MARUF BUZCUGİL - HÜSEYİN GÖKÇE/ANTALYA
Ankara Sanayi Odası (ASO) Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında konuşan Başkan Seyit Ardıç, çaresiz kalan sanayicinin üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule kaymaya başlayacağını belirterek, bir fabrika yerine kurulu AVMnin kira getirisinin fabrikanın 3 yıllık faaliyet kârından fazla oluyorsa sanayiciyi üretime motive etmenin kolay olmayacağını bildirdi.
Ardıç, bu sürecin gürültüsünün olmadığını ancak sonucunun ağır olacağı uyarısında bulundu.
Konuşmasında bankacılara da seslenen Ardıç, sanayicilerle bankacıların aynı gemide olduğunu belirterek, sanayici batarsa geminin sigortasının da kalmayacağı uyarısında bulundu.
ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, kamu bankalarının üst düzey yöneticilerinin de katılımıyla Antalya’da gerçekleştirildi.
Açılış konuşmasını yapan Başkan Seyit Ardıç, 6 y önce yapılan toplantıda yüksek faiz politikasının reel sektör üzerindeki sert baskısını ortaya koyduğunu hatırlattı. Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla mücadele edilemeyeceğine dikkat çektiğini hatırlatan Ardıç, o günkü uyarının geçerliliğini yitirmediği gibi aksine daha kalıcı bir hal aldığının altını çizdi.
Ardıç finansman yükünün küresel gelişmelerle birlikte daha da arttığını, yarın ne olacağını bilmediklerini, tedarik zincirlerinde yeni kırılmaların olduğunu söyledi.
“Reel sektörü destekleme tercih değil zorunluluk”
Enflasyonla mücadeleyi sonuna kadar desteklediklerini ifade eden Ardıç, ancak bunun üretim, istihdam, ihracat kapasitesi zayıflatılmadan yürütülmesinin, yani reel sektör ayağının güçlü adımlarla desteklenmesinin tercih değil zorunluluk olduğunu bildirdi.
Dünyada yeni bir maliyet yapısının kurulduğunu vurgulayan Ardıç, “Savaşlar artık sadece cephede sonuç doğurmuyor; sigorta primlerinde, navlun fiyatlarında, ihracatçının teslim süresinde, enerji faturalarında, Merkez Bankalarının kararlarında sonuç doğuruyor” dedi.
Sorunun geçici bir fiyat artışı değil, küresel ekonominin güven kaybı olduğunun altını çizen Seyit Ardıç, yeni dönemde teknolojiyi üreten, yeteneğini geliştiren, karbon yükümlülüğüne uyan ülkelerin öne çıkacağını aktardı.
Artık yapay zekanın daha etkin nasıl kullanılacağının öne çıktığını ifade eden Ardıç, bu dönüşümde geri kalmanın bedelinin sadece verimlilik kaybıyla değil, aynı zamanda doğrudan pazar kaybıyla ödeneceğine ilişkin uyarıda bulundu.
Ardıç, işin sırrının teknolojiye erişimde değil, süreç ve organizasyon kültüründe olduğunu belirtti.
Ankara ekonomisindeki kombinasyonun başka şehirde bulunmadığına vurgu yapan Ardıç, “Bu avantajımız aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de içinde barındırmaktadır. Aynı şehirdeyiz, ama çoğu zaman aynı ekosistemde değiliz.Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor. Üniversite başka, büyük sanayi başka bir mantıkla hareket ediyor. Küçük işletmeler de çoğu zaman bu yapının ortasında yalnız kalıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Başkan Ardıç Ankara’nın üretim gücünün yenilik kapasitesi ve işbirliğiyle geliştirilmesi gerektiğini bildirdi.
“Ankara’mızın üretim üssü olma iddiasını korumak istiyorsak, savunma sanayiindeki yüksek mühendislik kapasitesini diğer sektörlere de yaymamız şarttır” diyen Ardıç, aksi halde parlak görünen tablonun olumsuza dönebileceğini vurguladı.
“AVM’nin kira getirisi fabrikadan çoksa”
Çaresiz kalan sanayici doğal olarak, üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başlayacağına değinen Seyit Ardıç, “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir^” dedi.
“Sanayisizleşme her zaman gürültüyle gelmez”
Meselenin niyet değil kuralın yönü olduğunun altını çizen Seyit Ardıç, bu sürecin gürültüsü olmadığını ama sonucunun ağır olduğunu bildirdi.
Ardıç, “Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır” şeklinde konuştu.
İhracatta gelinen 276 milyar dolarlık seviyenin başarılı olmakla birlikte yeterli olmadığını söyleyen Ardıç, yüksek katma değerli ihracat yapılmasının daha önemli olduğunu belirtti.
İmalat sanayinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin sanayisizleşme riskini akademik tartışma olmaktan çıkardığını ifade eden Ardıç,
“Bu süreci kendi haline bırakamayız. Küresel sanayi düzeninde devletler yeniden sahaya dönüyor. Hiçbir ülke artık sanayisini sadece piyasanın insafına bırakmıyor” dedi.
Yeni düzende Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih olduğunu söyleyen Seyit Ardıç, “Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız?” sorusunu sordu.
Ardıç, “Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” dedi.
Konuşmasına bankacılara da seslenen Ardıç, sistemin güçlü bilanço yapısını sanayinin güçlü yatırım kapasitesine dönüştürülmesinin zorunlu olduğunu bildirdi.
Sanayinin ihtiyacının sadece işletme kredisi değil, geleceği kuracak üretimi büyütecek uzun vadeli kaynak olduğunu söyleyen Ardıç, “Sanayici makine ve enerji verimliliği yatırımı yapmak istiyor. Dijital dönüşümünü tamamlamak, yeşil mutabakata uyum sağlamak, ihracat pazarında kalıcı olmak istiyor. Ama bunu kısa vadeli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi yapısıyla başarması mümkün değildir” diye konuştu.
Ardıç, “Bir ülkenin bankaları güçlü olabilir. Ama o ülkenin fabrikaları yatırım yapamıyorsa, makinelerini yenilemiyorsa, KOBİ’leri finansmana erişemiyorsa, ihracatçısı kâr etmeden pazar korumaya çalışıyorsa, orada finansal güç kalkınma gücüne tam olarak yansımamış demektir” ifadelerini kullandı.
Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güçlenmezse Türkiye’nin kalkınma hikayesinin eksik kalacağını belirten Ardıç, “Bu yüzden kefalet limitleri, teminat koşulları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir” derken, sanayicinin beklentisini şöyle özetledi:
“Sanayiciler olarak sizlerden beklentimiz; riski yalnızca biz sanayicilerin sırtına yükleyen değil, teknolojik sıçramayı birlikte finanse eden, girdiyi değil çıktıyı ödüllendiren, kısa vadeyi değil uzun vadeli dönüşümü ön plana çıkaran bir yapıdır. Üretken yatırımı, dijitalleşmeyi, yeşil dönüşümü, ihracat kapasitesini önceleyen seçici bir kredi yaklaşımıdır.”
Ardıç, sorunun niyette değil kuralda olduğunu belirterek, “Eğer kurallar kısa vadeyi ödüllendiriyor, uzun vadeli dönüşümü cezalandırıyorsa, orada sadece firmayı eleştirmek hem haksızlıktır hem de çözüm getirmez” şeklinde konuştu.