Venezuela operasyonu 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel sistemin tabutuna çakılan son çivi olacak gibi… Çin ve Rusya -daha alt ölçekte ise Hindistan-, yaşanan gelişmeleri ABD’nin “küresel jandarma”lık sisteminden, dünyayı “nüfuz bölgelerine bölen” yeni bir sisteme geçiş rotasına oturtmaya çalışıyor.
ABD’nin Maduro operasyonu küresel tarih açısından yeni bir milat niteliğinde... Ancak bu “miladın” nereye evrileceği hâlâ tam belli değil. Acaba ABD’nin “küresel jandarmalığını” içeren Pax-Americana daha mı güçlenecek, yoksa Rusya, Çin -ve şansı az da olsa Avrupa’nın- başat hale geldiği çoklu güç merkezlerinin hüküm sürdüğü “çok taraflı küresel sistem” mi yaşadığımız yüzyıla damga vuracak?
Çok soru var, ancak hepsinin de cevapları henüz muğlak;
1- MADURO NEDEN DEVRİLDİ, ÜLKEYİ KİM YÖNETECEK?
Yaklaşık 30 milyonluk, petrol zengini Venezuela’da halk büyük baskı ve ekonomik zorlukla yaşıyordu. Bu nedenle neredeyse nüfusun üçte biri komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Halk nezdinde desteği yıllar içinde sürekli azalan, seçimleri ise hile yoluyla kazandığı yönünde genel kanı olan Maduro’nun tek güvendiği kontrolü altındaki bürokratik sistem ve devletin silahlı gücü idi. Ancak bu kontrole rağmen, Maduro’nun hemen hemen hiç kurşun sıkılmadan ABD tarafından teslim alınması “yönetimin içinden ihaneti” de işaret ediyor.
Washington’un daha önce Libya’da, Irak’ta, Afganistan’da silah zoruyla yönetim değiştirirken yaptığı yanlışı tekrarlamak istemediği de ortada; ABD Venezuela’da sil baştan yeni bir yönetim kurmak yerine, Maduro yönetiminden isimlerle devam edecek gibi duruyor. Maduro’nun koltuğuna en yakın isim ise yardımcısı Delcy Rodriguez.
Rodrigez eliyle yürütülecek geçiş dönemi sonrasında Venezuela muhalefet lideri Machado’ya yönetimin devredilmesi büyük ihtimal. Ancak Machado’nun da 2025 Nobel Barış ödülünü kazandığında ilk teşekkür ettiği ismin ABD Başkanı Trump olduğu unutulmalı. Yani Venezuela görünür gelecekte fiilen ABD kontrolünde olacak.
2- ABD İÇ DENGELERİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Venezuela operasyonu, sınıraşan bir müdahale olmasına rağmen Amerikan Kongresi’nin onayı alınmadan, sadece ABD Başkanı Trump’ın talimatıyla gerçekleşti. Trump Kongre’yi “by-pass” etmek için “uyuşturucuyla mücadele” kartını oynadı. Ancak Trump’ın yaptığı ilk açıklamada “bundan sonra Venezuela’yı ABD yönetecek” sözleri bile tek başına konunun uyuşturucu ile mücadele değil, bağımsız bir ülkenin yönetimine dış müdahale olduğunun kanıtı. Maduro’yu “diktatör” olarak niteleyen ABD Başkanı, izlediği müdahale yöntemiyle kendi ülkesinin iç işleyişini hiçe sayıp, kendi “diktatoryal hevesleriyle” hareket etmiş bir görüntü çiziyor.
Maduro’nun devrilmesinin ABD iç sistemi açısından ilk etkisi, Trump’ın bu konuyu Kasım ayında yapılacak ve Kongre’nin üçte birinin değişeceği ara seçimler için propaganda malzemesi olarak kullanacak olması. Venezuela’nın 2028 başkanlık seçimlerine de etkisi olabilir; Eğer Trump yine Amerikan demokratik sisteminin arkasından dolanıp, kendisine üçüncü kez başkanlık yolunu açacak bir “hile” bulmazsa, yerine Cumhuriyetçilerin adayı olarak kimin geleceğinde etkili olabilecek Maduro operasyonu. Başkan Yardımcısı Vance adaylığa en yakın isim gibi dursa da, Venezuela ve Küba meselelerini siyasi kariyerinin temeline yerleştiren eski Florida Senatörü, Trump’ın Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, Maduro’nun düşüşüyle çok güçlendi.
3- VENEZUELA’NIN KONTROLÜ KÜRESEL EKONOMİYİ NASIL ETKİLER?
■ Petrol Meselesi- Venezuela’nın OPEC üyesi olması, zengin petrol ve doğalgaz yatakları, Maduro’nun ABD tarafından derdest edilmesinin arkasında “petrol savaşlarının” rol oynadığını düşündürüyor. Venezuela’nın en büyük petrol alıcılarından biri Çin. Nitekim ABD Başkanı Trump da operasyondan sonra yaptığı ilk açıklamada “Venezuela’nın Çin’e petrol satışının süreceğine” ilişkin garanti verdi. Ancak bunun kısa dönemli, Pekin yönetimini Venezuela’daki uluslararası hukukla hiç bağdaşmayan yönetim değişikliği konusunda “susturmayı” amaçlayan taktik bir açıklama olduğu da açık. Venezuela’nın Çin’e petrol ihracatının anahtarı artık Washington’da; Trump ya da sonraki Amerikan başkanları bu “anahtarı” istediği gibi kullanabilecek.
Ancak Çin’in de ekonomisine petrol tedarik eden ülkelerin teker teker ABD kontrolüne geçme riskini çok önceden gördüğü ve kendini buna hazırladığının işaretleri var. Çin Devlet Başkanı Şi’nin Çin’in iddialı küresel ticaret projesi Kuşak ve Yol’un ikinci safhasını yeşil dönüşüm üzerine kurması, bundan sonra hem Çin anakarasında, hem de uluslararası alanda yapılacak Çin yatırımlarında çevresel etkilerin “ön şart” olacağını açıklaması bunun kanıtı.
ABD’nin Venezuela hamlesi küresel petrol arzının önemli kaynaklarından biri olan Rusya’yı da derinden etkileyebilecek nitelikte; Venezuela petrolünün kontrolünün Washington’a geçmesi, Körfez Arapları ile mevcut ilişkileri, İran’a yönelik baskı ve yaptırım -belki de saldırı - politikası göz önüne alındığında, ABD’nin dünya toplam rezervlerinin yarısından fazlasında söz sahibi haline geldiğini söylemek mümkün.
Küresel petrol fiyatının kontrolünün ABD’ye geçmesi, Rusya’nın petrol satışına dayalı ekonomisi açısından da alarm zillerinin çalması anlamına geliyor. Bir de buna ABD’nin Ukrayna meselesini bahane ederek, Avrupa’nın Rusya’dan petrol alımın durdurmasını, Hindistan ve Türkiye’yi de bu yönde “tehdit/ikna çabaları” düşünüldüğünde, Moskova açısından zor bir dönemin geldiğini söylemek yanlış olmaz.
■ Para birimi meselesi- Venezuela operasyonda sadece petrol değil, petrolünün satışında hangi dövizin kullandığı da kritik önemde. Çin ve Venezuela arasındaki alışveriş, kendi ülkelerinin para birimi üzerinden yürüyordu. Bu da Amerikan Doları’nın küresel sistemdeki etkisini ve Washington’un para piyasaları kontrolünü azaltıyordu. Venezuela operasyonu, uluslararası alış-verişlerde ABD Doları yerine kendi para birimini kullanmak isteyen ülkelere karşı bir gözdağı niteliği de taşıyor.
■ Küresel ticaret yolları meselesi- ABD’nin “arka bahçesi” konumundaki Latin Amerika’da silah zoruyla yönetim değiştirmesi ilk değil. Maduro’nun yaşadığının bir benzerini, ABD 1989 yılında Panama’yı yine “narkoterör” gerekçesiyle işgal edip, Devlet Başkanı Noriega’yı “yargılanmak” üzere tutuklayarak yapmıştı. Böylece Panama kanalının kontrolü ABD’ye geçmişti.
Ancak zaman içinde Çin’in Panama üzerindeki ekonomik etkisi artınca, Trump yine Panama’ya el attı; Başkanlık döneminin ilk günlerinde Trump, “Panama kanalının Çin kanalı haline geldiğini” öne sürüp, ekonomik yaptırım tehditleriyle ABD’nin küresel ticaret açısından kilit önemdeki bu su yolu üzerindeki etkisini sağlamlaştırdı. Venezuela operasyonu, Panama’daki güç dengesi değişikliğinin devamı niteliğinde.
Şimdilerde de sıra en az Panama Kanalı kadar önemli diğer küresel ticaret geçitlerine gelmiş görünüyor;
ABD’nin en büyük müttefiki, Ortadoğu’daki “vekil gücü” olan İsrail’in Somaliland’ı tanımasını bu açıdan okumak mümkün; Somaliland Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan Bab-ül Mendep Boğazı’na en hakim noktada konumlanmış durumda. Keza benzer konumdaki Yemen’deki karışıklık da yine bu kritik küresel su ticaret yolunu kimin kontrol edeceği üzerinden şekilleniyor.
Bunlara İsrail’in Mısır’la imzaladığı dev doğalgaz anlaşmasını da eklemek mümkün; Bununla Süveyş Kanalı’nı kontrol eden Mısır da ABD-İsrail etki alanına resmen sokulmuş oldu.
4- OPERASYON KÜRESEL SİSTEMİ NE YÖNE GÖTÜRÜR?
Venezuela operasyonu 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel sistemin tabutuna çakılan son çivi olacak gibi. Çin ve Rusya -daha alt ölçekte ise Hindistan-, yaşananların ABD’nin “küresel jandarma” olduğu küresel sistemden, dünyayı “nüfuz bölgelerine bölen” yeni bir sisteme geçiş olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Nitekim ABD’de Trump yönetiminin yayınladığı yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ndeki “artık sonsuz savaşlar olmamalı” önermesi ve belgede Latin Amerika’ya yönelik güçlü atıflar, ABD’nin de öngördüğü yeni sistemin farklı güç odaklarının yer alacağı “çok taraflı” bir sistem olma olasılığını ortaya çıkarıyor. Dünya sanki, ABD, Çin, Rusya - ve belki Hindistan’ın- başat aktörler olacağı nüfuz bölgelerine bölünmüş, ikinci bir “Monroe doktrini” dönemine doğru gidiyor.
Ancak tüm bunların ABD eliyle yaratılan bir “illüzyon” olma ihtimali de var; Küresel su yollarını, petrol arzını kontrol altına alma adımları atan ABD’nin bu yönde ilerlemekten vazgeçip, orta vadede “güçlü pax-Americana”ya yönelme ihtimali de gözönüne alınmalı. Ukrayna meselesiyle yıpratılan Rusya, yine Ukrayna yüzünden kaosa yürüyen Avrupa, İran’ın etkisizleştirilmesi, Ortadoğu’nun İsrail’in eliyle dizaynı, orta- uzun vadede ABD’nin en büyük rakip Çin’e yönelmesinin de açabilir.
5- SIRADA HANGİ ÜLKELER OLABİLİR?
ABD’nin Venezuela operasyonunda kullandığı yöntem çok tehlikeli; Bir ülkenin liderini “suçlu” ilan edip, onu derdest ederek yargılamak, büyük güçlerin diğer egemen ülkeleri “diledikleri gibi dizayn etme” emellerinin önünü açar nitelikte.
Maduro belli ki “uyuşturucu kaçakçılığından” yargılanacak; Ancak kendisinin “devlet başkanı” olması, bu “suçu” işlerken yaptığı işbirliklerinin de diğer ülkelerdeki etkin “siyasetçiler” olma olasılığını güçlendiriyor. Yani yargılama sürecinde “ortaya çıkacak/üretilecek” yeni kanıt ve bağlantılar, ABD’ye Maduro ile ilişkili tüm dünya siyasetçilerine karşı ABD tarafından kimi zaman baskı, kimi zaman şantaj unsuru olarak kullanılabilecek.
Trump’ın bir diğer hedefinin İran olduğu da açık; Dolayısıyla yakın zamanda İran’a karşı ABD-İsrail yapımı yeni bir müdahale/operasyon/savaş da beklemek yanlış olmaz. İran’daki protestolar henüz rejimi değiştirecek aşamaya gelmiş değil; Ancak ABD-İsrail tarafından kullanılacakları açık.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun tüm siyasi kariyeri boyunca Venezuela ve Küba’da rejim değişiği beklentisini dillendirdi. Venezuela tamam; Sıranın Küba’ya gelmiş olma olasılığı yüksek.
Ve elbette ABD’nin “arka bahçesini özgürce dizayn etmesinden” Çin’in de yararlanmak istemesini, bu çerçevede Tayvan’a müdahaleye bir adım daha yaklaşmasını da gözardı etmemek gerek.
