MSCI’nin Türkiye için yayımladığı son rapor, Borsa İstanbul’un piyasa erişilebilirlik notunu düşürürken özellikle küçük ölçekli şirketlerde fiyat oluşumunu bozabilecek koordineli işlemler ve şeffaflık sorunlarına dikkat çekti. İlk bakışta teknik bir güncelleme gibi görünen bu değerlendirme, aslında uluslararası yatırımcılara “daha temkinli olun” mesajı olarak okunuyor. Uzun süredir piyasada konuşulan yapısal sorunların, artık küresel endeks sağlayıcılarının resmi raporlarına girmiş olması dikkat çekici.
Raporda Endonezya örneğine benzer biçimde, Türkiye’de de küçük sermayeli şirketlerde koordineli işlem iddiaları, serbest dolaşımdaki paylara ilişkin belirsizlikler ve fiyat oluşumunu bozabilecek hareketler öne çıkarılıyor. Bu tablo, yabancı yatırımcıların bir süredir dile getirdiği güven ve şeffaflık kaygılarının uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor.
Ankara ise bu resmi uzun süredir görüyordu. “Mıntıka temizliği gerektiren bir piyasaya yabancı sermayenin gelmeyeceği” uyarılarının ardından sermaye piyasasında bazı adımlar atıldı. SPK’nın dokunulmazlığı olduğu (!) öne sürülen bazı aracı kurumlara yönelik işlemleri ve kurumdaki son yönetim değişiklikleri, piyasada disiplinin artırılmasına ve uzun süredir beklenen “mıntıka temizliği”nin başladığının ilişkin işaretler olarak değerlendiriliyor.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer gelişme ise Midas gibi “dokunduğunu altına çeviren” bir finans grubunun fonlarına aldığı faktoring şirketi hisselerini yeni kurduğu bankaya devretme girişimi oldu. BDDK, sermaye yapısını olumsuz etkileyeceği ve likidite riski yaratacağı gerekçesiyle işleme onay vermeyince satış çabaları yurtdışında yoğunlaştı. Dubai merkezli temaslarda Türkiye’nin piyasa değeri en yüksek üçüncü şirketinin (!) fiyatı aşırı şişirilmiş büyük miktardaki hissesinin iskontolulu satış ihtimalinin de gündemde geldiği öne sürülüyor. Tam bu da gelişmelerin ardından MSCI raporunun yayımlanması “işin tuzu biberi” oldu.
Tablo bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Sorun sadece piyasa oyuncularında mı, yoksa denetim ve düzenleme tarafının da payı var mı? Sonuçta güven kaybı yalnızca profesyonel yatırımcıyı değil, birikimini Borsa İstanbul’da değerlendiren küçük yatırımcıyı da etkiliyor. Yabancı sermayeyi çekmeye çalışırken aynı anda güven zayıflığı üreten bir piyasa algısının maliyeti ise giderek artıyor. Bu nedenle “yaraya neşter vurmak” artık tercih değil, zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.