Betonlaşma, parçalanan yeşil alanlar ve azalan yerel bitki örtüsü, kentlerin görünmeyen sakinlerinin yaşam alanlarını daraltıyor. Bunlardan biri de tozlaşmada önemli rol oynayan soliter arılar. İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Hamiyet Onay’ın geliştirdiği Node, arılara yuva yapmanın yanı sıra, barınma, beslenme ve insan farkındalığını bir araya getiren bir kent sistemi öneriyor.
Dünyadaki yaklaşık 20 bin arı türünün büyük çoğunluğu, bildiğimiz bal arıları gibi kovanlarda yaşamıyor. “Soliter arılar”, kolonileri, kraliçeleri ya da işçi sınıfları olmadan tek başına yaşayan arılar anlamına geliyor. Her dişi kendi yuvasını kuruyor, yumurtluyor ve yavruları için besin topluyor. Bal üretmiyorlar ama doğanın en etkili tozlaştırıcıları arasında yer alıyorlar. Bu nedenle tarımsal üretimden biyoçeşitliliğe, gıda güvenliğinden ekosistemlerin devamlılığına kadar önemli bir rol üstleniyorlar.
İstanbul gibi büyük bir şehirde, bir soliter arının hayatta kalabilmesi için iki temel şeye ihtiyacı var: Yuvalanabileceği küçük bir alan ve fazla enerji harcamadan ulaşabileceği polen ile nektar. Ancak kent büyüdükçe doğal çatlaklar ve açık toprak alanlar azalıyor, yeşil alanlar birbirinden kopuyor, yerel bitki örtüsü daralıyor.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Hamiyet Onay’ın bitirme projesi Node, bu sorundan yola çıkıyor. Klasik anlamda bir “arı oteli” tasarlamakla yetinmeyen proje; soliter arıların yuvalanabileceği alanları, beslenmelerini sağlayacak bitkileri ve insanın bu canlılarla kurduğu ilişkiyi aynı sistem içinde ele alıyor.
Kullanıcı artık yalnızca insan değil
Onay’a göre meselenin temelinde tasarımın “kullanıcı” tanımını değiştirmek var: “Geleneksel endüstriyel tasarım uzun yıllar boyunca insanı ve insan konforunu merkeze alan bir yaklaşımla şekillendi. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz iklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybı, insanı ekosistemin merkezinde değil, onun eşit ve birbirine bağlı bir parçası olarak konumlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor.”
Bu da kenti paylaştığımız diğer canlıları birer “paydaş” ve “kullanıcı” olarak kabul etmek anlamına geliyor. Tasarımcının rolü de yalnızca insan için nesneler üretmekten, türler arasında bir arada yaşamı kolaylaştıracak sistemler kurmaya doğru değişiyor.
Onay, “Bir oturma birimi tasarlarken sadece insanın dinlenme ihtiyacını değil; o yüzeyin mikro canlılara sunduğu yaşam alanını, kullanılan malzemenin döngüselliğini ve çevresindeki fl oraya etkisini aynı anda düşünmek zorundayız” diyor ve ekliyor: “Tasarım artık doğadan alan değil; doğayla birlikte çalışan ve onu onaran bir arayüz olmalı.” Node’un odağında soliter, yani yalnız yaşayan arılar bulunuyor. Onay, biyoçeşitlilik kaybını araştırırken soliter arılarla karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Arı denilince akla gelen ilk şeyin bal arıları olduğunu, ancak doğadaki tozlaşmanın görünmeyen kahramanlarının büyük ölçüde soliter arılar olduğunu fark ettim. Soliter arıların polinasyon verimliliğinin bal arılarına kıyasla yüksek olması ve kent ekosisteminde çiçekli bitkilerin, meyve ağaçlarının ve kentsel tarım alanlarının sürekliliğinde kritik bir köprü görevi görmeleri beni en çok şaşırtan bilgilerden biri oldu.” Ancak kentleşme soliter arıları iki taraftan sıkıştırıyor. Betonlaşma yuvalanabilecekleri doğal alanları azaltırken, parçalanan yeşil alanlar ve yerel floranın kaybı besin kaynaklarına ulaşmalarını güçleştiriyor. Pestisit kullanımı da tabloyu ağırlaştırıyor. “Görünmeyen ama ekosistemin çökmesini engelleyen bu türleri desteklemek, projenin en temel motivasyonu oldu” diyor Onay.
Bir yuva yapmak yetmiyor
Node’u klasik “arı otellerinden” ayıran temel nokta da burada ortaya çıkıyor. Onay, “Doğada yaşam alanları izole düşünülemez. Bir arıya sadece yuva vermek yetersizdir; yuvanın hemen yanında arının enerjisini tüketmeden ulaşabileceği doğru polen ve nektar kaynaklarının bulunması ve çevredeki insanın bu yapıyı bir tehdit olarak görmeyip sahiplenmesi gerekir” diyor.
Bu nedenle Node üç parçayı bir araya getiriyor: Farklı soliter arı türlerinin ihtiyaçlarına uygun yuvalanma alanları, yerel arıların biyolojik takvimlerine ve beslenme alışkanlıklarına göre seçilmiş bitkiler ve insanların arıları tanımasını sağlayan bilgilendirme katmanı. Onay bu ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Besin yoksa yuva boş kalır; doğru yuva yoksa bitkiler polinatörsüz kalır; insan farkındalığı yoksa sistem kent mobilyası olarak vandallığa, ilaçlamaya veya yok edilmeye mahkûm olur.”
Hedef tek bir park değil, bir ağ
Node’un iddiası bir parkta birkaç arıya barınak sağlamanın ötesinde. Onay, sistemi kentin birbirinden kopmuş yeşil alanlarını birbirine bağlayabilecek küçük ekolojik duraklar olarak düşünüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kent ölçeğindeki verilerinin projeye önemli katkı sağladığını belirten Onay, “Node’un tekil bir nesne olarak değil, kentin parçalanmış yeşil alanlarını birbirine bağlayan bir ağ olarak konumlanması bu iş birlikleri sayesinde netleşti” diyor. Sistem bu nedenle modüler tasarlanmış. Yerel kaynaklarla üretilebilmesi, dış ortam koşullarına dayanması, sökülüp temizlenebilmesi ve az bakım gerektirmesi hedefleniyor. Gerçek bir kent uygulamasına dönüşmesi ise yerel yönetimlerle iş birliğini gerektiriyor. Projede biyologların yılda beş kez alanları kontrol edebileceği ve sorunları raporlayabileceği bir izleme sistemi de öngörülüyor.
Başarıyı sadece arı sayısı göstermeyecek
Node’un etkisinin iki boyutta ölçülmesi planlanıyor. Ekolojik tarafta yuvaların doluluk oranları, sistemi kullanan türlerin çeşitliliği, çevredeki bitki örtüsünün çiçeklenme ve tohum verimindeki değişim ile farklı noktalar arasındaki ekolojik etkileşim izlenecek. İkinci gösterge ise insan. Kent sakinlerinin soliter arılara ve kentsel yaban hayatına bakışındaki değişim ve sistemi ne kadar sahiplendikleri de başarı kriterleri arasında.
Hamiyet Onay için gerçek başarı ise çok daha gündelik bir anda saklı: “İnsanların parkta yürürken vızıldayan küçük bir soliter arıyı gördüklerinde korkup kaçmak ya da onu yok etmeye çalışmak yerine, ‘Bu arı kentin ve bu sistemin sağlıklı çalıştığının bir göstergesi’ diyerek onu izleyebilmesi…”
Doğaya yardım ederken zarar vermek mümkün
Doğayı desteklemek amacıyla yapılan bir tasarım, yanlış kurgulandığında “ekolojik tuzağa” dönüşebiliyor. Hamiyet Onay, “Yanlış delik çapı, nem tutan hatalı malzeme seçimi, parazitlerin birikmesine yol açan tek parça gövdeler veya yanlış güneş alma açısı arılar için faydadan çok ölümcül sonuçlar doğurabilir” diyor. Bu nedenle Node geliştirilirken İstanbul Üniversitesi’nden biyologlar ve uzman akademisyenlerle çalışıldı. Yuva tüplerinin çapları 2 ile 10 milimetre arasında farklılaştırıldı; tüp derinlikleri, kıymıksız yüzeyler, temizlenebilir modüler katmanlar ve malzeme seçimleri bilimsel kriterlerle ele alındı. Pişmiş toprak ve ahşap gibi nefes alan doğal malzemeler tercih edildi.
