FERZAN ÇAKIR
Sustainable Brands Türkiye bu yıl kesişen riskleri odağına alıyor. 29-30 Eylül’de İstanbul’da 14’üncüsü gerçekleştirilecek buluşma, “All Rise: Kesişen Riskler Çağında Kolektif Yükseliş” temasıyla düzenlenecek. Zirvede değişen tüketici davranışları, marka iletişimi, sürdürülebilir iş modelleri ve COP31 süreci ele alınacak.
Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Sustainable Brands Türkiye Başkanı Semra Sevinç ile riskler çağında şirketlerin dönüşümünü ve sürdürülebilirliğin yönünü konuştuk. Sevinç’e göre bugünün dünyasını çevresel, sosyal, ekonomik, jeopolitik ve teknolojik olmak üzere beş ana risk grubu şekillendiriyor. Bu risklerin hiçbirinin diğerinden bağımsız ele alınamayacağını belirten Sevinç, “Bu riskler birbirini tetikliyor, besliyor ve güçlendiriyor. Kurumsal stratejiyi ve yaratılan etkiyi birlikte yönetmek gerekiyor. All Rise, risklerden birlikte çıkmayı ve birlikte yükselmeyi anlatıyor” diyor.
Sürdürülebilirlik var olmanın koşulu
Ekonomik belirsizlik arttığında şirketlerin ilk refleksi, sürdürülebilirlik yatırımlarını ertelemek oluyor. Sevinç’e göre bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin çevresel bir yükümlülük ve ek maliyet olarak görülmesinden kaynaklanıyor: “Sürdürülebilirlik çevre yönetimi değildir. Bir kurumun iyi olma hali de değildir. Bugünün kurumları için varlığını sürdürebilmenin koşuludur. İklim riskini dikkate almadan fabrika kuramaz, çalışanınıza refah sağlayamazsınız. Jeopolitik riskleri dikkate almadan yalnızca küresel kaynaklara dayalı bir tedarik zinciri oluşturamazsınız. Bugünün dünyasında dayanıklı bir tedarik zincirine ihtiyacınız var.”
İyi rapor, yanlış yatırımı kurtarmıyor
Türkiye’de sürdürülebilirlik gündemi uzun süre raporlama ve mevzuata uyum ekseninde ele alındı. Semra Sevinç, raporlamayı şirketin yaptıklarını görünür kılan bir araç olarak tanımlasa da tek başına dönüşüm anlamına gelmediğinin altını çiziyor.
“Ne kadar iyi raporlama yaparsanız yapın, yatırımlarınızı çevresel ve sosyal etkiyi dikkate almadan gerçekleştiriyorsanız değer yaratamaz, iş modelinizin devamlılığını sağlayamazsınız. İş modelinizi dönüştürmeden yalnızca iyi göstermek için raporlama yapıyorsanız, raporlamayı amacına uygun kullanmıyorsunuz demektir. Sürdürülebilirlikte iki kavramı ayırmak gerekiyor: Kurumsal sürdürülebilirlik mevzuata ve raporlama yükümlülüklerine uyumu kapsıyor. Sürdürülebilir iş ise şirketin varlığını nasıl devam ettireceğiyle ilgili. Bunun için riskleri yönetirken değer üretmeniz, ürününüzü, hizmetinizi ve iş modelinizi yeniden tanımlamanız gerekiyor. Bugün finansmana erişim, önemli ölçüde sürdürülebilirlik stratejinize ve iş modelinizi bu doğrultuda dönüştürmenize bağlı. Bu dönüşüm, daha uygun maliyetli fonlara ulaşmanın da önünü açıyor. Dolayısıyla mesele raporlamanın çok ötesinde.”
Hikâyeden önce kanıt gerek
Avrupa Birliği’nde çevresel iddialara yönelik kurallar sıkılaşırken Türkiye’de de yanıltıcı beyanların önüne geçmeyi amaçlayan düzenlemeler uygulanıyor. Sevinç’e göre denetimin artması iletişim dünyasında iki farklı eğilim doğuruyor: Çevresel performansını olduğundan güçlü gösteren markalar yeşil badana yaparken, gerçekten adım atan bazı şirketler ise eleştirilme endişesiyle sessiz kalıyor.
“İletişim dünyasının artık hikâyeyi anlatmaktan önce hikâyeyi doğru yapmaya odaklanması gerekiyor. İçeride alınan yanlış bir kararı iletişimle parlatmak, markanın güvenilirliğine ve itibarına zarar verir. Yeşil badana korkusu nedeniyle susmayı tercih eden kurumların sayısı da arttı. Ancak iyi örnekler karşılık buldukça şirketlerin yeniden konuşacağını düşünüyorum. Bu örnekler başka kurumlar için de önemli bir itici güç olacak.”
COP31, taahhütleri eyleme taşıyacak
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in şirketlerin dönüşümünü nasıl etkileyeceği de zirvenin ana başlıklarından biri. Sevinç, COP31’i yeni taahhütlerden çok, daha önce verilen sözlerin uygulanmasına odaklanması gereken bir “uygulama COP’u” olarak tanımlıyor:
“Geçmiş COP’larda herkes azaltım taahhüdünde bulundu. Ancak geçen süre, bu hedeflerin çoğunun gerçekleşmediğini gösterdi. Artık yapılanlara odaklanmak ve eylemi hızlandıracak planları konuşmak gerekiyor. COP31’in Türkiye’de düzenlenmesi, şirketlerin farkındalığını artıracak. Kurumlar sürdürülebilir iş modelinin finansmana erişimde sağladığı avantajı gördükçe risklerini daha iyi analiz edecek ve dönüşümlerini hızlandıracak.”
Zirvede “Road to COP31” başlığı altında, hayata geçirilen uygulamalardan hareketle Türkiye’nin COP31 eylem gündemi, kamunun hazırlıkları ve iş dünyasının süreçte üstleneceği rol ele alınacak.
85’i aşkın üyeyle dönüşüm ağı
Global Sustainable Brands topluluğunun Türkiye partneri olan Sürdürülebilirlik Akademisi, 16 yıldır şirketlerin sürdürülebilir iş modellerine geçişini hızlandırmak amacıyla çalışıyor. Akademi bünyesindeki Sustainable Business Network, 85’i aşkın kurumsal üyeden oluşuyor. Yeşil ve dijital dönüşüm, tedarik zinciri, insan ve kültür ile iletişim olmak üzere beş alanda faaliyet gösteriyor. Ayrıca iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliği ve mekanların çevresel etkisine yönelik bağımsız belgelendirme programları yürütülerek sertifika programları ile sürdürülebilir etkinlik ve pazarlama çalışmalarında kurumlara destek veriyor.