Eskiden iklim değişikliğine yapılan yatırımlar daha çok çevrecilerin gündemindeydi. Ağaç dikmek, yeşil alan oluşturmak, karbon salımını azaltmak... Bunlar çoğu şirket için PR amaçlı sosyal sorumluluk faaliyetleri olarak görülürdü.
Artık tablo tamamen değişti.
Avrupa’nın ve ülkemizin sıcaktan kavrulduğu bu günlerde Financial Times’ta bir makalede dile getirilen Londra örneği bunun en somut göstergesi. Şehrin lüks semtlerinden Mayfair'in kalbindeki 300 yıllık Grosvenor Meydanı, yaklaşık 25 milyon sterlin harcanarak yeniden tasarlanmış. Amaç meydanı güzelleştirmek değil; çok daha sıcak yazlara, ani sağanaklara ve kent sellerine hazırlamak.
Projeyi ilginç kılan ise yatırımın gerekçesi. Grosvenor Grubu yöneticileri bunu çevreci bir tercih olarak değil, uzun vadeli ticari risk yönetimi olarak tanımlıyor. Çünkü sıcak hava dalgaları mağazalara gelen müşteri sayısını azaltıyor, ulaşımı aksatıyor, sigorta maliyetlerini yükseltiyor ve gayrimenkullerin değerini de düşürüyor. Yani iklim riski artık bilanço riski haline gelmiş durumda.
Bu bakış açısı “daha o derse gelmedik” desek de Türkiye için de gerekli.
Son yıllarda İstanbul başta olmak üzere birçok kentte bir yanda bunaltıcı sıcaklar, diğer yanda birkaç saat içinde yolları göle çeviren sağanaklar yaşanıyor. Buna rağmen yeni projelerde hâlâ beton miktarı, emsal hesabı ve satılabilir metrekare konuşuluyor. Yağmur suyunu emebilen zeminler, gölge oluşturan ağaçlar, doğal havalandırma ya da ısı adasını azaltacak çözümlerden bahseden yok.
Oysa mesele sadece konfor değil. Aşırı sıcaklar çalışan verimliliğini düşürüyor, enerji tüketimini artırıyor ve şehir ekonomisinin işleyişini yavaşlatıyor. İklime uyum sağlayamayan kentler, zamanla yatırım çekmekte de çok zorlanacak. Dünyanın büyük fonları ve gayrimenkul yatırımcıları artık bir binanın sadece kira gelirine değil, 20-30 yıl sonra iklim koşullarına ne kadar dayanıklı olacağına da bakıyor.
Belki de yeni dönemin sorusu "Bu proje kaç yılda kendini amorti eder?" değil de, "2050'nin ikliminde ayakta kalabilir mi?” olmalı.
Çünkü geleceğin en değerli gayrimenkulleri yalnızca en gösterişli olanlar değil, değişen iklim koşullarına en iyi uyum sağlayabilenler olacak.