Fon soruşturmasını haberleştiren dört gazeteci hakkında toplamda 59 yılı aşan hapis cezası talep edildi. Murat Ağırel ve İsmail Saymaz için ayrı ayrı 14 yıl 10 ay, Şaban Sevinç için 18 yıl 11 ay 15 gün, Sözcü editörü Mustafa Balcı için ise 10 yıl 10 aya kadar hapis istendi.
Ağırel ve Saymaz hakkındaki iddianameye, 7 Ekim'de Sözcü TV'de yayımlanan programdaki açıklamaları dayanak gösterildi. Savcılık, gazetecilerin Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ı fon soruşturmasıyla ilişkilendiren ifadelerinin somut bilgi ve belgelerle desteklenmediğini, Bolat'ın yatırım bilgilerinin paylaşılmasının da kişisel verilerin hukuka aykırı açıklanması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Sevinç ve Balcı hakkındaki iddianamede ise AKP Sözcüsü Ömer Çelik ile fon soruşturmasında adı geçen Osman Arıkan Nacar'a ilişkin paylaşımlar suçlama konusu yapıldı. İki gazeteci hakkında hakaret, iftira ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlarından ceza istendi. Tutuklu bulunan gazetecilerin ilk duruşması 27 Kasım'da yapılacak. Yargılamaların dikkat çeken yönü, fon krizinin kendisinden çok bu krizi haberleştiren gazetecilerin ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kalması. Fon soruşturmasında sorumluların ve yatırımcıların kayıplarına ilişkin sorular yanıt beklerken, haber ve yorumları nedeniyle gazeteciler hakkında onlarca yıllık hapis taleplerinin gündeme gelmesi, yargı sürecinin öncelikleri konusunda tartışma yarattı.
100 il, 1000 ilçe: Yeni bir devlet ve seçim tasarımı mı?
■ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin idari haritasını değiştirecek “100 İl, 1000 İlçe” projesinin ayrıntılarını açıkladı. Mevcut 81 ile 19 yeni il, 922 ilçeye de 78 yeni ilçe eklenmesini öngören proje, yalnızca idari sınırların yeniden çizilmesi değil, devlet yönetiminin ve siyasi dengelerin yeniden şekillenmesi tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Bahçeli, yeni il ve ilçelerin belirlenmesinde nüfus, coğrafi konum, stratejik önem, ekonomik gelişme potansiyeli ve kamu hizmetlerine erişim gibi ölçütlerin esas alınacağını belirtti. Nihai kararın TBMM tarafından verilmesi, düzenlemenin ise ilerleyen aşamada yasa teklifi olarak Meclis’e sunulması bekleniyor. Türkiye’nin nüfusu 1 Temmuz 2026 itibarıyla 86,3 milyona ulaşırken, üç ilin nüfusu 100 binin, 20 ilin nüfusu ise 300 binin altında. Yeni iller kurulması, vatandaşların kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırabilir. Ancak her yeni il; valilik, kamu kurumları, bütçe ve yeni idari kadrolar anlamına geliyor. Dolayısıyla düzenlemenin bürokrasiyi ve kamu harcamalarını büyütme riski de var.
Seçim haritasına etkisi ne olacak?
Projenin siyasi boyutu da göz ardı edilemez. Yeni illerin kurulması, yalnızca idari yapıyı değil, seçim çevrelerini ve milletvekili dağılımını da etkileyebilir. Nüfus ve seçim çevresi düzenlemelerine bağlı olarak Meclis’teki temsil dengeleri değişebilir. Yeni idari merkezlerin kurulması, yerel siyasi ilişkileri ve seçmen davranışlarını da etkileyebilir.
Bu değişikliklerin Cumhur İttifakı açısından bir seçim avantajına dönüşüp dönüşmeyeceği ise yeni illerin nerelerde kurulacağına ve bu bölgelerin siyasi dağılımına bağlı. Bahçeli’nin projeyi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve “Terörsüz Türkiye” süreciyle birlikte gündeme getirmesi de dikkat çekici. Bu durum, önerinin basit bir idari reformdan çok, devletin kurumsal yapısını ve siyasi dengeleri yeniden düzenleme arayışının parçası olabileceğini düşündürüyor. Henüz yasalaşmış bir düzenleme yok. Ancak 100 il hedefi, hayata geçirilmesi halinde Türkiye’nin yalnızca idari haritasını değil, seçim siyasetinin dengelerini de değiştirebilecek bir proje niteliği taşıyor.
İBB'de, DEM Parti hesapları etkileyebilir
■ DEM Parti’nin, 2024 yerel seçimlerinde “kent uzlaşısı” kapsamında CHP listelerinden belediye meclislerine giren üyelerinin kendi partilerine katılacağını açıklaması, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’ndeki siyasi dengeleri yeniden gündeme taşıdı. Karar sonrasında DEM Parti’nin ayrı grup olarak hareket etmesi beklenirken, CHP ile yerel işbirliğinin devam edip etmeyeceği tartışılmaya başlandı.
Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, DEM Parti ile İstanbul’daki işbirliğinin süreceğini belirtirken, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli önemli bir mesaj verdi. Temelli, İBB Meclisi’ndeki dengelerin değişmesini istemediklerini belirterek, “O dengeler İstanbul halkının tercihiyle oluştu. Bu dengeler ancak yine İstanbul halkının tercihiyle değişebilir. Transferlerle, müdahalelerle olacak dengeleri kabul etmiyoruz” dedi. Temelli DEM Parti’nin kendi grubuyla hareket edeceğini, ancak kent uzlaşısının ortak hukukuna bağlı kalacağını vurguladı. Parti geçişleriyle DEM Parti’nin İBB Meclisi’nde 18 üyeye ulaşması bekleniyor. CHP ve Yeni Parti gruplarının toplamı ile Cumhur İttifakı’nın sandalye sayısının birbirine yaklaşması, DEM Parti’nin özellikle kritik oylamalardaki tutumunu önemli hale getiriyor. CHP Sözcüsü Müslim Sarı da DEM Parti’nin bu tabloda “anahtar grup” konumuna geleceğine dikkat çekti.
İstanbul’dan Ankara’ya uzanan hesap
Gelişmenin ulusal siyasete yansıması da iç siyasetteki olası denge değişiklikleri açısından kritik önemde; TBMM’de AK Parti 281, Yeni Parti 90, DEM Parti 56, MHP 46, CHP 44 milletvekiliyle temsil ediliyor. Yerel yönetimlerdeki değişiklikler Meclis aritmetiğini doğrudan etkilemese de özellikle anayasa değişikliği ve Terörsüz Türkiye sürecinde DEM Parti’nin tutumu kritik önem taşıyor.
İstanbul’da CHP ile DEM Parti arasındaki işbirliğinin korunması, muhalefetin ülke genelinde ortak hareket edebilmesi açısından da önem taşıyor. Asıl soru, DEM Parti’nin yerel yönetimlerde bağımsız grup kimliğiyle hareket ederken Ankara’da nasıl bir siyasi pozisyon alacağı. Bu tercih, hem muhalefetin ortak hareket kapasitesini hem de iktidarın Meclis’teki hesaplarını etkileyebilir.
Erdoğan’ın adaylığı için seçim takvimi: Erken mi, öne alınmış mı?
■ Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 16 Nisan 2028 tarihini seçimler için önermesi, Erdoğan’ın yeniden adaylığını sağlayacak formüle ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Uçum, seçimlerin 7 Mayıs 2028’den önce yapılması gerektiğini savunurken, bunun erken seçim değil, “öne alınmış seçim” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
360 oy nasıl bulunacak?
Anayasa’ya göre TBMM, üye tamsayısının beşte üçüyle, yani 360 oyla seçimleri yenileyebiliyor. Cumhur İttifakı’nın 331 sandalyesi bulunduğu dikkate alındığında, kararın çıkması için muhalefetten en az 29 milletvekilinin desteği gerekiyor.
Uçum yaptığı açıklamada, AK Parti, MHP ve CHP’den gelen açıklamaların toplamda 371 oya işaret ettiğini savundu. Bu hesabına da, Bahçeli’nin seçimlerin yenilenmesi çağrısı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarın seçim kararı alması halinde buna itiraz etmeyecekleri yönündeki açıklamasını dayanak gösterdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 27 Ekim’de yaptığı açıklamada, iktidarın seçim kararı alması halinde buna itiraz etmeyeceklerini duyurmuştu. Özgür Özel’in genel başkanlığını yaptığı Yeni Parti ise, seçim tartışmasını CHP’deki mutlak butlan süreciyle ilişkilendirdi. Parti Sözcüsü Zeynel Emre, süreci “saray operasyonu” olarak nitelendirerek iktidarın seçim takvimini Erdoğan’ın yeniden adaylığına imkân sağlayacak şekilde şekillendirmek istediğini savundu.
DEM Parti ise erken seçim konusunun gündemlerinde olmadığını, önceliklerinin çözüm süreci olduğunu belirtti.
Volkswagen’in dönüşü: Türkiye için fırsat, Avrupa için mesaj
■ Volkswagen’in altı yıl önce vazgeçtiği Türkiye yatırımı yeniden gündemde. Doğuş Otomotiv ile Volkswagen binek otomobillerinin üretim imkanlarını araştırmak üzere niyet mektubu imzaladı. Henüz kesin yatırım kararı, fabrika yeri veya üretim takvimi yok. Ancak girişimin zamanlaması, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikasıyla birlikte değerlendirilmeyi gerektiriyor.
AB’nin Made in Europe düzenlemesi, Türkiye’nin Avrupa sanayi zincirindeki geleceği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye’nin düzenleme dışında bırakılması halinde Ankara’nın karşı tedbirler alması gündeme gelebilir. AB’den ithal otomobillerin maliyetinin yükselmesi, Türkiye’de üretimi ve yerli üreticilerin rekabet gücünü artırabilir. Volkswagen’in olası yatırımı bu nedenle yalnızca Türkiye pazarına yönelik bir üretim kararı olmayabilir. Türkiye, Avrupa’ya erişim imkanları ve bölgesel üretim kapasitesiyle yeni bir ihracat merkezi haline gelebilir. Suriye pazarı da Doğuş Otomotiv’in Volkswagen ile daha önce gündeme gelen satış ve satış sonrası hizmet işbirliği planları nedeniyle ek bir fırsat sunuyor.
