Evrenin en temel ve esaslı yasalarından biri olan termodinamiğin birinci yasası, enerji olmadan hiçbir iş yapılamaz olduğunu ifade etmektedir. Bir yıldızın ışık saçması, bir ağacın büyümesi, bir insanın yürümesi veya bir fabrikanın üretim yapması aynı yasa çerçevesinde gerçekleşir ve aynı gerçeğe dayanır. Hayatın kendisi de enerjinin düzenli bir şekilde kullanılmasıyla mümkündür. Ancak enerji ile sürdürülebilir. Bu nedenle enerji meselesi yalnızca mühendislerin veya ekonomistlerin konusu değildir; aynı zamanda medeniyetlerin de varlık ve yokluk meselesidir.
Termodinamiğin ikinci yasası, doğadaki sistemlerin zamanla bozulmaya, çürümeye, düzensizliğe diğer anlamda entropiye yöneldiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda kendi haline bırakılan her yapı dağılmaya, yıpranmaya ve enerjisini kaybetmeye mahkûmdur. Yasa yalnızca fizik dünyasında değil, toplumlarda ve ekonomilerde de kendisini baskın şekilde hissettirir. Bu bağlamda üretemeyen ekonomiler zayıflar, yenilenemeyen kurumlar hantallaşır ve kapanır, bilgi üretemeyen toplumlar da geride kalır. Düzenin korunması için sürekli enerjiye ihtiyaç vardır. Bu da önemli bir gerçektir.
Ekonomi ve enerji ilişkisi
Aslında ekonomi dediğimiz şey, enerjinin farklı biçimlere dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Bir madenci yer altından cevher çıkarırken enerji kullanır. Bir fabrika bu cevheri işleyerek ürüne dönüştürürken enerji kullanır. Bir mühendis tasarım yaparken zihinsel enerji harcar. Bir kamyon ürünü taşıyabilmek için yakıt tüketir. Sonunda ortaya çıkan ekonomik değer, enerjinin bilgi ve emekle birleşmesinin sonucudur.
Bu nedenle ekonomik kalkınma ile enerji tüketimi arasında güçlü bir ilişki vardır. Tarihte sanayi devrimini başlatan kömürdür. Yirminci yüzyıla damgasını vuran petroldür. Günümüzde ise elektrik, doğal gaz, nükleer enerji ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. İnsanlık hangi enerji kaynağını daha etkin kullanmayı başarmışsa, ekonomik ve teknolojik üstünlüğü de büyük ölçüde elde etmiştir.
Türkiye’nin hikâyesi ve gelecek
Türkiye'nin hikâyesi de bu çerçevede okunabilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında elektrik üretimi son derece sınırlıydı. Bugün ise milyonlarca haneye, fabrikaya ve işletmeye enerji sağlayan büyük bir altyapı tesisleri bulunmaktadır. Buna rağmen Türkiye hâlâ enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü dışarıdan karşılamaktadır. Her yıl milyarlarca dolar enerji ithalatına harcanmakta, bu durum ekonomik dengeleri doğrudan etkilemektedir.
Burada esas olan yalnızca enerjiyi bulmak değildir. Asıl mesele enerjiyi değere dönüştürebilmektir. Çünkü enerji tek başına refah üretemez. Petrol zengini olup teknolojik olarak geri kalan ülkeler olduğu gibi, doğal kaynakları sınırlı olmasına rağmen yüksek teknoloji sayesinde dünyanın en güçlü ekonomileri arasına giren ülkeler de vardır. Belirleyici olan gerçek enerji ile bilgiyi bir araya getirebilmek ve onu üretime dönüştürmektir.
Geleceğin dünyasında rekabetin daha da kızışacağı beklenmektedir. Yapay zekâ sistemleri dev veri merkezleri gerektirmektedir. Elektrikli araçlar büyük miktarda elektrik talep etmektedir. Uzay teknolojileri, yarı iletken üretimi ve ileri sanayi tesisleri çok yüksek enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Bir başka ifadeyle, geleceğin ekonomisi daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğu kadar daha fazla enerjiye de ihtiyaç duyacaktır.
Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken daha derin bir gerçek vardır. Bir toplumun enerjisi yalnızca elektrik santrallerinde veya petrol kuyularında bulunmaz. İnsan sermayesi de bir enerji kaynağıdır. Eğitimli gençler, araştırmacılar, mühendisler, girişimciler ve bilim insanları bir ülkenin görünmeyen enerji rezervleridir. Fiziksel enerji ekonomik büyümenin motoruysa, insan aklı da onun direksiyonudur.
Sonuç
Bir ülkenin kaderi bu nedenle yalnızca yer altındaki kaynaklarla belirlenmez. Asıl kader, enerjiyi bilgiye, bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi de ekonomik değere dönüştürebilme yeteneğiyle şekillenir. Entropinin her şeyi dağılmaya sürüklediği bir evrende, toplumlar ancak sürekli çalışarak, üreterek ve yenilenerek düzenlerini koruyabilirler.
Bugün Türkiye'nin önünde duran temel meselelerden biri budur. Daha fazla enerji üretmek kadar, üretilen enerjiyi daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmek; daha fazla tüketmek kadar daha verimli kullanmak; daha fazla ithal etmek yerine daha fazla geliştirmek ve üretmektir. Zira enerji yalnızca ekonomik bir girdi değildir. Enerji, bağımsızlığın, refahın ve geleceğin başka bir adıdır. Bir ülkenin kaderi de çoğu zaman bu enerjiyi nasıl kullandığında gizlidir.