MURAT YAPICI - MY Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu
Avrupa Birliği ile Hindistan arasında geçmişte sonuçsuz kalan Serbest Ticaret Anlaşması (STA) müzakereleri, 2022’de yeniden başlatıldı ve geçen hafta tamamlandı. Bu gelişme Türkiye’de yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi: Gümrük Birliği bir kez daha sorgulanıyor.
Peki neden?
Anlaşma yürürlüğe girdiğinde taraflar birçok üründe gümrük vergilerini karşılıklı olarak sıfırlayacak. Hindistan; tekstil, deri, ayakkabı gibi emek yoğun sektörler başta olmak üzere neredeyse tüm ürünlerde AB pazarına gümrüksüz erişim imkânı elde edecek.
Bu tablo Türkiye açısından doğal olarak soru işaretleri doğuruyor.
Türkiye–Hindistan: Zor Bir Denklem
2010 yılında, benim başkanlığımda Türk tarafı ile Hindistan arasında bir Ortak Çalışma Grubu kurulmuştu. O dönemde Türkiye, serbest ticarete bugünkünden çok daha açık ve istekliydi. Ancak Hindistan’ın AB ile yürüttüğü müzakereler tıkanınca bizim süreç de durdu.
Dış ticaret rakamları da ilişkinin hassasiyetini gösteriyor. Türkiye, Hindistan ile ticarette kronik olarak açık veren bir ülke konumunda. Nitekim 2025 yılında 1,3 milyar dolarlık ihracata karşılık 5,9 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdik.
Ayrıca, Türkiye ile Hindistan birçok sektörde doğrudan rakip. İplikten konfeksiyona, jenerik ilaçtan demir-çeliğe, otomotiv yan sanayinden kimyaya kadar rekabet alanı oldukça geniş.
Üstelik her iki ülkenin de gümrük vergileri yüksek ve korumacı refleksleri güçlü.
Asıl Tartışma Nerede?
Gümrük Birliği’nin sağlıklı işlemesi için Türkiye ile AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı STA’larda paralellik sağlanması gerekiyor. Ancak pratikte bu her zaman mümkün olmuyor. Bazen Türkiye, bazen karşı ülke isteksiz davranıyor.
Hindistan özelinde ise gerçekçi olmak gerekiyor. Türkiye’nin mevcut ekonomik koşulları ve korumacı yaklaşımı dikkate alındığında, büyük ve rekabetçi bir ekonomi olan Hindistan ile yakın gelecekte bir STA müzakeresi başlatılması neredeyse imkânsız.
Bu noktada Gümrük Birliği tartışmasının özü birkaç temel soruda düğümleniyor:
Birincisi: Sorun gerçekten Türkiye’nin Hindistan ile STA yapamamış olması mı?
Hukuken mümkün olsa bile, Hindistan’ın ucuz işgücü avantajı ve Türkiye ile doğrudan rekabet ettiği sektörler düşünüldüğünde, Türkiye böyle bir anlaşmayı gerçekten ister mi? Eski bir baş müzakereci olarak bu konuda ciddi şüphelerim var.
İkincisi: Asıl sorun, Hindistan’ın AB pazarına gümrüksüz girmesiyle Türkiye’nin tercihli konumunun aşınması mı?
Ancak AB’nin üçüncü ülkelerle STA yapmasını fiilen ya da hukuken engellemek mümkün değil.
Üçüncüsü: AB üzerinden Türkiye’ye bir “trafik sapması” riski var mı?
Bugün Türkiye, STA farkı nedeniyle AB menşeli olmayan dolaylı ithalata ek mali yükümlülükler uyguluyor. Ayrıca yüksek ilave gümrük vergileri ve sıkı menşe kontrolleri mevcut. Bu nedenle ciddi bir trafik sapması riskinden söz etmek zor.
Dördüncüsü: Sorun, Türkiye’nin AB’den bağımsız STA yapamaması mı?
Türkiye hâlihazırda daha küçük ve doğrudan rekabet içinde olmadığı ülkelerle STA imzalayabiliyor. Sorun hukuki yetkiden çok, büyük ve rakip ekonomilerle müzakere gücünün sınırlı olması.
Son olarak: Gümrük Birliği hâlâ gerçek anlamıyla bir Gümrük Birliği mi?
2011’den bu yana yaklaşık 4.500 üründe uygulanan yüksek İlave Gümrük Vergileri, fiilen Ortak Gümrük Tarifesinden sapıldığını gösteriyor. Öte yandan Türkiye, AB’den bağımsız olarak da serbest ticaret anlaşmaları imzalıyor; Venezuela ve Katar bu örnekler arasında yer alıyor. Bugün gelinen noktada Gümrük Birliği, üçüncü ülkelere karşı ortak ticaret politikası olmayan bir “yarı STA” gibi uygulanıyor.
Durum böyleyken, peki biz aslında neyi tartışıyoruz?
Bu karmaşık tabloda tek ve net çözümün AB üyeliği olduğu açıktır. Ancak bu gerçek, kısa vadede tartışmayı bitirmeye yetmiyor.
Gümrük Birliği üzerinden yürüyen bu yeni tartışmanın cevabını, yukarıdaki sorular ışığında, okurların takdirine bırakıyorum.