2004 YILI Eylül ayının sonlarıydı. İpaş İplik ve Dokuma Fabrikası’nın bahçesinde kurucusu Mahmut Çalık’la sohbet ediyorduk.
Yanında oturan torunu Hakan Akbulut’u işaret edip, gururla anlatmıştı:
- Yıllar önce oğlum Ahmet’i (Çalık) Malatya’ya yatırıma ikna etmiştim. Şimdi torunum Hakan Akbulut’u kolundan tutup Malatya’ya getirdim.
Ahmet Çalık, iplik ve denim (blue-jean kumaşı) üretimi için başlangıçta Çorlu ve İnegöl’ü düşünmüş, hazırlıklarını da ona göre yapmıştı. O aşamada babası Mahmut Çalık karşısına dikilip bastırmıştı:
- Oğlum gel sen bu yatırım için Malatya’yı düşün. Bu topraklarda doğup, büyüdün. Kendi şehrine katkın olsun. Hemşerilerine iş kapısı aç. Elbette Çorlu ve İnegöl de vatanımızın güzide köşeleri. Oralarda yatırım yapan çok oluyor. Sen en iyisi Malatya’ya gel.
Ahmet Çalık’ın Türkiye’nin 3 büyük denim üreticisi arasına giren fabrikasının Malatya’da yükselmesi, tekstil sektörünün duayen isimlerinden babası Mahmut Çalık’ın ısrarıyla gerçekleşmişti.
Mahmut Çalık, o dönemde İstanbul’da hazır giyim-konfeksiyon yatırımı başlatan torunu Hakan Akbulut’un da işlerinin bir ayağının Malatya’da olmasını sağlamıştı. Akbulut’un yatırımı da Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a attırdığı 38 temel arasında yerini almıştı.
Mahmut Çalık, oğlu Ahmet Çalık, torunu Hakan Akbulut’un yatırımlarının ardından sözü ekonomiye taşımış, şu ilginç mesajı vermişti:
- Hocalar camide hutbe okuyup, vaaz verip cennet yolu gösteriyor. Camide ekonomi anlatılması lazım. Eğer ekonomi düzgün olursa, din de mezhep de her yerde itibarlı olur.
Sonra da laikliğin önemine vurgu yapmıştı:
- Atatürk nur içinde yatsın. Ne mutlu ki Türkiye’de demokratik laik düzeni kurmuş. Dünyanın en güzel düzeni.
Tekstil sektörüne Malatya Yeşilyurt’ta evinin altındaki tezgahla giren, İpaş ve Anateks’in kurucusu Mahmut Çalık’ın vefat haberini geçen Pazar günü akşam saatlerinde Sinpaş Yönetim Kurulu Başkanı Avni Çelik’in ev sahipliğindeki buluşmada aldım.
Fehmi Çetinkaya’nın oğlu, Çetinkaya Mağazaları’nın yönetiminde bulunan Fatih Çetinkaya, Çalık Ailesi ile “hısım” olduklarını belirtip, bilgiyi verdi:
- Mahmut Amca (Çalık) bir saat kadar önce vefat etmiş…
Pazartesi günü de Arçelik’in Milano’da düzenlenen “Eurocucina 2026” fuarı davetine katıldım. Mahmut Çalık’ın cenazesine gidemedim.
Milano yolunda arşivimi taradım, Mahmut Çalık’la ilgili yazılarımı gözden geçirdim.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na denk gelen bugünkü “Mahmut Çalık’ın ardından” yazım için 8 Ekim 2004 tarihli yazımı temel aldım. Mahmut Amca, o günlerde ne güzel mesaj vermiş:
- Ne mutlu ki Atatürk Türkiye’de demokratik laik düzeni kurmuş. Dünyanın en güzel düzeni…
Allah rahmet eylesin Mahmut Amca…
Mekanın cennet olsun…
Gazeteciler olmazsa demokrasi olmaz
MALATYA Eğitim Vakfı’nın (MEV) önceki Başkanlarından, dönemin Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Taçyıldız’la 2017 yılının son haftasında Anateks Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Çalık’ı İstanbul’daki ofisinde ziyarete gitmiştik.
Mahmut Çalık’ın Merter’deki ofisinde masasında yerel gazete haberi dikkatimi çekmişti:
- Kurumlara bayrak gönderdi…
Mahmut Çalık, 80 adet büyük boy bayrak yaptırıp Malatya’daki resmi kurumlara ve üniversiteye hediye olarak göndermiş, yanına şu mesajı iliştirmişti:
- Ülkemizin zor süreçlerden geçtiği dönemlerde bayrağımıza ve bağımsızlığımıza her zaman olduğu gibi sahip çıkalım. Bayrağımızı her daim olduğu gibi yine başımızın üstünde taşıyalım.
Ayrıca gençlere de şu çağrıyı yapmıştı:
- Bayrağımızı her zaman ve her yerde gururla dalgalandırın. Bayrağımızın canımızdan değerli olduğunu unutmayın.
Bayrakla ilgili mesajını okuduktan sonra mesleğimizle ilgili şu yaklaşımı sergilemişti:
- Gazeteciler olmasa demokrasi olmaz…
Mahmut Çalık’ı ziyaret sonrası 5 Ocak 2018’de yazdığım yazıyı mesleğimize verdiği değer nedeniyle şöyle noktalamıştım:
Teşekkürler Mahmut Amca…
2008 yılında Başbakan Erdoğan’a ‘sıkıntıdayız’ mektubu göndermişti
2008 yılı Şubat ayıydı. Anateks Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Çalık, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği “Sıkıntıdayız” mektubuyla gündem olmuştu.
Mahmut Çalık, mektubu dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. Nazım Ekren, Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ile AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı’ya da iletmişti.
Mahmut Çalık, mektubunda sıkıntılarını şöyle dile getirmişti:
- Tekstil sektöründeki sıkıntılar bu şekilde devam ederse, içimiz sızlayarak son elemanlarımızı da izine gönderip, tüm işletmelerimizi kapatmak zorunda kalacağız.
- Kapatmadan devam edersek, her ay 2 milyon dolar zarar yazarız. Gerek faiz oranlarının yüksekliği gerek döviz kurlarının düşük seyretmesi ve buna bağlı olarak kontrolsüz ithal iplik girişi bizleri çözümsüzlüğe itiyor.
- Doğru projelerle sektörün elinden tutulmaması durumunda tekstil biter. O zaman Türkiye kendi ihtiyacı olan tekstil ürünlerini 2-3 kat pahalıya dışarıdan almak zorunda kalır.
- Geçmişte 5 metre kefen bezi bile üretemeyip, Amerika’dan getirmek zorunda kalıyorduk. O günlerden bugünlere gelebilmek için çok gayret gösterdik, çok büyük yatırımlar yaptık. Bunca yatırımın bir çırpıda yok olmaması için ilginizi bekliyoruz.
Mahmut Çalık, mektubuna şu notu eklemişti:
- Bunları ağlamak için değil, Türkiye için yazıyorum.
Atatürk, dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi

TEKFEN Vakfı’nın “365 Gün Atatürk” takviminin 16 Nisan 2026 günkü yaprağındaki fotoğrafa baktım, altındaki tanıtım yazısını okudum:
- Atatürk’ün manevi destekçilerinden Ankara Müftüsü Rifat Börekçi…
Takvim yaprağının arkasını çevirdim, Rifat Börekçi’yi anlatan yazıyı gördüm, başlığı şöyleydi:
- Ankara Müftüsünden Milli Mücadeleye destek…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle yazıyı sizlerle paylaşmak istedim:
- Kurtuluş Savaşının ilk aşamasında İstanbul ve Anadolu’daki din adamları arasında bir fetva savaşı yaşandı.
- Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin Milli Mücadeleyi başlatan Atatürkve Kuvayı Milliyeciler hakkında verdiği ölüm fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rifat Efendi (Börekçi) de 16 Nisan 1920’de “halktan milli direnişe sahip çıkmalarını isteyen” karşı fetva verdi.
- Mevcut duruma ve gerçeğe uygun olmayan fetvaların şeriat bakımından“geçerli olmayacağını” bildiren Rifat Efendi’nin fetvası, Anadolu’da 153 müftü ve din adamı tarafından da desteklendi, birçok gazetede yayımlandı.
- Anadolu’daki direniş hareketine destek veren Rifat Efendi’nin bu davranışı İstanbul Hükümeti’nin hiç hoşuna gitmemişti.
- Daha önce Atatürk ve arkadaşlarını “idam”a mahkum eden “Divanı Harp”, Rifat Efendiiçin de “idam” kararı çıkarttı. Padişah Vahdettin, bu kararı hemen onayladı. Bir Osmanlı Padişahı ilk kez bir müftü hakkında ölüm cezası veriyordu.
- Rifat Efendi, “Birinci Millet Meclisi”ne Menteşe (Muğla) Mebusu olarak girdi. Ancak, daha sonra milletvekilliğinden istifa ederek müftülük görevine döndü. 1924’te Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirildi. 5 Mart 1941’deki ölümüne kadar bu görevde kaldı.
- Atatürk, Rifat Efendi’nin verdiği desteği hayatı boyunca şükranla andı ve O’nun ileri fikirliliğinden, vatanperverliğinden her zaman övgüyle bahsetti.
- Rifat Efendi ise Atatürk hakkında şöyle der:
- “Ata’nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ‘Paşam, beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır’ cevabını verirdi.
Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun…
