YENER KARADENİZ/İSTANBUL
AYMOD Fuarı’nda konuşan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayicinin enflasyonla mücadelede artık sınırına geldiğini vurgulayarak “Bu mücadelede bizden beklenecek ne kan ne de can kaldı” dedi. TİM Başkanı Mustafa Gültepe ise artan savaş ortamında ihracatın sürdürülebilirliği için ekonomi politikalarının güncellenmesi ve sanayiye daha güçlü destek verilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) tarafından 74’üncüsü düzenlenen AYMOD Ayakkabı Moda Fuarı başladı. Toplam 3 salonda 26 bin metrekarelik alanda 25’i yabancı olmak üzer 200’ün üzerinde katılımcının yer aldığı fuarın açılışı Ticaret Bakanı Yardımcısı Mahmut Gürcan, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, TİM Başkanı Mustafa Gültepe ve TASD Başkanı Berke İçten tarafından gerçekleştirildi.
Alanında Avrupa’nın en büyüğü olan AYMOD’u 5 bini yabancı, yaklaşık 20 bin profesyonelin ziyaret etmesi bekleniyor. TASD önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da Ticaret Bakanlığının desteğiyle VIP alım heyeti programı düzenledi. Heyet kapsamında İstanbul’a gelen yaklaşık 600 nitelikli alıcının seyahat ve konaklama giderleri TASD tarafından karşılandı. AYMOD, 28 Mart Cumartesi akşamına kadar açık kalacak.
“Sanayici ve ihracatçı üzerinden savaş verme gücümüz kalmadı”
AYMOD fuarının açılışında konuşan İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, burada yaptığı konuşmada 37 yıldır istikrarlı bir şekilde devam eden fuarın bu noktalara gelmesinin önemli bir başarı olduğuna dikkat çekti. Bahçıvan, “Bu işler sevgi ve aşk olmadan yapılacak işler değil. Hesapta olmayan öngörülemeyen olaylar ile karşılaşıyoruz. Savaşlarda dünyanın kapandığı dönemde sürdürmek zorundasınız işlerinizi. Bu işler bu nedenle çok kolay olmuyor” dedi. Kuzeyde devam eden Rusya ve Ukrayna savaşına bu kez de Güney’de yeni bir savaşın daha eklendiğine dikkat çeken Bahçıvan, şöyle devam etti. “İran üzerinden başlayan mücadele, sadece siyasi ve askeri savaş değil ekonomik bir savaşa dönüştü. Bu savaş en kısa zamanda sona erecek ama savaşın oluşturduğu ekonomik tahribat ciddi anlamda hayatımıza girdi. İstemesek de bu durum Türkiye ekonomisine derinden etkileme noktasında ilk işaretleri vermeye başladı. OVP’nin temel amacı enflasyonu çözmek ve finansal istikrarı sağlamaktı Enflasyonu çözme konusunda da en büyük fedakarlığı sanayici üstleniyor. Bizden kaynaklanmayan problemin çözümü konusunda yoğun bir sabık mücadele ve dayanma gücü gösterdik ama bu içine girdiğimiz durum bizim program ile ilgili değerlendirme ve tespitleri gözden geçirme mecburiyetini veriyor. Sanayici ve ihracatçı üzerinden bu savaşı verme konusunda gücümüz kalmadı. Herkesin bunu anlaması lazım. Türk sanayici ve ihracatçısı 3 yıldır bu mücadeleyi fazlası ile verdi. Rekabetten, maliyetten yatırımdan taviz verdik ama artık bu mücadelede bizden beklenecek ne kan ne de can var” diye konuştu.
“Sanayi daha fazla ön plana konulmalı”
Türkiye ihracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe de orta vadede Türkiye’yi ilk 10 ihracatçı ülke arasına koymak için çalıştıklarını belirtti. Bu kapsamda 2025 yılında ihracatta artış yaşandığını ama ihracatını artıran sektör sayısının ise 3 sektör ile sınırlı kaldığını belirten Gültepe, “Dünyanın değiştiği savaşların arttığı ortamda ihracatın artması önemli. İhracattaki artış 3 sektörden kaynaklandı. Biz istiyoruz ki bu artışlar 26 sektörde ve hizmet ihracatında da gerçekleşsin. Tüm sektörlere yayılsın ki her yıl ihracatta en az yüzde 10 büyüyebilelim” dedi.
3-4 yıldır Kuzey’de bir savaş olduğunu, Filistin’de ise bir katliam yaşandığını dile getiren Gültepe, “Şimdi İran savaşı var güneyimizde. Dolayısıyla biz bulunduğumuz coğrafyada güçlü olmak zorundayız. Sektörlerimizin de güçlü olması lazım. Emek yoğun sektörlerin ise çok daha güçlü olması lazım. Bu kapsamda verilen destekler önemli. Ama daha fazla desteğe ihtiyaç var. Çünkü rekabetçilikte büyük sorun var. Cari fazla veren bir sektör cari açık verir duruma geldi” dedi. Sanayicinin üzerindeki enflasyon yükünün artık yavaş yavaş kaldırılması gerektiğini belirten Gültepe, şöyle devam etti: “İran savaşı öncesinde uygulanan ekonomi politikaları ile savaş sonrası politikaların artık değişmesi gerektiğini ve desteklerin de daha fazla artması gerektiğini düşünüyoruz. Sanayi daha fazla ön plana konulmalı. Tüm bu mücadelemiz bu. Sanayinin ayağa kalması için istişare ile var gücümüz ile çalışıyoruz. Savaş olmasına rağmen fuarların, ticari heyetlerin olması büyük önem taşıyor. Umarız ki pandemide yaşadığımız artış yine aynı şekilde bu tarafa doğru yansır. Umuyoruz ki AB’ye olan ihracatımız daha fala yukarı doğru çıkar.”
"Büyüme kompozisyonunda makas değişikliği yapılmalı"
TASD Başkanı Berke İçten de rekabetçilikle ilgili sorunlar nedeniyle ayakkabı sektörünün son üç yılda adet bazında yüzde 50 ihracat kaybı yaşadığını hatırlattı. Üç yıl önce yaklaşık 350 bine ulaşan istihdamın yüzde 40’ını kaybettiklerini belirten İçten, şöyle devam etti: “Rekabetçilikle ilgili sorunlarımız devam ederken şimdi bir de savaş gerçeğiyle karşı karşıyayız. Savaş nedeniyle enerji ve lojistik maliyetlerinde hızlı bir artış yaşanıyor. Diğer taraftan Avrupalı ve ABD’li markalar için Türkiye ‘yakından tedarik merkezi’ ve güvenli üretici kimliğiyle öne çıkıyor. Pandemi dönemindekine benzer bir şekilde Asya’daki siparişlerin bir kısmı ülkemize kayabilir. Savaştan bağımsız olarak küresel markalar Türkiye’deki üretimlerini artırmak istiyor. Ancak yüksek maliyetler markaların ülkemizde üretim yapma motivasyonunu azaltıyor. Dolayısıyla bizim her türlü hammadde ve yan sanayiye erişimimizin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Hammadde ve yan sanayi ürünlerinin ithalatında vergilerin kaldırılması halinde üretim maliyetlerimizin en az yüzde 25 ucuzlayacağını söyleyebilirim.” Berke İçten, savaş nedeniyle artan petrol fiyatları ve navlun maliyetleri nedeniyle 2026 yılı için öngörülen enflasyon hedefinden uzaklaşılma riskinin arttığına dikkat çekti. İçten, “Reel kur endeksinin en azından mevcut seviyesini koruyabilmesi için kurun enflasyona paralel artması büyük önem arz ediyor. Büyüme kompozisyonunda da iç talepten dış talebe doğru bir ‘makas değişikliği’ gerekiyor” diye konuştu.
Ardıç: Savaş sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüştü
EKONOMİ/ANKARA
Ankara Sanayi Odası (ASO) mart ayı Meclis toplantısında konuşan Başkan Seyit Ardıç, yılın ilk çeyreğini geride bırakırken küresel risk algısının daha da derinleştiğine dikkat çekerek, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan Körfez ülkelerine de yayılan sürecin, sadece bölgesel güvenliği değil, enerji arz güvenliğini, ticaret yollarını ve küresel ekonomik dengeleri de sarstığını söyledi. Enerji fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişin küresel enflasyon baskısını yeniden artırabilecek bir gelişme olduğunu kaydeden Ardıç, “Savaş artık sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüşmüştür” dedi.
Türkiye özelinde bu gelişmelerin risk ve stratejik zorunluluk olmak üzere iki yönlü okunması gerektiğini kaydeden Ardıç, “Birincisi, risk boyutudur. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki her yükseliş; cari denge, enflasyon ve üretim maliyetlerimiz üzerinde baskı oluşturmaktadır. Biz sanayiciler için enerji faturası yalnızca bir maliyet kalemi değil, rekabet gücümüzü doğrudan etkileyen stratejik bir değişkendir. Özellikle ihracat pazarlarında talebin yavaşladığı, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde enerji kaynaklı yeni şoklar, üretim planlamasını daha da zorlaştırmaktadır” dedi. İkinci yönün ise stratejik zorunluluk olduğunu kaydeden Ardıç, “Son dönemde yaşanan gelişmeler bize çok açık bir gerçeği yeniden göstermektedir; Güçlü savunma sanayii bir zorunluluktur. Savunma sanayii ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızın da en güçlü taşıyıcısıdır. Savunma sanayiinde elde edilen her kabiliyet, diğer sektörlerin teknoloji seviyesini de yukarı taşır. Savunma teknolojisinde bağımsız olmayanın geleceğiz olmaz. Bu nedenle savunma sanayiinde yakaladığımız ivmeyi daha geniş bir sanayi dönüşümüne yaymalı, kritik teknolojilerde derinleşmeli, yerli üretim kabiliyetini artırmalı ve sanayimizi küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirmeliyiz. Çünkü artık güçlü ülke olmanın yolu, sadece sınırı korumaktan değil, üretim omurgasını da çelikleştirmekten geçiyor” diye konuştu,
"Arz kapasitesi güçlendirilmeli"
Arz kapasitesinin yeterince güçlendirilemediği bir ekonomide, makroekonomik dengelenmenin kalıcı biçimde sağlanmasının, enflasyonla etkili ve gerçekçi bir mücadelenin yürütülmesinin mümkün olmadığını kaydeden Ardıç, şöyle devam etti, “Tarım zayıflıyor, sanayi istenen ölçüde büyümüyor ve üretim kapasitesi yeterince genişlemiyorsa, yalnızca talebi baskılayarak kalıcı fiyat istikrarı sağlanamaz. Çünkü mesele yalnızca para politikası meselesi değildir. Mesele üretimdir, verimliliktir, tarımda ve sanayide arz kapasitesini yeniden güçlendirmektir. Arz yönünü güçlendirmeden ne kaliteli büyümeden, ne de kalıcı refah artışından söz edemeyiz. Gerçekçi ve sürdürülebilir bir enflasyonla mücadelenin yolu; üretimi, sanayiyi, tarımı ve verimliliği merkeze alan bir büyüme anlayışından geçmektedir.”
“Yüksek gıda enflasyonu sadece don ve kuraklıkla açıklanamaz”
Şubat ayı verilerinin, enflasyonla mücadelede risklerin arttığını gösterdiğini kaydeden Ardıç, “Yüksek gıda enflasyonu yalnızca geçici don olayları ya da kuraklıkla açıklanamaz. Asıl sorun daha derindedir. Tarım sektörümüz uzun süredir yüksek girdi maliyetleri, düşük verimlilik, plansız üretim, sulama altyapısındaki yetersizlikler, küçük ölçekli işletme yapısı ve tedarik zincirindeki aksaklıklar gibi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Körfez’deki savaşla birlikte özellikle gübre ve diğer tarımsal ara girdilerin tedariki zorlaşırken maliyetler daha da artacaktır. 2025’te tarımsal üretim hacmimiz bir önceki yıla göre yüzde 10,6 daralmış, üretim düzeyi 2018’den bu yana en düşük seviyesine gerilemiştir. Bu durum, gıda enflasyonu ve fiyat istikrarı açısından da önemli bir risk alanı oluşturmaktadır” değerlendirmesi yaptı. Tarım politikalarının bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiğini kaydeden Ardıç, hem üreticiyi hem sanayiciyi hem de tüketiciyi koruyan ve kazandıran “sözleşmeli tarım modelinin” yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.
İmalat sanayi üretim gücünü kaybediyor
Sanayi üretim endeksinin Ocak ayında hem aylık hem yıllık bazda gerilediğine dikkat çeken Ardıç, imalat sanayinde; ara malı, sermaye malı, tekstil, giyim, deri, kimya, ana metal ve mobilya gibi birçok temel sektörde üretim gücünün kaybedildiğini vurguladı. Kur baskısıyla enflasyonu düşürmeye dayalı yaklaşımın, enflasyonu istenilen seviyeye düşürmediği gibi sanayicinin rekabet gücünü önemli ölçüde zayıflattığını söyleyen Ardıç, “Verimliliği artıran yapısal reformlar ve sürdürülebilir ekonomi politikaları olmadan kalıcı toparlanma mümkün değildir. Üretimi ve yatırımı yeniden ayağa kaldıracak bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Çünkü Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi; tüketimden değil, üretimden geçmektedir” dedi.