Gençler, bulabildikleri herhangi bir işte çalışabilmek uğruna dört ila altı yıllık üniversite eğitimlerinin üzerine bir çizgi çekmek zorunda kalmışlar. Bu gençlerin, sahip oldukları niteliklere kıyasla daha düşük nitelik gerektiren işlerde çalışmak durumunda kaldıklarını da söyleyebiliriz.
Bir önceki yazımızda, Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarından hareketle, üniversite kapısına yığılan gençlerin aldıkları eğitimin niteliği, daha doğrusu niteliksizliği üzerinde durmuştuk. Şimdi de bu aşamayı geçme şansına sahip gençlerin, yükseköğrenimi tamamlama imkânını elde etmeleri hâlinde bile nasıl bir manzarayla karşılaştıkları üzerinde duracağız.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri verileri, yükseköğrenimi tamamlama şansına sahip gençler için bile sorunların bitmediğine işaret ediyor. Veriler, gençler açısından koşulların hiç de kolay olmadığını gösterdiği gibi, yükseköğrenim ile istihdam arasındaki bağın da sağlıksız olduğuna işaret ediyor. TÜİK verilerinin ortaya koyduğu manzara şöyle:
2015-2024 arasındaki 10 yıllık dönemde lisans düzeyinde eğitim veren bir fakülteden mezun olmuş gençlerin en az beşte biri, 2025 yılı itibarıyla kayıtlı bir işte çalışmıyordu.
Yüzde 80’in üzerinde istihdam şansına sahip alanlar yalnızca sağlık ve refah ile mühendislik ve inşaat. İstihdam oranı, sanat ve beşeri bilimler alanında yüzde 60,86’ya, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında yüzde 68,70’e kadar düşüyor. Toplumsal ihtiyaçlar açısından en kritik alanlardan biri olan eğitim alanından son 10 yılda mezun olmuş gençlerin bile dörtte biri kayıtlı bir işte çalışma imkânı bulamamış.
Üniversite mezunu kadınların istihdam oranı genel olarak erkeklerden daha düşük. Örneğin sanat ve beşeri bilimlerden mezun olan genç kadınların istihdam oranı yüzde 52,61. Yani son 10 yılda bu alandan mezun olan kadınların yaklaşık yarısı bir iş bulamamış durumda.
İş bulma süresi de bir başka sorun. Üniversite diplomasını almak, iş bulmayı garanti etmiyor. Mezun olduktan sonra bir yıl içinde iş bulabilme şansı yok denecek kadar az. Sağlık ve refah alanı gibi hem kritik hem de kamu ve özel sektörde iş bulma imkânı bulunan bir alanda bile ilk iş bulma süresi dokuz ayı buluyor. İlk iş bulma süresi; iş, yönetim ve hukuk alanında 18,32 ayı, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında 17,71 ayı, sanat ve beşeri bilimler alanında 15,95 ayı, tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik alanında ise 15,24 ayı buluyor. Mühendislik, imalat ve inşaat alanında bile iş bulma süresinin 11,58 ayla bir yıla yaklaşması, sorunun ağırlığını ortaya koyuyor.
Gençler açısından eğitimin önemini sorgulatan, eğitim politikaları açısından ise eğitim ile toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlar arasındaki bağın kopukluğunu sergileyen bir başka gerçek de üniversite mezunu gençlerin ciddi bir bölümünün, eğitimini aldıkları alanla ilgisi olmayan işlerde çalışıyor olması. Yani istihdam şansını yakalayan gençler bile en az dört yıl eğitimini aldıkları alandan farklı bir alanda çalışıyor. Gençler, bulabildikleri herhangi bir işte çalışabilmek uğruna dört ila altı yıllık üniversite eğitimlerinin üzerine bir çizgi çekmek zorunda kalmışlar. Bu gençlerin, sahip oldukları niteliklere kıyasla daha düşük nitelik gerektiren işlerde çalışmak durumunda kaldıklarını da söyleyebiliriz.
TÜİK verilerine göre tıp okuyanların bile beşte biri kendi alanı dışında bir işte çalışmak zorunda kalmış. Mühendislik, imalat ve inşaat alanında üniversite diploması alan her üç gençten biri de kendi alanıyla ilgisi olmayan bir işte çalışıyor.
Sosyal bilimler alanlarına gelince durum daha da dramatik bir hâl alıyor. Sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanından mezun olan her beş gençten dördü, dört yıl eğitimini aldığı alanın dışında çalışıyor. Doğa bilimleri, matematik ve istatistik alanından mezun olan her 10 gençten altısı da başka bir alanda çalışmak zorunda kalmış.
Bu durumun gençlerin hayatını zorlaştırdığı ve gelişimlerini frenlediği açık. Bunun yanı sıra ekonomik ve sosyal açıdan çok büyük bir kaynak israfı olduğu da tartışmasız bir gerçek.