Bu fon vurgunu tuhaf yönlere doğru evriliyor. Siyaset; iktidar ve muhalefetiyle konuyu kendi lehlerine söylemlerle götürmeye çalışıyor. İktidar, bu vurgundan olabildiğince az zararla çıkabilmenin, muhalefet ise iktidarı yıpratabilmenin peşinde. Siyasi açıdan herkes kendi doğrusunu yapıyor.
Ama diğer yanda bu vurgundan etkilenen çok geniş bir kitle var. Onlar “Yandım” diye feryat ediyor. En kötüsü ise feryat edenlere karşı bir kesimin de “Oh olsun” dercesine bir tutum takınması. Adeta “Çok para kazanmak istersen olacağı bu, batsınlar” gibi bir yaklaşım sergileniyor.
Suç mu?
Yasadışı yollara sapmadan çok para kazanmaya çalışmak ve bunu yaparken bir risk üstlenmek ne zamandan beri suç oldu?
Fon vurgununda altta kalıp canı çıkmakta olan tasarruf sahibinin adeta karşısına geçen birilerinin bundan hiçbir çıkarları olmadığı, olamayacağı halde “Ama onlar da bunu hak etti” dercesine bir tutum takınmaları nasıl bir düşüncenin ürünüdür!
Kaldı ki bu vurgunda parasına belli tutarda ve ancak dünden itibaren ulaşmaya başlayan tasarruf sahiplerinin önemli bir bölümü için fazla risk üstlenme gibi bir durum da yok ki. Para piyasası fonu alanları kastediyorum. Herhangi bir bankadan alındığında da risk 1 ya da 2, bir portföy yönetim şirketinden alındığında da. Çünkü burada sorun fonun taşıdığı riskten kaynaklanmıyor ki; normal bir işleyişte söz konusu fonların riski olsa olsa çok az kazandırmak olur. Ama burada sorun çok başka.
Üstelik TEFAS’ta yer alan tüm fonlar için öylesine bir hava yaratılmıştı ki, burada işlem gören fonlar da adeta mevduat gibi güvence altında algısı oluştu. Fonların hiçbiri için; ister bankanın PPF’si olsun, ister portföy yönetim şirketinin, mevduat benzeri bir güvence yok ki, olamaz ki zaten; mevduattan çok farklı bir finansal enstrümandan söz ediyoruz çünkü.
“Getirisi az olsun ama risk üstlenmeyeyim” diye yaklaşarak riski 6-7 olan bir fonu hiç düşünmeyip para piyasası fonunu yönelen; ama bankanın çıkardığı fon yerine belki yüzde 3-5 fazla kazanmak için portföy yönetim şirketinin fonunu tercih eden bir yatırımcıyı suçlamak çok tuhaf olmuyor mu?
Ne yaptılar da hak ettiler?
Para piyasası fonu alan zaten risk üstlenmemek adına ancak enflasyon kadar ya da çok az üstünde getirisi olan bu aracı tercih ediyor.
Ama bazı yatırımcı vardır ki riski göze alır. Serbest fon ya da hisse senedi fonu alan bir risk üstleniyor ve bu riskin tabii ki farkında.
Ancak risk var, risk var! Sorun serbest fon ya da hisse senedi fonu alıp zarar etmek değil ki. Bakın bir okurum bu konudaki görüşlerini nasıl özetliyor:
“Riskli olduğunu bile bile bu fonlara girdik, evet ben daha önce de girdim ve zarar ettiğimde de tercihim doğrultusunda bu zararı kabul ettim, sineye çektim. Ama buradaki sorun başka. Riskli bir fona girdim ve kaybedeceksem de riski minimalize edip çıkabilmeliydim. Burada sorun, zararımı realize edemeyip fonda kalmam, fonlarımın sıfırlanması. Ben belki yüzde 50 zararla çıkacaktım ama izin verilmedi.”
Okurum, şu anda fonlarda işlem yapılamadığına ancak bu fonların içeriğindeki hisselerin tahtalarının açık olduğuna ve borsada işlemlerin devam ettiğine de dikkat çekiyor.
Ya borsadaki kayıp
Fon vurgununu yalnızca bu fonları alanların mağduriyeti olarak görmek de eksik bir değerlendirme.
Ya borsadaki kayıp ne olacak? Şimdi “Borsada kayıp olmaz, birilerinin kaybı birilerinin potansiyel kazancıdır” denilebilir. Bu yaklaşım normal bir işleyişte doğrudur da şimdi normalin öylesine uzağında bulunuluyor ki.
İşleme kapalı fonların bünyesinde bulunan hisse senetleri, biraz önce de okurumdan alıntılayarak aktardığım gibi borsada işlem görüyor ve bu hisse senetleri günlerdir geriliyor. Bu senetleri yüksek fiyattan alanların durumu ne olacak?
Bu kez de yine tasarruf sahibini eleştirecek ve “Böylesine riskli senetleri almasalardı” diyecekler çıkacaktır. Zannediliyor ki herkes finansal okuryazarlıkta zirvelerde dolaşıyor.
Hadi geçtim riskli sayılabilecek, fiyatı çok şişmiş hisse senetlerini. Ya Türkiye’nin sayılı şirketleri ve onların hisseleri, sanki orada durum çok mu iyi ki! Bu hisse senetleri de son dönemde çok büyük bir gerileme göstermediyse de yerinde sayıyor.
Hırsız ve önlem almayan!
İnsan ister istemez Nasrettin Hoca’nın “Hırsızın hiç mi suçu yok” çıkışını hatırlıyor. En büyük suçlular hırsızlar tabii ki ve onların bir kısmı tutuklu. Ama hırsızın varlığını bir yıl öncesinden bilip önlem almakta gecikenlerin sorumluluğu olmadığı söylenebilir mi?
Yazımı, 21 Eylül’deki yazımın başlığıyla bitireyim:
“Hırsızı bildiği halde kilidi geç değiştirenin hiç mi suçu yok!”
