Bir termodinamikçinin bakışından
Halk arasında sıfır ile yokluk aynı anlama gelse de bilimsel anlamda bunlar birbirinden farklı kavramlardır yani birbirlerine denk değildirler. Diğer bir ifadeyle sıfır yokluk değil, yokluk da sıfır değildir. Sıfır en azından matematikte bir sayı hatta bazı matematikçiler kabul etmese de doğal bir sayıdır. O, aynı zamanda var olan ancak mevcut olmayan varlığın bir sembolü ve işaretidir. Daha doğrusu var olan bir şeyin olmama durumudur. Örneğin bankada bir hesap varsa ve hesapta hiç para yoksa bu “sıfır hesap” durumu demektir. Ortada hesap var ancak para yok yani sıfır. Sıfır ile yokluk arasındaki temel fark bu olsa gerek.
Evrenin Toplam Enerjisi
Evrenin toplam enerjisinin de bazı fizikçilere göre sıfır olduğu öne sürülmektedir. Hatta bazı kozmolojik modeller dikkate alındığında, evrenin sıfır net enerji durumundan ortaya çıkmış olabileceği, benzer fizikçiler tarafından ileri sürülmektedir. Onlara göre evren yoktan değil sıfırdan yaratılmıştır. Bu durumda var olan pek çok çeşit enerji türleri de neyin nesi oluyor, şeklinde bir soru sorulabilir. Kullanılan ve mevcut olan tüm enerjiler, daha önce var olan enerjinin bir türüdür hatta türevidir. Örneğin kömür, petrol, doğal gaz gibi “fosil yakıtlar” olarak tanımlanan yakıtların kaynağı güneştir. Bunlar güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan ve evrene saçılan enerjinin canlılarda ve bitkilerde depolanmasından başka bir şey değildir. Bunların hepsi ve diğerleri pozitif enerjidir.
Negatif enerji ise kütlelerin birbirini çeken çekim kuvvetlerinin oluşturduğu potansiyel enerjiden başka bir şey değildir. Bu da eksi işareti ile gösterilirse, iki enerji birbirini dengelemiş olur ve sonuç sıfır çıkar. Bunu daha basit olarak anlatırsak: Hiç parası olmayan ve 1.000 TL borç alan birisinin toplamda net varlığı sıfırdır. Cebindeki para artı, borcu ise eksi olduğundan, net varlığı +1.000-1.000=0 olacaktır.
Konu bir mecaz (metafor) kullanılarak biraz daha anlaşılır düzeye indirgenebilir. Örneğin düz bir arazideki konuma göre (potansiyel ve kinetik olarak) enerji sıfırdır. Arazinin bir yerine 10 m kuyu açıldığı ve kuyudan çıkan toprak da tepe haline getirildiği varsayılsın. Tepenin üzerindeki potansiyel enerji artı iken kuyunun dibindeki enerji yüzeye göre eksi potansiyel enerjidir. Aynı değerde olmasına rağmen iki enerjinin biri artı, diğeri eksi olduğundan, toplamları sıfır olacaktır. Dolayısıyla tepedeki enerji yoktan var edilmemiştir. Buna karşın sıfır enerji iki parçaya bölünmüştür. Bazı fizikçiler veya evrenbilimciler büyük patlamanın da benzer şekilde ortaya çıktığı fikrindedir. Onlar büyük patlamanın sıfır enerjiyi, madde ve yerçekimi (borcu) şeklinde ikiye böldüğünü düşünmektedir. Modellerle bu görüşü desteklemektedirler.
Madde ve enerjinin yasası
Maddenin ve enerjinin korunum yasası hiçbir maddenin ve enerjinin yoktan var edilmediğini ve yok da edilemeyeceğini ifade etmektedir. Bu noktada evrenin de yoktan diğer bir ifadeyle yokluktan yaratılmadığı, yasa çerçevesinde anlamlı görünmektedir. Bu durum yüce yaratıcının ortaya koyduğu ilkelerin her konuda, mekânda ve zamanda geçerliliğini göstermesi açısından manidardır. Dini inancımıza göre Allah dilerse yoktan da var edebilir. Bir şeye ol deyice hemen oluverir. Ancak tüm bunlara rağmen O’nun bir düzen kurucu olduğu, her şeyi bir hesap ve ölçü içerisinde yarattığı da kutsal kitabımızdan bilinmektedir.
Yaşam ve teori
Pratik yaşam elbette, her zaman teorik kavramlara dayalı olarak oluşmaz ve onlarla şekillenmez. Onun kendine has bir yapısı ve pratiği vardır. Pratik yaşam daha çok ihtiyaçlardan oluşmakta ve bunlara göre şekillenmektedir. Burada bilimsel kavramlardan daha çok diğer şeyler ön plandadır. Ancak bilime önem veren, doğayı ve yaşamayı anlamaya çalışan toplumlar, diğerlerine göre oldukça farklı bir yapı ortaya koymaktadır. Üretimleri, teknolojileri, medeniyetleri ve değerleri kayda değer oranda farklılıklar yaratmaktadır. Bu bakımdan sıfır mı, yokluk mu sorusunun daha çok kuramsal bağlamda tartışılması anlamlı olsa da teknolojik gelişmelerin ve buna bağlı olarak ortaya konulan üretim ve değerlerin aslında bilimsel temelleri de mevcuttur. Bunları üretenlerin bu temellerden beslendikleri söylenebilir. Kısacası tüm maddi gelişmelerin bilimsel bilgilere ve buna bağlı olarak teknolojik birikime bağlı olduğu açıktır. Bilimsel bir yapıya dayanmayan çalışmaların ve teknolojilerin hayata geçemeyeceği, geçse de kalıcı olmayacağını söylemek ise kolaydır. Bu bakımdan kalıcı değer ve medeniyet üretenlerin bilimsel kavramlar ve düşüncelerden beslendikleri açıktır.
Sonuç;
Sıfır, çoğu zaman bir referans durumdur. Yokluk ise referans alınabilecek herhangi bir sistemin ve varlığın dahi bulunmadığı ontolojik bir durumu işaret eder. İki kavram arasındaki farkı anlamak ve ona anlam yüklemek değerlidir. Bu bağlamda aslında tüm mesele hayatı ve amacını bilimsel temellere ve kutsal değerlere göre anlamaya çalışmak, yaşamın daha düzeyli, daha kaliteli ve daha adil bir seviyeye gelmesi açısından önemlidir. Bunlardan yoksun bir dünyanın ise bugün geldiği yer bellidir: Krizler, pahalılık, karmaşa, derinleşen eşitsizlikler ve giderek büyüyen bir anlam bunalımı ile diğerleridir.