NURCAN ÖNDER
Yargıtay’dan milyonlarca çalışanı ilgilendiren mola kararı son günlerde çalışanların kafasında aynı soru var: “Mola süreleri değişti mi?”
Bu sorunun nedeni, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin işyerlerinde verilen ara dinlenmeleriyle ilgili kararı. Kararın ardından “milyonlarca çalışanın mola hakkı yeniden düzenlendi” yorumları yapıldı.
Oysa ortada yeni bir mola düzenlemesi yok.
Yargıtay’ın kararı, uzun çalışma sürelerinde işçinin dinlenme ihtiyacına ilişkin yerleşik içtihadı bir kez daha ortaya koyuyor.
Karara göre günde 11 saate kadar olan çalışmalarda en az 1 saat, 11 saati aşan çalışmalarda ise en az 1,5 saat ara dinlenmesi kabul ediliyor.
Buradaki kritik nokta şu: 11 saati aşan çalışmalarda 1,5 saatlik mola, İş Kanunu’na yeni eklenmiş bir süre değil. Yargıtay, işçinin artan dinlenme ihtiyacını dikkate alarak bu yaklaşımı uzun süredir uyguluyor.
Yani “yeni içtihat geldi, mola süreleri değişti” demek doğru değil.
Kanun neden 1,5 saati yazmıyor?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesinde ara dinlenmeleri günlük çalışma süresine göre düzenleniyor. Buna göre 4 saate kadar çalışmalarda en az 15 dakika, 4 saatten fazla ve 7,5 saate kadar çalışmalarda en az 30 dakika, 7,5 saatten fazla çalışmalarda ise en az 1 saat ara dinlenmesi verilmesi gerekiyor.
Çünkü kanun, normal çalışma düzenini esas alıyor. 11 saati aşan çalışma ise zaten hukuken sınırlandırılmış durumda.
Ancak uygulamada 11 saati aşan çalışmalarla karşılaşılabiliyor. Yargıtay da burada işçinin artan yorgunluğunu ve dinlenme ihtiyacını dikkate alıyor.
Mola, kahve içmekten ibaret değil
Asıl önemli nokta bu.
Ara dinlenmesi, işverenin çalışana yaptığı bir iyilik ya da yoğun olmayan günlerde verilen bir “jest” değil. Kanundan doğan bir hak…
Üstelik bunun iş sağlığı ve güvenliği boyutu da var.
Uzun süre kesintisiz çalışmak yorgunluğu, dikkat kaybını ve hata yapma ihtimalini artırabilir. Bu nedenle mola, özellikle fiziksel ve zihinsel yükün yüksek olduğu işlerde, çalışan açısından önemli bir koruma mekanizmasıdır.
Bir iş kazasının nedeni elbette her zaman yetersiz mola değildir. Ancak kaza meydana geldiğinde çalışanın ne kadar süredir çalıştığı, ara dinlenmesini kullanıp kullanmadığı ve yorgunluğun kazaya etkisi de değerlendirilebilir.
Bu nedenle işverenler için mesaj açık:
Mola yalnızca bordro ve puantaj meselesi değil, iş sağlığı ve güvenliği meselesidir.
“İş yoğun, bugün mola yok” denilemez
“İş yoğun.”
“Bugün mola yapmayalım.”
“Yemeğini hızlıca ye, işinin başına dön.”
Bu cümleler çalışanın kanundan doğan hakkını ortadan kaldırmaz.
Peki, çalışan “Ben hiç mola kullanmadım” derse?
Burada ispat meselesi önem kazanıyor. Yargı uygulamasında, yemek veya çay molasının hiç kullandırılmadığı yönündeki iddianın somut ve kesin delillerle ortaya konulması gerekiyor. Aksi durumda ara dinlenmesinin kullanıldığı kabul edilebiliyor.
Evden çalışan için de mola var
Uzaktan çalışmak da bu hakkı ortadan kaldırmıyor.
Yemek, çay ve kahve molalarının hangi saatlerde kullanılacağı çalışma düzeninde açıkça belirlenebilir. Ancak mola sırasında çalışanın işverenin emrinde olmaması gerekir.
Çalışanın telefona cevap vermesi, bilgisayar başında hazır beklemesi veya sürekli ulaşılabilir olması bekleniyorsa, burada gerçek anlamda bir dinlenmeden söz etmek zorlaşır.
Sonuç basit:
Mola süreleri değişmedi. Ama Yargıtay’ın kararı önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Dinlenmek, işverenin lütfu değil, çalışanın hakkıdır.
Ve bazen birkaç dakikalık gerçek bir mola, sadece çalışanın nefes almasını değil, bir iş kazasının önlenmesini de sağlayabilir.