“Suça sürüklenen çocuklar” konusu, son yıllarda giderek daha yakıcı hale gelen bir sosyolojik sorun. Yakın zaman önce konu yeni yasal düzenlemeler olarak Meclis gündemine de geldi ve hazırlanan tasarı Meclis’ten geçti. Çocukları kullanan yeni nesil çete haberleri haklı olarak sarsıcı etki yaratıyor. Ancak konu ve sorun bununla sınırlı değil, çok daha yaygın bir sorun ile karşı karşıyayız.
Bunu Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerinde net bir şekilde görüyoruz:
- Pandemiye bağlı olarak 2020 ve 2021 yıllarında gözlenen geçici düşüş dışında suça sürüklenen çocuk sayısında “istikrarlı” bir artış eğilimi var.
- TÜİK verilerine göre 2025 yılında yasaların suç saydığı eylemlerin şüphelisi olarak güvenlik birimlerine getirilen 0-17 yaş arası çocuk sayısı 196 bin 308 oldu. 10 yıl öncesine göre “suça sürüklenen çocuk” sayısındaki artış yüzde 36.28 düzeyinde.
- 10 yıllık bir süre için bu artışı “normal” bulan olabilir. Ancak gerçek durum pek öyle değil. Çünkü aynı dönemde 0-17 yaş kapsamındaki nüfus yüzde 6.54 azaldı. 2015 yılında 0-17 yaş grubundaki her bin çocuktan 5.85”i “suça sürüklenen çocuk” işlemi görmüştü. 2025 yılında bu sayı 9.18’e çıktı. Arada 3.33 puanlık fark, yani yarıdan fazla olan bir artış var.
- Verilere yaş grupları bazında baktığımızda sorunun yakıcılığı daha net ortaya çıkıyor. 12-14 yaş grubunda “suça sürüklenen çocuk” oranı 3.51 puanlık artışla binde 9.90’dan binde 13.41’e çıktı. Bu yaş grubunun erkeklerinde “suça sürüklenen çocuk” oranı binde 16.06’dan binde 20.36’ya ulaştı. Yani 12-14 daha ortaokul çağındaki her 50 erkek çocuğundan birisi bir suç şüphelisi olarak kolluk ve yargı makamlarının karşısına çıktı. 12-14 yaş grubunda “suça sürüklenen” kız çocuğu sayısındaki artış da yüzde 85.12 ile dikkat çekici bir düzeyde.
- 15-17 yaş grubundaki “suça sürüklenen çocuk” sayısı, toplamda yüzde 54.59, erkeklerde yüzde 48.94 ve kız çocuklarında yüzde 93.77 arttı.
- 15-17 yaş grubunda “suça sürüklenen çocuk” oranı, 10 yılda binde 22.98’den binde 36.81’e tırmandı. Erkeklerde bu oran 21.26 puan yükselerek binde 39.12’den binde 60.38’e çıktı. Yani lise çağındaki her 100 erkek çocuktan 6’sının yolu, “şüpheli” sıfatıyla güvenlik birimlerine çıktı. Bu yaş grubundaki kızlarda “suça sürüklenen çocuk” oranı da binde 12.61’den binde 15.80’e yükseldi.
- Resmi daha karanlık hale getiren bir boyut da çocuklara isnat edilen suçların bileşimindeki değişim. 10 yıl öncesine göre “suça sürüklenen çocuklara” isnat edilen suçların toplam sayısında ortaya çıkan artışa en fazla katkı yapan kalemlerin yüzde 58.34 ile yaralama, yüzde 18.49 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak ve yüzde 7.96 ile tehdit olması sorunun yakıcılığını iyice artırıyor.
Bu veriler mevcut durumun ekonomik ve sosyolojik temel sorunlardan neşet eden karmaşık ve hayati bir konu olduğunu ortaya koyuyor. Meclis’ten geçen yasaya damga vuran temel yaklaşım ise sorunu beylik “güvenlikçi”, ‘ahlakçı” bakışla sınırlı. Dolayısıyla meseleyi çocuklara ve ailelerine daha fazla ceza vererek çözeceğini zannediyor. Sayısı en fazla artan suçların cezası en ağır suçlar olması bile tek başına bu yaklaşımın geçersizliğini ortaya koyuyor.
Çocukların da artık derinden hissettiği umutsuzluk, geleceksizlik, karamsarlık halini yaratan ekonomik, sosyal, idari, siyasi kök nedenleri ortadan kaldırmadıkça, işledikleri suçların aslında faili değil mağduru olan çocukları ve ailelerini cezalandırarak bir yere varmak mümkün değil.
