıf olan yatırımcının yeterli bilgi ve doğru tavsiyeyi aldığından emin olmakta yarar vardır.
--
(i) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6362&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5; https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/07/20130711-23.htm
(ii) SPK Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri ile Yatırım Kuruluşlarına İlişkin Rehber: https://mevzuat.spk.gov.tr/59d4fbff-4db9-4e8c-b03c-98de8c9eaab3