Hakan Atis
Türkiye haritasında bereketli toprakları ve 30 ilçesiyle nadide inci bir gerdanlık gibi parlayan İzmir, TÜİK’in güncel verilerine göre 4 milyon 504 bin’den fazla nüfusa sahip. 30 ilçesiyle, sanayi, tarım, yükseköğretim, denizcilik, gıda, turizm başta olmak üzere pek çok alanda dinamik, üretken ve güzel bir kentten söz ediyorum.

Ancak, madalyonun diğer yüzüne baktığımızda karşımıza çıkan bir gerçek var ki hepimizi düşündürüyor. En az 15 diri fay hattıyla çevrili yaşıyoruz! Bu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıyız. Hatta, Japonya’yı örnek alıp ‘yarın çok geç, hemen bugün’ diyerek toplumun tüm katmanlarıyla seferber olmalıyız. Bu konuda gereken çalışmaları bilimsel, toplumsal ve ekonomik gerçeklerin ışığında etkinlikle organize edebilecek başarılı bir valiye sahibiz. Bunu uzun meslek hayatında Ankara başta olmak üzere medya sektöründe üst düzey yöneticilik yapmış, kamuyu bilen bir gazeteci olarak ifade ediyorum. İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, Bilecik, Ağrı ve Adana’da sergilediği başarılı performansla tanınan deneyimli bir yönetici. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’ye kadim kültürümüzün parlayan yıldızlarından Şeyh Edebali’nin nasihat ettiği ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesine inanan saygın bir devlet adamı.

Kentimizin bir diğer tepe ismine, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a gelecek olursak. O da ülkemizde her daim kaynayan kazan gibi olan siyaset dünyasında kendine has bir duruş yaratmaya ve toplumsal fayda odaklı hizmetler yaratmaya çalışan bir kamu yöneticisi. Özellikle deprem gerçeği konusunda halkı bilinçlendirmeye ve konuyla ilgili yapıcı çözümler oluşturmaya çalıştığı gözleniyor. Kentin zirvesinde yer alan bu iki ismin doğanın silinmez hükmü olan deprem gerçeği ile ilgili atacakları her adım son derece önemli. Bu çabalara devlet ve vakıf üniversitelerinin sağlayacağı bilimsel görüş desteği ve analitik bakış açısı da eklendiğinde ortaya son derece önemli bilgi havuzu ve yol haritası çıkar. Öte yandan söz konusu deprem olunca kentsel dönüşüm ve dayanıklı binalar inşa edilmesi de kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. Geçen yıl Yeni Asır’da yayımlanan bir habere göre İzmir’de 880 bin konutun yenilenmesi gerekiyor. Bu sayı kentin tamamında yer alan 2 milyon 639 bin 406 konutun yaklaşık yüzde 33’üne denk geliyor. Önemli bir sayısal gösterge! Hal böyle olunca yaşadığımız inci gerdanlığın kaçınılmaz gerçeğine yönelik çözüm üreten bir başka kesimin görüşlerine başvurmak gerekiyor.

BİR BİLEN
Rahmet ve saygıyla andığım, görüşlerinden her zaman yararlandığım ve sohbetlerini manevi bir miras gibi hafızamda sakladığım merhum Süleyman Demirel ‘bir bilene sormak lazım’ derdi. Bunu özellikle siyasi yasaklı olduğu yıllarda Zincirbozan’dan rahmetli Hüsamettin Cindoruk aracılığı ile Türkiye’ye mesaj gönderirken söylerdi. Bu ifade sonraki yıllarda Türk siyasi hayatının sembol deyişlerinden biri haline geldi. Ben de o tavsiyeye uyarak inşaat sektörünü bilen bir ismin kapısını çaldım. 1995 yılında orta ve büyük ölçekli projeler geliştirmek ve gerçekleştirmek için kurulan İzka İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Yüksek Mimar Azat Yeşil’le konuştum. 35 yılda 350 projeyi tamamlayan, İzmir başta olmak üzere yurdumuzun değişik kentlerinde modern binalara imza atan Azat Yeşil “Kentsel dönüşüm geleceğimiz için zorunluluk. Bu nedenle hız kazanmalı” diyor. İzmir’de çeşitli kentsel dönüşüm projelerini hayata geçiren deneyimli isim, şunların da altını çiziyor: “İzmir özelinde konuşursak şehirde hala binlerce riskli yapı bulunuyor. 30 Ekim 2020 depremi hepimiz için acı bir uyarıydı! O günden bu yana dönüşüm hız kazandı ama yeterli değil. Vatandaşlarımızın can güvenliği için bu süreci hızlandırmak zorundayız. İzka İnşaat olarak hem projelendirme hem de uygulama alanında tüm gücümüzle sürece destek oluyoruz.”

GELECEĞİ GÖRMEK
Kentsel dönüşüm konusunun yalnızca eski binaların yıkılıp yenilerinin yapılması olmadığını vurgulayan Azat Yeşil’in şu tespitlerini de kamuoyuna aktarmakta yarar görüyorum: “Bu sürecin sosyal, çevresel ve ekonomik boyutları da göz ününe bulundurulmalıdır. Biz her projeye şehircilik vizyonu ile yaklaşıyoruz. Mahalle dokusunu koruyarak, sosyal alanlarıyla, çevreci yapısıyla ve modern yaşam olanaklarıyla dönüşüm gerçekleştiriyoruz. İzmir, hem yapı stoku hem de halkın dönüşüme yönelik ilgisi açısından Türkiye’nin en dinamik kentlerinden biri. Ancak bu süreç daha da hızlandırılmalı. Vatandaşlar, yerel yönetimler ve özel sektör olarak hepimize büyük görev düşüyor. Geleceği sağlam temeller üzerine kurmak istiyorsak kentsel dönüşümden taviz veremeyiz.”

Türkiye’nin nadide inci gerdanlığı deneyimli kamu yöneticilerine, vasıflı üniversitelere ve alanında deneyimli inşaat firmalarına sahip. Ayrıca TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve Mimarlar Odası İzmir Şubesi, mesleki deneyimleri olan, saygın ve dünyayı bilen etkin uzmanlardan oluşuyor. Bir başka deyişle İzmir’in insan kaynağı son derece güçlü. Bu nedenle deprem ve kentsel yenileme konusunda halkın yararına olacak çözümlerin hayata geçirilmesi açısından Türkiye’ye örnek olabilir. Bu konuda atılacak olumlu adımları emin olun ki kamuoyu yürekten destekler. Sözün özü, doğal afetler kader değildir. Yeter ki gerekenler zamanında yapılsın. Ağustos’ta yeniden görüşmek üzere esen kalın.