Dr. MAKBULE YALIN
TBMM AB Uyum Komisyonu Danışmanı - TOBB ETÜ Yarı Zamanlı Öğretim Görevlisi
Güçlü rublenin ithalatı ucuzlatması sayesinde nisan ayında enflasyonun %5,7’ye yavaşlaması ve Rus turistlerin Türkiye turlarına hücum etmesi, yapısal çürümenin üzerindeki geçici bir makyajdan ibaret.
Batı medyasının "Rusya'nın Davos'u" olarak adlandırdığı St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu ile Kremlin dünyaya "Hâlâ küresel ekonominin çekim merkeziyiz" illüzyonunu satmaya çalışıyor. Ancak bu gösterişli vitrinin arkasında, manşetleri deşifre eden iki sarsıcı gerçek var: Bir yanda Orta Doğu şokuyla şahlanan bir Rus rublesi, diğer yanda ise Ukrayna İHA’larıyla delinen Rus petrol rafinerileri.
Tam da bu noktada, iktisat biliminin temel laboratuvar kuralı olan Ceteris Paribus (diğer tüm durumlar sabitken) varsayımı, jeopolitiğin vahşi arenasında paramparça oluyor. Gerçek dünyada hiçbir değişken sabit değil; Rusya, ABD-İran gerilimi gibi tamamen kendi dışındaki bir jeopolitik krizden gelen kısa vadeli bir fiyat zaferinin illüzyonuyla günü kurtarıyor. Oysa madalyonun diğer yüzünde, fiziksel olarak kilitlenen üretim miktarı ve artan bütçe maliyetleri, Rus ekonomisini uzun vadede kendi havuzunun dibine doğru sessizce çekiyor.
Üstteki musluk: Zehirli fiyat hediyesi
İktisat kuramına göre, kısa dönemde piyasalar şoklara öncelikle fiyat mekanizması üzerinden tepki verir. Şubat ayında varili 44 dolar seviyesinde olan Rus Urals ham petrolü, Orta Doğu’daki ABD-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’na yönelik kısıtlamaların ardından nisan ayında 94 dolara kadar yükseldi. Rusya’nın doğrudan müdahalesi olmadan gelişen bu jeopolitik süreç, ülke ekonomisi üzerinde belirgin bir dışsal etki yarattı.
Bu dışsal şokun getirdiği gelirler, piyasaya yaklaşık bir buçuk aylık bir zaman gecikmesiyle (time lag) yansıdı. Petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olarak döviz girişinin yükselmesi, rubleyi dolar karşısında destekledi. Mart ayında 86 seviyesinin üzerinde olan dolar/ruble kuru, haziran ayı itibarıyla 71 seviyelerine kadar geriledi. Kremlin, dışarıdan gelen bu petrol gelirleri sayesinde Ukrayna’daki askeri operasyonlarını finanse edecek acil nakit akışını sağlamış oldu.
Ancak kısa dönemli fiyat hareketlerinin uzun dönemdeki yapısal etkileri tamamen farklı bir yön izliyor. Karşımıza çıkan ilk çelişki, Rusya bütçesinin kendi kurgusunda saklı. Rusya Maliye Bakanlığı, bütçeyi daha yüksek bir döviz kuru ve 59 dolarlık taban petrol fiyatı üzerine planlamıştı. Rublenin dış şokla aşırı değer kazanması, ihraç edilen petrolden elde edilen yerel para cinsinden bütçe gelirlerini azalttı. Güçlü ruble sebebiyle Rus bütçesi ayda yaklaşık 100 ila 150 milyar ruble arasında bir gelir kaybına uğruyor. Bu durum ithalatçılar ve döviz cinsi gideri olan şirketler için avantaj yaratsa da, büyük ihracatçıların yatırım programlarını daraltmasına yol açıyor.
Savaş finansmanı ve küçülen ekonomi
Rusya Merkez Bankası Eski Başkan Yardımcısı Oleg Vyugin, bütçe kaynaklarının dağılımındaki bu çözümsüzlüğü net bir ekonomik çerçeveye oturtuyor. Vyugin’e göre Rusya, bir resesyon ile askeri harcamaların azaltılması arasında tercih yapmak zorunda. Askeri finansmanın mevcut düzeyde sürdürülmesi, sürekli artan kamu harcamalarını, vergi artışlarını, ekonominin resesyona girmesini ve reel gelirlerin düşmesini beraberinde getiriyor.
Petrol gelirlerinin sivil yatırımlar yerine askeri harcamalara kanalize edilmesi, Rus ekonomisinde yapısal bir tıkanıklığa yol açmış durumda. Merkez Bankası’nın enflasyonu baskılamak için uyguladığı yüksek politika faizi, sivil sektördeki kredileri ve yatırımları kısıtlıyor.
Bu durum ekonomik büyüme rakamlarına doğrudan yansımaktadır: Rusya ekonomisi 2024 yılındaki %4,9’luk büyümenin ardından geçen yıl %1 seviyesine geriledi. 2026 yılının ilk çeyreğinde ise ekonomi %0.2 oranında küçülme kaydetti. Yüksek faiz oranları, Batı yaptırımları ve güçlü rublenin yarattığı bütçe baskısı birleştiğinde, bu yılki büyüme tahmini %0,4 gibi oldukça sınırlı bir düzeyde kalıyor. Putin’in ilk 15 yılındaki ekonomik büyüme trendiyle ulaşılan 2,3 trilyon dolarlık hacim, bugün Rus devlet verilerine göre yaklaşık 2,9 trilyon dolara çıksa da, bu büyüklük 45 trilyon dolarlık NATO ittifakının toplam ekonomik gücü karşısında oldukça sınırlı bir rasyoya işaret ediyor. Nisan ayında enflasyonun %5,7’ye gerilemesi ve iç tüketimdeki geçici hareketlilik, tabandaki bu yapısal durgunluğu değiştirmiyor. Başka bir ifade ile güçlü rublenin ithalatı ucuzlatması sayesinde Nisan ayında enflasyonun %5,7’ye yavaşlaması ve Rus turistlerin Türkiye turlarına hücum etmesi, yapısal çürümenin üzerindeki geçici bir makyajdan ibaret.
Miktar kısıtı ve yanan rafineriler
Havuzun altındaki ikinci ve en ölümcül delik ise Ukrayna’nın askeri stratejisinde gizli. Uzun dönemde ekonomi fiyatla değil, miktar ve kapasiteyle (quantity) konuşur. Ukrayna, Rusya’nın ham petrol boru hatlarını değil, o petrolü işleyip katma değerli ürüne (benzin, dizel, jet yakıtı) dönüştüren rafinerilerini vuruyor. Son haftalarda Rusya’nın merkezindeki neredeyse tüm büyük rafineriler İHA saldırıları nedeniyle üretimi durdurmak veya azaltmak zorunda kaldı.
Bu durum Rusya ekonomisini katı bir "miktar kısıtına" (quantity constraint) çarptı. İçeride yakıt krizi baş gösterince Kremlin jet yakıtı ihracatını yasakladı; benzin ve dizel ihracatını kısıtlama planları yapıyor. Rafineriler işleyemediği için Rusya, elindeki ham petrolü acilen batı limanlarına (Primorsk, Ust-Luga, Novorossiysk) yönlendirdi. Mayıs ayında bu limanlardan yapılan ham petrol ihracatı %15 artarak günlük 2,5 milyon varile ulaştı. Bu, rafinerilerin yine vurulduğu Eylül 2025’ten bu yana en yüksek ham petrol ihracat miktarı.
Ancak iktisadi gerçek şu: Rusya’nın batı limanlarının ihracat kapasitesi sınırlı. Yani dünyada petrol fiyatı İran krizi yüzünden ne kadar artarsa artsın, Rusya rafinerileri yandığı ve liman kapasitesi dolduğu için fiziksel olarak daha fazla petrol satıp bu fiyattan yararlanamıyor. Miktar kilitlendiği için, fiyat artışının getirdiği tüm avantaj sınırda kalıyor. Üstelik Ukrayna, Novorossiysk Limanı’nı ve Transneft boru hatlarını bombalayarak bu sınırlı çıkış kapılarını da sürekli taciz ediyor.
Barışın ertelendiği yeni soğuk savaş
Günün sonunda, rublenin döviz piyasasındaki kısa vadeli hareketi, Rus ekonomisinin yapısal gerçeklerini örtmeye yetmiyor. Rusya, küresel sistemin "yeni bir Soğuk Savaş" mekanizmasına evrilişini tecrübe ediyor. Bu süreç, sıcak bir dünya çatışmasından ziyade, barış ihtimalinin sürekli ertelendiği ve çözümsüzlüğün kronikleştiği bir yıpranma dönemidir.
Çözümsüz geçen her ay, faturayı sadece cephe hatlarına kesmiyor, küresel ekonomik dengeleri de yıpratıyor. Rusya, tamamen kendi dışındaki bir krizden (İran geriliminden) elde ettiği kısa vadeli fiyat artışıyla bütçesini ve savaşı finanse ettiğini varsayıyor. Ancak uzun dönemin miktar kısıtları, hasar gören rafineriler ve Oleg Vyugin’in işaret ettiği bütçe maliyetleri, ekonomik havuzun tabanındaki sızıntıyı büyütüyor. Barışın ertelendiği bu yeni Soğuk Savaş ikliminde zaman, kısa vadeli fiyat illüzyonuna rağmen, uzun vadeli kapasitesi kilitlenen Rusya’nın aleyhine işliyor.
