Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Sakıp Sabancı, aramızdan ayrılışının 22’nci yılında törenle anıldı. Sabancı Center’da düzenlenen törende Jüri Özel Ödülü Cornell Üniversitesi Walter S. Carpenter Jr. Uluslararası Çalışmalar Profesörü Dr. Peter J. Katzenstein’e takdim edildi. Karşılaştırmalı siyaset, uluslararası ilişkiler ve uluslararası siyasi ekonomi alanlarındaki çalışmalarının yanı sıra devletlerarası sistemde kültür, din, kimlik ve bölgeselcilik üzerine teorileri ile öne çıkan Prof. Peter Joachim Katzenstein, ödül törenindeki konuşmasında yaşamın belirsizlikle dolu olduğunu ve sürprizlerle başa çıkmak için umutla yılmadan çalışmak gerektiğini vurguladı.
Dünyayı ve Türkiye'yi neler bekliyor?
Prof. Dr. Peter J. Katzenstein, ödül töreni öncesinde düzenlenen basın toplantısında, bugün yaşananları yorumlayarak gelecekle ilgili çok kapsamlı değerlendirmeler ve gelecekle ilgili öngörüler paylaştı. Sorulara verdiği yanıtları başlıklar altında toplayarak aşağıda aktarıyorum.
- Siyaset yönetimindeki kadrolarda zenginlerin ağırlığı artmakta
“Plutokrasi dediğimiz bir sistem var. Refah Devleti bunu belli bir ölçüye kadar kısıtlıyor. Ama otokratlar da aslında bu Plutokratik sistemi, suistimal eden taraflar olarak karşımıza çıkıyorlar. Plutokrasi aslında kapitalizmin doğal hali değil.
Fakat özellikle günümüzde, 1980'lerde belirlendirmede yapılan değişikliklerle birlikte, özellikle Reagan dönemindeki söz konusu güzelleme değişiklikleriyle beraber, Plutokrasinin çok daha fazla ön plana çıkmaya başladığını görüyoruz. Reagan dönemindeki yasalar aslında Plutokrasinin, Amerika'daki temelini oluşturdu. Daha sonrasında biliyorsunuz Sovyetler Birliği'nin çöküşü geldi.
Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle beraber devlet kaynaklarının, devlet varlıklarının, aslında yolsuzluklarla, özelleştirme ihaleleriyle birlikte peşkeş çekildiği bir dönem ortaya çıktı. Bu da Plutokrasi'yi aslında daha fazla destekledi. Bir yandan milyarderlerin Avrupa'ya ve İngiltere'ye göç ettiklerini gördük.
Bu aynı zamanda Avrupa için de çok hayırlı bir şey olmadı. "Milyarderler niye buraya gittiler?” diye soracak olursanız, tiksindikleri Anglo Sakson Sistemi'ne demokrasi için mi gittiler? Aslında hayır. Oradaki mülkiyet hakları dolayısıyla bu bölgeye gitmek istediler. Çünkü bu şekilde zengin varlıklarını koruyabiliyorlardı.
Yani zenginlik ve siyaset arasındaki, bu varlık ve siyaset arasındaki ilişki aslında bu son dönemin bir durumu da değil, aslında İmparatorluk çağından beri süregelen bir durum. “
- Tarih bazen geriye doğru akabiliyor. ABD patrimonyal bir devlet haline geldi.
“Bu Amerika Birleşik Devleti'nin tarafından yönetilmesi çok yeni bir şey değil. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başına gidecek olursak, o dönem bu döneme ilerleme çağı denilirdi. O dönemde beri var olan bir şeyden aslında bahsediyoruz. Çünkü artık Amerika'da devlet tam böyle patrimonyal bir devlet haline geldi.
Ben bunu ilk kez 1970'lerde dile getirdiğim zaman, Amerika'da artık zayıf bir devlet geleneği vardı. O zamanda ne kadar haklı olduğumdan da çok emin değildim. Ama bugün dönüp baktığımızda mesela senatonun vs. üçte birinin milyonerlerden oluşması ve onların da bu Amerikan esas sistemini kendi avantajlarını, kendi çıkarlarını koruyacak şekilde kullandıklarını görüyoruz. Aslında bu patrimonyal devlet kavramı Max Weber'in İngiltere'de katmış olduğu bir kavram. Aslında tarih her zaman Amerika'nın bize gösterdiği şekilde ileri gitmeyebiliyor.
Bazen geriye doğru da yol alabiliyor. Trump'a yine değinmek isterim. 4000 tane iş adamı olduğu dönemde 4000 tane dava atlattı.
Tabii ki bazı davalarında ceza aldı ama çok büyük acı çekmedi aslında Trump bu davalarda. “Bunu nasıl yaptı?” diye soracak olursanız, kanunun üstünlüğüne dayalı bir ülkede yasal açıkları kendi rehine kullanıyor. Yani Trump dediğimiz kişi aslında beyaz yakalı bir suçlu.
Böyle mafyatik bir suçlu değil. Bir gangster değil. Ama tamamen korkak ve dolayısıyla kanun üstünlüğünün altını boyarak kendi lehine kullanmaya çalışan 15 aydır da kanunsuz bir ülke yaratmış bir siyasetçiden bahsediyoruz.
Bugün artık bırakın anayasa mahkemesini. Yasama organı bile Trump ile ciddi bir savaş veriyor. Ondan dolayı bir önceki cevabımda da bunu söylemiştim.
Otokratların özellikle Anglo-Sakson ülkelerine gitmelerinin sebebi, bu yasa dışı yollarla kendilerine eşleştiren malların mülkiyet hakları dolayısıyla o ülkede koruma amaçlarından kaynaklanıyor. Ve bu şekilde de yasa dışı yollarda bir ülkenin içerisindeki varlıklar, tabiri caizse boşaltılıyor ve o ülkelerde muhafaza ve koruma altına alınıyor.”
- Riskli enflasyon dönemi sürecek
“Finansal alanda da bunun, belli hassasiyetlere dayalı bir karşılıklı bağımlılık olduğunu düşünüyorum. Bunda da aslında küresel sistemdeki değişimlere bakmamız lazım. Nedir bunlardan bir tanesi? Mesela 1980'li yıllara kadar “breaking rule” sistemi vardı. Sabit kur sistemi. Fakat bunu o dönemin hegemon gücü, Amerika Birleşik Devletleri “Bu sistem artık bitti” dedi. Çünkü Bretton Woods'da şu Amerikan Doları ve altının sabit kur şeklinde takası söz konusuydu.
Buna bir son verdi ki, küresel piyasalarda hep böyle olur. Yani hegemon güç aslında bunu yönlendirir, küresel piyasalara şekil verir. Bugün Çin'in mesela bir dünya gücü olamamasının sebeplerinden bir tanesi kendi para biriminin küresel yönetime katılması, yani Amerikan Doları gibi küresel bir şekilde yönlendirilmesine, katılmasına izin vermemiz.
Çünkü böyle bir şey olursa o zaman Çin Komünist Partisi çok ciddi şekilde güç kaybedeceği, zemin kaybedeceği düşünülür. Mesela Trump döneminde kripto paralara da yeniden önem verilmesinin sebeplerinden bir tanesi de buydu. Yani Trump rejiminin daha hızlı bir şekilde zenginleşebilmesi.
Sonuçları ne olur? konusuna ne cevap veririm diye soracak olursanız, kısa vadede piyasalarda daha ciddi bir volatilite görürüz diye düşünüyorum. Uzun vadede ise giderek artan bir enflasyon ve riskli bir enflasyon baskısı oluşacaktır. Ve bu yapısal olarak enflasyon uzun bir süre devam ederse o zaman mesela Weimar Cumhuriyeti sonrasında gördüğümüz kadar ekstrem böyle radikal bir rejim beklememekle beraber çok ekstrem bir durum olduğunu söyleyeyim. Giderek artan bir enflasyon görürüz ki, Amerikan bütçesine bakacak olursanız savunma harcamalarının %50 arttığını göreceksiniz. Ve bu ne demek? Büyük ihtimalle Amerika'daki enflasyon bir süre daha devam edecek, güçlenerek artacak.”
- Yapay zekada güç küçük bir grubun elinde toplanıyor
“Silikon Vadisi'nde şunun öngörülerini yapıyor insanlar. Yani gelecekte kıyamet senaryosu öngörüyorlar. Mesela %35'e kadar çıkartmışlar. Daha açmak gerekirse bu yapay zekanın %35 ihtimaliyle insan ırkını tamamen bertaraf edebilme ihtimalinden falan bahsediyorlar. Önceleri mesela Openheimer döneminde veya Einstein döneminde bu gelişen teknolojilerin insanlara nasıl bir negatif etki yaratacağı endişe duydukları bir konuyken mevcut plutokratların bundan çok endişelenmediklerini artık görüyoruz. Hatta biraz da rulet oynadıklarını söyleyebiliriz plutokratların.
Borsaların bile artık mesela yapay zeka ile yönlendirildiği ve dolayısıyla çökmesinin çok olası olduğu bir düzende yaşıyoruz. İnanılmaz hızla gelişen bir inovasyondan bahsediyoruz. Daha önceki dönemlere kıyasladığımızda gerçekten olağan dışı, benzeri görülmemiş bir hızla inovasyon gerçekleşiyor.
Mesela bu alanda IBM Bill Gates örneğini de vermek istedim. O dönemde 1980'lerde IBM, bilgisayar pazarının %70'ini kontrol ediyordu. Bill Gates de “Zaten donanımı siz üretiyorsunuz. Benim yaptığım şey sadece bir yazılım. Dolayısıyla ben önemsizim” şeklinde birazcık da tabiri caizse aptallığa yatarak IBM'i kurnaz bir şekilde kandırdı. Ve daha sonra bu devrim gerçekleşti.
Ben de mesela 1980-1982'de silikon valisindeydim. Dünya devrimi gerçekleşiyormuş. Biz o zaman farkında bile değildik. Yapay zekayla alakalı gelecekte nasıl bir şey olacak? Çok net bir cevap vermesi gerçekten zor. Fakat gerçekten çok olağan dışı bir durum. Bir yanda birkaç tane büyük şirket var. Güç çok ciddi bir şekilde onların elinde yoğunlaşmış durumda. Diğer yandan da gücün internette ve yapay zekayla dağıldığında, akıllı insanların para kazanmak veya insanlığa daha iyi bir hayat sunmak için çalıştıklarını görüyoruz. Hangi taraf kazanacak diye soracak olursanız büyük ihtimalle birazcık daha Adem’i merkeziyette birleşeceğini söyleyebilirim bu teknolojik alanın.”
- İran-ABD savaşının finansal etkileri kalıcı olacak
“Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması durumunda, Yurt dışı hasılanın %30'u %50'si etkilenecek diyenler de var. Mesela 2008 ekonomisine bakacak olursanız bunun %10-12'lerde seyrettiğini görürsünüz. 1930'lardaki bu büyük bunalım kadar değildi. Dolaylı etkilerini Amerika'da aslında görüyoruz.
Özellikle enerji piyasaları etkilendiği için bu dolaylı olarak da enflasyonu etkiliyor. Amerika'da mesela şu anda ilk ön plana çıkan sıkıntı, enflasyonun dolaylı olarak artmasından kaynaklanıyor.
Tabii burada sürecin nasıl gideceğine, devam edeceğine bağlı olarak farklı senaryolar var. Mesela Tahran rejimi çökmezse büyük ihtimalle şöyle bir sistem uygulanmasını bekliyoruz: Bu boğazdan geçişlerde büyük ihtimalle bir gümrük vergisi uygulayacak.
Belli başlı ülkelerin boğazdan geçişine izin verilmeyecek. Örneğin Amerika gibi. Daha içten kalmış olan ülkelere mesela daha uygun şartlarda belki bir gümrük belgesi vs. uygulanacak. Bunun sonucu ne olacak? Tabii ki, dolaylı olarak enerji fiyatlarının artmasına sebep olacak. Çok ciddi bir 1970'lerdeki petrol krizi kadar tüm ülkelerin yurt içi hasılasının %2'sine kadar büyük bir etki yaratılma, öyle olacağını ben düşünmüyorum. %2 dediğiniz zaman ufak bir rakam gibi geliyor ama tüm ülkelerin yurt içi hasılasının %2'si demek aslında çok ciddi bir rakam. Daha marjinal etki kalacaktır diye düşünüyorum.
O zaman ülkeler ne yaptılar diye bakacak olursanız enflasyonla bununla başa çıkmaya çalışmışlar. Çok ciddi bir enflasyon geldi. Sadece Japonya ve Almanya bu yolu tercih etmedi.
“Biz bu maliyeti bir şekilde yükleneceğiz, sönümleyeceğiz ve ihracatımızı daha fazla güçlendireceğiz” dediler. Ama tabii bunun da siyasi istikrar gibi toplum sağlık ve bütünlük noktasında bazı negatif etkileri oldu. Ekonomik bunalım depresyon dediğiniz zaman bunun da duygusal bir etkisi oluyor.
İnsanlar 100 sene öncesinde bu büyük buhranla bunu özdeşleştiriyorlar. Tabii ki, Asya ve Avrupa bundan daha fazla etkilenecek. Çünkü Orta Doğu petrolü ve Rusya ile daha fazla bağlı oldukları için bu bağlamda baktığımız zamanda Houston'da önemli bir şirketin Amerika'nın artık doğal gaz içerisinde yüz dönümü düşünecek olursak bu alana yapmış olduğu yatırımla beraber enerji alanında ciddi bir devrim yarattığını söyleyebiliriz.
O yüzden zaten sürekli “Küresel ısınma problem değil” diyor. Her ne kadar yanlış bir ifadede bulunuyor olsa da. Bir de şunu eklemek isterim gelen soruya çünkü siz Hürmüz Boğazı kapalı kalmasına “O zaman Trump neden bu kadar endişe duyuyor” diye sordunuz. Yani birincisi Trump geceleri zaten genellikle böyle çıldırmış bir vaziyette böyle ergen gibi tweet’ler atıyor.
İnsanlar uyurken o saçma sapan tweet’ler atıyor ve artık bizim normalimiz haline geldi. Bence şunu çok fazla göremediler. Yani tamam Avrupa bundan daha fazla etkilenecek. Amerika'ya Orta Doğudaki enerjinin etkisi bir nebze daha düşük olsa da ki olayın etkilerini bence çok göremediler, çünkü küresel enerji piyasalarını bu etkiledi ve dolayısıyla enflasyonu beraberinde getirdi.
Mesela benim yaşadığım bölgede 1 dolarlık bir artış oldu gaz fiyatlarından. 4 dolar orada sınır rakamdı. Yani 4 doların üzerine çıkıldığı zaman artık Amerikan başkanını suçlamaya başlayabilirler.”
- Trump’ın üzerindeki baskı artıyor
“Yani tabii çok ofansif bir dil de kullanıyor Trump. Bu bağlamda belki özellikle Netanyahu Hükümeti'nin bu liderleri bir gecede öldürmesi vesaire istihbaratın ne kadar güçlü olduğunu gördük.
Belki de dolaylı etkilerinin farkına varmaktadır. Çünkü Körfez'deki ülkelerde artık baktığımız zaman Trump üzerinde ciddi bir baskı kuruyor.
“Bu işi artık bitirin, başladığınız gibi bitirin” şeklinde. Fakat Trump'ın bunu ne kadar yapacağı da şüpheli. Çünkü ona yönelik politik desteğin giderek düştüğünü kendisi de o konuşmalarda dile getiriyor.
Siyasi kariyerinde kamu desteğinin hiç olmadığı kadar az olduğu bir dönemden de geçiyoruz. Ciddi başı dertte diyebilirim Trump için.
Şimdi bir ek görüş daha paylaşayım. Putin mesela 2022'yi hatırlayalım. “Bir haftada bu savaş bitecek” diyordu. Ama Rusya ordusu 1916'dakinden bile daha yavaş bir şekilde yani günde 15 yard kadar ilerleyebildi.
Bir de Avrupa'da Rusya'dan sonra bu kadar yüksek teknolojiyi kullanabilen kendilerine inanılmaz bir muhalefet de yaratmış oldular. Yani Ukrayna ordusu da ciddi bir şekilde bu bağlamda kalkınmış oldu. Bir de şunu gördüler Rusya ordusunda. Yani komuta kademesi o kadar yolsuz ki Rusya ordusunda. Yani üst düzey komutanların para aldıklarını, vermediğiniz zaman sizi tabiri caizse ölüme yolladıklarını görüyorsunuz. Bu Rus ordusunun moralinin de tabii ki çökmesine sebep oldu.”
- Çin acele etmemeyi ve beklemeyi tercih ediyor
“Bu bağlamda mesela Çin’e dönüp bakıyoruz. Hiçbir şekilde acele etmiyorlar. Yani ortalık karışıkken amiyane tabirle ve muğlaklık varken acele etmiyorlar. Bununla alakalı Goldman Sachs'tan o dönemki CEO'su daha sonra da yine Maliye Bakanlığı yaptı. Ruben'i yine paylaşmak isterim. Her sabah 7'de 7 ile 8 arası bir toplantı yapıyor ve toplantıyı da şu soruyla bitiriyor.
“Bugün yapılacak ne var? Bugün ne yapıyoruz? Hiçbir şey yapmıyor muyuz? Güzel o zaman” diyor. Çünkü bazen özellikle bu muğlaklıkların yüksek olduğu dönemde hiçbir şey yapmamak bazen daha yeğ oluyor. Çünkü harekete geçerseniz bir karar alırsanız hata yapma riskiniz de beraberinde geliyor.
Küba füze krizinde de mesela böyle oldu. Yani Kennedy'nin o dönemdeki stratejisi ne diye bakacak olursanız sürekli aslında öteledi. Khrushchev'le beraber aslında artık düşman birbirleri değil bu nükleer füze krizi düşmanı haline geldi. Krizi yönetebilmek önemli hale geldi. Yani ordusunun peşine takılsaydı büyük ihtimalle Kennedy o zaman bir nükleer savaşı belki de yaşamış olacaktı. Büyük güçlerin böyle bir durumu var.
Küçük güçler de tabii biliyorsunuz zaten onlar sadece olana bitene adapte olmaya çalışıyorlar ve krizi yönetmeye gayret ediyorlar. Fakat dediğim gibi bazen bu tarz durumlarda ötelemek hiçbir şey yapmamak daha iyi olabiliyor. Yani bu son dönemde olanları sadece Amerikan başarısızlığı olarak değil, mesela Putin dönemindeki başarısızlık olarak da okumak lazım.
Çünkü son 4-5 yıl Rusya için gerçekten felaket geçti diyebilirim”.
- ABD’de seçim döneminde farklı senaryolar görülebilecek
“Böyle bir durum olduğu için de en fazla 3 saat sonra ne olabileceğini öngörebiliyorsunuz ki bu da konuşuluyor mesela. İki dönem başkanlık yapacak, bu ne kadar yasaldır veya değildir vesaire.
Bununla alakalı yasal olarak bir bypass yolu kuracaklar gibi geliyor. Kennedy döneminden bu yana Amerika'da karizmatik bir lider geldi. Bunu inkar edemeyiz. Ama mevcut savaşta, 6-8 haftalık sürdürmüş olduğumuz savaş sonrasında yine onun arkasında destekçilerin olacağını biliyor.
Fakat onun arkasındaki koalisyonun dağılacağını unutmamak lazım. Siyasi olarak gerçekten zora girmiş durumda Trump. Kongre üyelerinden ciddi oranda emekli olanlar, “Artık daha ben bu işi yapmayacağım” diyenler var.
Dolayısıyla orada kontrolü kaybettiği zaman, temsilciler meclisinde vesaire, demokratlar onu durduracaktır ve onun için çok da nahoş bir dönem başlayacak diye tahmin edebilirim. Burada önemli olan şey bir sonraki seçimleri onun kazanabilmesi. Bunu da büyük ihtimalle yasa dışı bir şekilde yapmaya çalışacak.
Öngörüm şu; salıncak eyalet dediğimiz 6 veya 8 eyalette sandıklara doğrudan gerekiyorsa müdahil olmaya çalışacak. Hem demokratik eyaletler hem demokrat hem cumhuriyetçilere oy verenlerde sonuçlar ne olacak bilmiyorum. Belki hatalı çıkacak öngörü dediğimde ama büyük ihtimalle yasa dışılık bir şekilde seçimlere alınmaya çalışacak.
Bu da Amerikan demokrasisi için aslında çok ciddi bir dahiliyet olacak. Bu karşıda tekrar belki dönecek neredeyse iç savaş döneminde gördüğümüz senaryoları belki göreceğiz. Yani Rus halk muhafızların polis kuvvetinden ziyade daha fazla dahil oldukları ve onun ve kimin denetiminde olduğu meselesi ortaya çıkacak.
Eyalet valisi mi yoksa Amerikan başkanımız mı var? 1860'lardan bu yana görmediğimiz bir anayasal krizin Amerika demokrasisinde görülmesini ben bekliyorum bu sonraki seçimlere giden süreçten.“
- Türkiye için yakın gelecekte tehditkar bir durum görünmüyor
“Türkiye üzerindeki ekonomik baskı ile alakalı söylenecek çok fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Trump açıklamalarında da Türkiye’nin favori olduğunu dile getirdi defaten. Ama Trump'ın durumuyla alakalı normalde 2028'de seçim olacak. 3 yıl sonrasında Amerika'daki siyaseti biz çok öngöremiyoruz. 24 saatlik döngülerle neredeyse yaşıyoruz.
Şimdi Ortadoğu’da devam eden durum, Türkiye’nin de Ortadoğu’nun tam ortasında olması ile bu düzensizlikten nasıl etkileneceği ile alakalı. Şimdi bölgeye baktığımız zaman Sünni – Şii ayrımı olduğu kadar iki tane devletin, yeniden devlet inşası sürecine girdiği Suriye ve Lübnan'ın, bir süreç görüyoruz.
Bir yandan yani Amerika müttefikleri körfez ülkeleri işi bitirin diyorlar. Suudi Arabistan bu bağlamda biraz daha muğlak kalmakla beraber körfez ülkelerinin pozisyonuna yaklaşıyor. Aynı görüşte gibi görüyoruz.
Fakat Trump'ın da bu bağlamda çok ciddi bir siyasi desteği yok. Yani bunu belki bir 4-5 hafta kadar bu siyasi desteği alabilir ama sonrasında bu siyasi destek giderek azalıyor. Dolayısıyla bu ittifakın ciddi bir zaman baskısı altında olduğunu görüyoruz.
Yani körfez ülkeleri bölgede bir rejim değişikliği bekliyor ama bu devamında onlar için durumu daha da belki kötü bir hale getirebilir. Türkiye, NATO üyesi olarak bölgede. Kötü bir çevrede Türkiye aslında baktığınızda, kötü bir çevrede yaşıyor gibi düşünebilirsiniz. Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümü, Türkiye'de gerçekten çok faydalı bir süreç oldu.
İran'da da mesela Kürtlerin kullanılmasıyla alakalı net bir şey yok Trump tarafından. Belki Kürtler bu bağlamda kendileri bir karar alırlar. Kısa vadede Türkiye için çok tehditkâr bir durum olduğunu ben düşünmüyorum.
Olan saldırılara da bakacak olursanız bir iki tane drone saldırısı oldu ve bunlardan bir tanesinin kazayla gerçekleştiği dile getiriliyor.
Türkiye'ye bakacak olursak, Ukrayna mesela 90 milyon, Türkiye'ye 80 milyon halkı olan inanılmaz bir askeri güç. Ve çok da jeostratejik bir konumda yer alıyor.
Hem Orta Asya'ya hem de Orta Doğu'ya açılan kapı noktasında. Fakat yakın gelecekte mevcut durumun Türkiye lehine çok tehditkar olmadığını şu anda söyleyebilirim.”
- Ukrayna güçlenmeye devam ediyor
“Sonrasında siz yine NATO'nun geleceğiyle alakalı bir soruyu yönlendirmiştiniz. Belki NATO kalmaya devam edecek ama giderek ölen bir uluslararası kuruluş olduğunu söyleyebiliriz. Daha Avrupa temelli bir savunma sistemine geçiş bu bağlamda görüyorum. 1945'e baktığınız zaman mesela dünyadaki tüm kaynaklar, yani gayrisafi, yurtiçi hasıla, küresel teknoloji %50'nin kontrolü Amerika'daydı. 1975'te bu, 70'lerde bu, %25 Amerika, %25 müttefikleri şeklinde evrildi.
2010'lara geldiğimiz zamanda %22 Amerika, %26-27 müttefikler şeklinde oldu. Yani 1945'lerdeki kaynakların kontrolünün dağılımı neyse bugün de aslında aynı şekilde. Fakat bu son savaşla beraber, o yüzden ben kendi başını kesen bir büyük güç benzetmesini yapıyorum.
Amerika da bu bağlamda kendi ayağına sıkmış oldu. Bunun beraberinde yaratacağı güç boşluğu nasıl dolacaktır? Bunun dolması belki bir on yıl daha alacaktır. Ama o soru işareti. Şimdi herkes Henry Kissinger'ı tahminimce tanıyor fakat onunla beraber Brzezinski de var.
Mesela daha şahin kanatta olan kişilerden biriydi. 1995'te yazmış olduğu bir kitap var. Kendisi Polonya milliyetçisi bu arada ve Amerika'ya gidip yaşamaya başlıyor.
Orada Henry Kissinger'ın göremediği bir şeyi aslında Brzezinski görüyor. O da şu: Avrupa'nın geleceğinin Ukrayna, Polonya, Almanya ve Fransa'nın Rusya karşısında yer aldığı bir savunma ittifakıyla şekilleneceğini dile getiriyor. Ondan dolayı konuşmamda dile getirdim.
Avrupa'da Rusya'nın dışında artık inanılmaz bir askeri güç olarak Ukrayna var. Önceden bu güçleri bu mekanik düzende sınırlıydı. Artık elektronik bağlamda da son teknoloji, drone sistemlerini kullanacakları, hatta bu drone mekanizmalarının da Avrupa ve Rusya'nın dahi ötesine geçebilecekleri bir güç haline evrildiler.”
- ABD’de Liberaller ve liberal olmayanlar arasındaki savaş sürecek
"İsrail’in savaşını şu anda yaşıyoruz. Şöyle düşündü bence Amerika'nın Trump yönetimi; Venezuela'ya gittik, petrolü aldık. Ne güzel, muazzam bir başarı. Netanyahu yönetiminden de harika istihbarat geldi. Aynı şeyi tekrardan İran’da uygulayabiliriz bir bakış açısıyla yola çıktılar.
İsrail'in savaşını veriyoruz ama İsrail'deki sağ kanadının savaşını veriyoruz demem lazım. Çünkü İsrail de Amerika kadar çok taraflı bir ülke. Onu unutmamak lazım.
Büyük ihtimalle tüm odada herkesin kafasının bir köşesinde şu fikir geçiyordur. Amerikan demokrasisinde bir kırılma mı oldu? Bir çökme mi oldu? Aslında bu şekilde bunu biz değerlendiremeyiz Trump döneminde. Yanlış okuma olur.
Çünkü şu dile getiriliyor Amerikan demokrasisiyle alakalı. Farklı geleneklerin mücadelesi diyen var. Liberal geleneğin ve illiberal geleneğin mücadelesi diyen var.
Bu savaşı aslında biz yeni vermiyoruz kendi içimizde. Adams ve Jefferson arasındaki seçime bakacak olursanız, Adams'ın daha kraliyetçi, daha iyi hiyerarşik düzeni savunan bir kişi olduğunu, fakat Jefferson'ın bu seçimi kazandığını yine Amerika'da görüyoruz. O dönemde mesela Hitler döneminin anayasasına bakacak olursanız, daha böyle ırksal hiyerarşiye dayanan, Mississippi anayasasına da benzeyen bir sosyal düzenin ve bunun mükemmel bir anayasa olarak ortaya çıktığını görebilirsiniz. Bu savaş, bu liberaller ve illiberaller arasındaki savaş, Amerika'da aslında hep vardı. Ku klux klanlara kadar bu süreci götürebiliriz. Yeni ortaya çıkmadı aslında. Bu sadece Amerika'da olan bir mesele değil. Belki Almanya'da ve dünyanın her yerinde demokrasinin ciddi bir saldırı altında olduğunu görüyoruz.
Mesela medeniyetler çatışmasını yazan Huntington'ın büyük ihtimalle gözden kaçırdığı hususlardan bir tanesi de farklı modernite tipleri olduğuna yönelik. Yani modernite dediğimiz zaman çok farklı geleneklerden bahsediliyor. Modernite sadece Amerika'daki değil, Çin'de de gittiği zaman İstanbul'da da bunun farklı bir yanını aslında görüyorsunuz.
Bence ıskaladığı nokta oydu. Bu bağlamda bu demokrasi mücadelesi aslında tüm insanlığın verdiği bir mücadele. Ve bu bağlamda özellikle Anti-Amerikancılık dediğimiz zaman aslında Amerikan hegemonyasına karşı durmaktan birazcık da bahsediyoruz.
Kendi de anayasamızda yer alan kurallarla biz ne kadar yönetiliyoruz, o da ayrı bir soru işareti. Ama sadece Trump'ın dönemiyle gelen bir savaş değil. Demokrasi savaşını sürekli içimizde veriyoruz ve bu figürler sürekli içimizde var.”
“Bilime yapılan yatırımın etkisi yalnızca bugünü değil, nesilleri dönüştürür”
Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Hayri Çulhacı ödül töreninde yaptığı konuşmada;
belirsizliklerin arttığı, sınırların yeniden tanımlandığı ve küresel dengelerin yeniden kurulduğu dönüşüm sürecinde; bilimsel düşünceye, özgür araştırmaya ve disiplinlerarası bakış açılarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Çulhacı sözlerine şöyle devam etti: “Sabancı Üniversitesi olarak bilimin rehberliğinde, eleştirel düşünceyi ve özgür akademik ortamı koruyarak geleceğe katkı sunmaya kararlıyız. Belirsizlik çağlarında en büyük gücümüz, akla ve bilime duyduğumuz bağlılıktır. Ve biliyoruz ki bilime yapılan yatırım, en yüksek getirili yatırımdır. Çünkü etkisi yalnızca bugünü değil, nesilleri dönüştürür.”
Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Melisa Sabancı Tapan,konuşmasında yapay zekadan veri mimarisine uzanan dönüşümün; demokrasinin, emeğin ve küresel düzenin de merkezinde yer aldığını belirterek şu yorumu yaptı: “Bu gücü hakkaniyetle yönlendiremezsek, bağlarımızı güçlendirmek yerine yeni eşitsizlikler yaratma riskiyle karşı karşıya kalacağız. Biz de bu sorumluluk bilinci ve Sakıp Sabancı’nın bugünü ve yarını okuyan vizyonundan aldığımız güçle 2027 yılı ödül temamızı “Zekayı Düzenlemek: Dijital Çağda Demokrasi, Piyasalar ve Küresel Düzen” olarak belirledik”
2026 Makale Ödülleri kazananları
Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde 2026 yılının Makale Ödülü ise, “Gezegensel Muhalefet: Küresel Hareketler, Koruyucu Suçlaştırma ve Egemenliğin Tükenmişliği” isimli çalışmasıyla Lincoln Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi'nden Doç. Dr. Barış Çaylı Messina ile “Yapay Zekâ Düzenlemesine Avrupa Yaklaşımı: Temel Değerlerden Ödün Vermeden Teknolojik İnovasyonu Gerçekleştirmenin Olası Yolu” isimli çalışmasıyla Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Bilişim ve Teknoloji Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doktor Esra Demir’e takdim edildi.
