Yıllardır kadın girişimcilerin başarı öykülerini dinleyen, jürilerde yer alan birisi olarak kadınların yarattıkları mucizevi başarılara tanık oluyorum. Kadın girişimcilerin çoğunda bulunan temkinli tavır, onların kısıtlı sermayelerini korumalarına yardımcı oluyor. Sabırlarıysa, acele davranarak yanlış kararlar almalarını engelliyor. Yavaş ama sürekli bir biçimde çalışan kadın girişimciler, çoğu kez büyük hayaller ve iddialarla yola çıkan erkek girişimcilere göre çok daha başarılı sonuçlar elde ediyorlar.
Geçtiğimiz hafta tanıştığım Neslihan Canpolat da bu kadınlardan birisi. 2013 yılında, istediği rahatlık ve şıklıkta ayakkabı bulmakta zorlanınca, çözümü kendim üretebilirim diye düşünerek yola çıkmış. Tek bir model tasarlatmış, 300 TL sermayeyle ilk seriyi üretmiş. Instagram aracılığıyla satışa sunulan ürünler çok kısa bir sürede tükenince, yeni seri onu takip etmiş. Yakalanan başarılı ivmeyi gören eşi Neslihan Canpolat’ın girişimine daha büyük destek vermeye karar vermiş. Böylece, markanın yolculuğu başlamış. NC markası giderek kadın ve erkek ayakkabısı, çanta ve aksesuar kategorilerinde büyüyen çok katmanlı bir şirket haline gelmiş.
Neslihan Canpolat markanın öyküsünü şu cümlelerle anlatıyor:
Markanız nasıl doğdu?
Türkiye’de günlük hayatın içinde rahatça giyilebilecek, estetikten ödün vermeyen ayakkabılara erişimin sınırlı olduğunu gördüm Bu ihtiyaca cevap vermek için tasarladığımız ilk sneaker modelini Instagram’da paylaşınca, bir günde 80 sipariş geldi. Bu da markamızın yönünü belirleyen ilk kırılma anı oldu.
Sizi ne başarılı kıldı?
Ben ayakkabıyı yalnızca bir ürün olarak değil; kişinin kendine bakışını ve gün içindeki duruşunu etkileyen bir deneyim olarak ele alıyorum Tasarım sürecinde “Bu ayakkabı nasıl hissettirir?”diye sorarak ilerliyorum. Bu nedenle estetik kadar rahatlık da vazgeçilmez bir kriter. Görsel olarak güçlü olsa bile günün temposuna eşlik etmeyen modeller üretime alınmıyor. Ben süreçlere sezgisel ve tasarım odaklı yaklaşıyorum. İş ortağım, eşim İsmail Yılmazer’in operasyonel ve analitik düşünce tarzıyla birlikte bütüncül bakmayı başarıyoruz.
Tasarımda nasıl farklılaşıyorsunuz?
Benim temel yaklaşımım şu: “Kadın ayakkabısı tasarlıyorsan, önce kadının ruhunu anlamalısın.” Bu düşünce, markanın yalnızca estetik bir üretim dili kurmasını değil; kullanıcıyla duygusal bir bağ geliştirmesini de sağladı. Biz kadının gün içindeki ritmini, ihtiyaçlarını ve değişen ruh hâlini anlamaya çalışarak ilerliyoruz.
Modellerimizin çıkış noktası çoğu zaman bir trend değil, gerçek bir ihtiyaç cümlesi oluyor:“Rahat ama topuklu da olsun”, “Gün boyu koşturuyorum ama şık hissetmek istiyorum” gibi geri bildirimler, koleksiyonlarımıza yön veriyor.
Markanız nasıl gelişti?
Tüm sürecimiz doğrudan kullanıcı geri bildirimleriyle şekillendi. Sneaker ile başlayan yolcululuğumuzda, daha sonra “rahat ama topuklu da olsun” talebi doğrultusunda yeni koleksiyonlar oluşturduk. Bunları babet modeller, çantalar ve aksesuar modelleri izledi.
Erkekler için de koleksiyon ürettiniz…
Evet, gelen sorular ve talepler doğrultusunda rahat ve güzel tasarımlı erkek ayakkabıları üretmek için yola çıktık. Erkek müşterilerimizin memnuniyeti arttıkça, biz de yeni modeller ekledik.
Deri giysilere de başladınız…
Evet. Deri koleksiyonu markamızın zamansızlık iddiasını daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Deri tasarımlar hızlı tüketimin aksine, uzun süre hayatın içinde kalıyor, estetik ve rahatlık açısından kullanıcıyı memnun ediyor.
Gelecek planlarınız neler?
İki önemli hedefimiz var. Birincisi, evden üretim yapabilecek kadınlara iş imkânı sunacak bir model üzerinde çalışıyoruz. Üretimi yerelleştiren ve kadınların ekonomik olarak güçlenmesini destekleyen bir yapı kurmayı diliyoruz.
Uzun vadede ise, bu tasarım dilini ve üretim anlayışını uluslararası pazarlara taşımayı planlıyoruz. Markamızın öncelikli büyüme alanlarından biri olarak Avrupa’yı seçtik Bu doğrultuda çalışıyoruz.
