Kocaeli, yıllardır Türkiye’nin üretim üssü olarak anılıyor. Otomotivden kimyaya, metalden lojistiğe kadar geniş bir sanayi yelpazesine sahip olan kent, organize sanayi bölgeleri ve ihracat hacmiyle ülke ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biri konumunda. Ancak bu güçlü tabloya rağmen sanayicinin uzun süredir dile getirdiği temel bir sorun var: Nitelikli iş gücü eksikliği. Aslında bu tabloyu yıllar önce Henry Ford çok net ifade etmişti: “İnsanları eğitip gideceklerinden korkma; eğitmeyip kalmalarından kork.” Bugün Kocaeli sanayisinin yaşadığı temel açmaz tam da bu sözün içinde saklı.
Son yıllarda meslek liseleriyle yapılan iş birlikleri, üniversite-sanayi projeleri, kariyer fuarları, sertifika programları ve istihdam organizasyonları dikkat çekici şekilde arttı. Kağıt üzerinde bakıldığında sistem çalışıyor gibi görünüyor. Ancak sahaya inildiğinde tablo farklı. Sanayiciler, aradıkları kalifiye teknik personeli bulmakta zorlandıklarını ifade ediyor. Sorun yalnızca sayı değil; teknik yeterlilik, üretim kültürü, disiplin ve uzun vadeli çalışma istikrarı da önemli başlıklar arasında yer alıyor.
Yetişmiş personel elde tutulamıyor
Bir diğer kritik mesele ise yetişmiş personelin elde tutulamaması. Sanayici ciddi maliyetler üstlenerek çalışanını eğitiyor, üretim sürecine adapte ediyor ve belirli bir verimlilik seviyesine ulaştırıyor. Ancak tam bu noktada çalışan farklı bir firmaya geçebiliyor ya da farklı sektörlere yöneliyor. Daha yüksek ücret, daha esnek çalışma koşulları veya farklı şehir alternatifleri bu geçişleri hızlandırıyor. Bu durum, sanayici açısından hem maddi hem de zamansal kayıp anlamına geliyor. Oysa Brian Tracy’nin de vurguladığı gibi: “En iyi yatırım, insanlara yapılan yatırımdır.” Bu yatırımın karşılık bulabilmesi için yalnızca ücret değil, aidiyet duygusu ve kariyer vizyonu da inşa edilmelidir.
Kocaeli gibi üretim gücü yüksek bir şehir için bu tablo sürdürülebilir değil. Sanayi yalnızca makine ve tesis yatırımıyla büyümez; insan kaynağıyla güçlenir. Eğitim kurumları, özel sektör ve kamu arasındaki iş birliğinin daha yapısal ve uzun vadeli bir modele dönüşmesi gerekiyor. Mesleki eğitimin itibarının artırılması, gençlere üretimin değerinin doğru anlatılması ve firmalarda çalışan bağlılığını güçlendirecek kurumsal yapının geliştirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluk.
Genç kuşağın çalışma hayatına bakışı değişiyor
Öte yandan mesele sadece teknik eğitimle de sınırlı değil. Genç kuşağın çalışma hayatına bakışı değişiyor; beklentiler farklılaşıyor. Esnek çalışma, kariyer planlaması, sosyal haklar ve kurumsal kültür artık en az maaş kadar belirleyici. Eğer sanayi bu dönüşümü doğru okuyamazsa, yetiştirdiği insan kaynağını kaybetmeye devam eder. Bu nedenle insan kaynakları politikalarının da üretim stratejileri kadar güçlü ve vizyoner olması gerekiyor.
Çünkü bir şehir ne kadar güçlü tesislere sahip olursa olsun, onu ayakta tutan insan kaynağıdır. Sanayinin geleceği, nitelikli iş gücünün sürekliliğine bağlıdır ve unutulmamalıdır ki: Usta yoksa tezgah susar.