Suriye’de başlangıçta Ankara’ya bağlı duran HTŞ yönetimi giderek daha fazla “cebi derin” Körfez Arapları ile yakınlaşmaya başladı. Suriye’de yakın dönemdeki ihtiyaç “para”; o da Türkiye’de pek yok.
Ortadoğu’da bölgesel güç dengeleri sürekli değişirken, Türkiye’nin özgül ağırlığı da yavaş yavaş azalma eğilimi gösteriyor.
- Ukrayna savaşında Türkiye’nin “kolaylaştırıcı” ve “ev sahibi” rolü Birleşik Arap Emir Emirlikleri’ne geçti.
- İran meselesinde oynanabilecek benzer rol ise daha başlamadan bitti; Bizzat Tahran’ın talebi üzerine Türkiye’nin ABD-İran müzakerelerine ev sahipliği yapma olasılığı Umman’a kaymış görünüyor.
- Trump yönetiminin NATO’da Avrupalı müttefiklerine “başınızın çaresine bakın” demesi üzerine Türkiye’nin Avrupa savunmasında oynayacağı rolün de artması bekleniyordu; Ancak bu olasılık Kıbrıs Rum-Yunan ikilisinin açık, Fransa’nın ise görünmez vetosunu aşamadı.
- Pakistan-Suudi Arabistan ikili ittifak anlaşmasının Türkiye’yi de kapsayacak şekilde genişletilmesi de hayata geçirilemedi.
- Suriye meselesinde Ankara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu -ve çok güvendiği- yakın ilişkiler bir yere kadar işledi; Suriye üzerindeki İsrail-Türkiye dengesini gözeten ABD’nin eliyle Fırat’ın doğusunda PKK terör örgütünün uzantısı PYD-YPG yönetimine son verildi. Ancak iş PYD-YPG gözetimindeki IŞİD mahkumlarının kontrolü meselesine geldiğinde Washington sınırı çekti; IŞİD mahkumları ve aileleri, Ankara’nın “kontrolü Türkiye üstlensin” talebi görmezden gelinerek, özel bir operasyonla Irak’a taşındı.
Ankara’nın dikkat etmesi gereken...
Bölgesel güç dengelerinde Türkiye’nin bir türlü istediği seviyeye gelememesinde gerekçe çok.
- Türkiye’de yaklaşık 25 yıldır iktidarda olan AK Parti hükümetinin bu süre boyunca dış politikadaki ideolojik saplantıları ve keskin dönüşleri, uluslararası alanda Ankara’ya olan güveni zedeledi. Ak Parti yönetimi İsrail’le, Suudi Arabistan’la, Libya ila, Yunanistan’la, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerinde zikzaklarla anılır oldu.
- AK Parti hükümetleri dış politikada hemen her konuda bir uçtan diğerine yuvarlanırken, bölgede Ankara’yı rahatsız eden ittifaklar kuruldu ve güçlendi. İsrail’in Kıbrıs Rum/Yunan ikilisiyle ittifakı, bunlara bir ölçüde Mısır’ın, hatta Filistin’in bile dahil olması, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin büyük ölçüde dışlanmasına neden oldu.
- İktidardaki uzun yılların getirdiği yıpranmışlık, AK Parti hükümetlerini dış dünyaya karşı hassas duruma getirdi; ABD’de Trump ile kurulan iyi ilişkiye rağmen, Washington’un koyduğu savunma sanayi yaptırımları hala kaldırılamadı. Keza AB’nin savunma alanında Ankara’nın büyük askeri gücüne duyduğu ihtiyaca rağmen, Türkiye-AB ilişkileri hiç ilerlemedi, aksine geriledi. AB’nin Hindistan ve Mercosur serbest ticaret anlaşmalarından sonra, AB-Türkiye mevcut Gümrük Birliği ile tartışılmaya başlandı.
- Türkiye’nin içinden bir türlü çıkamadığı ekonomik kriz de Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biri; Mesela Suriye’de başlangıçta Ankara’ya bağlı duran HTŞ yönetimi giderek daha fazla “cebi derin” Körfez Arapları ile yakınlaşmaya başladı. Suriye’de yakın dönemdeki ihtiyaç “para”, o da Türkiye’de pek yok.
Uluslararası ilişkilerde tek bir yanlış hamleyle, iç politik kazanımlar uğruna yapılan hamasi çıkışlarla kaybedilen güvenin yerine konması çok zor. Ankara’nın görünen gelecekteki en büyük sorunu da hem bölgesel düzeyde, hem de küresel alanda kaybedilen güveni yeniden kazanmak olacak gibi...
