Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde kent konseyleri bugün aktif şekilde çalışıyor. Kocaeli'nde, Bursa’da, Ankara’da kent konseyleri; belediyelere yol gösteren, kentteki sorunları erken aşamada gündeme taşıyan, farklı kesimleri aynı masa etrafında buluşturan yapılar olarak işlev görüyor. Bu konseyler sayesinde sorunlar büyümeden konuşuluyor, çözüm yolları ortak akılla tartışılıyor.
İzmit’te kent konseyi; mahalle toplantıları, çevre çalışmaları, kadın ve gençlik meclisleri aracılığıyla kentte yaşayanların sesini belediyeye düzenli ve kurumsal biçimde ulaştırıyor. Bursa ve Ankara gibi büyük şehirlerde ise kent konseyleri, raporlar hazırlayan, çalıştaylar düzenleyen, yerel yönetime sosyal ve teknik katkı sunan önemli platformlar haline gelmiş durumda.
Kent konseylerinin en büyük katkısı, belediyelerin göremediği ya da geç fark ettiği sorunları erkenden gündeme getirmesi. Mahalledeki küçük bir sorun, büyümeden konuşulabiliyor. Toplumun farklı kesimleri, birbirini dinleme ve ortak çözüm üretme fırsatı buluyor. Bu da yerel yönetimde güveni ve katılımı artırıyor.
Yaklaşık 10 yıl önce fiilen ortadan kalkan Kent Konseyi, Gebze’nin ortak akıl zeminini de beraberinde götürdü. O günden bu yana sivil toplumun, mahalle sakinlerinin ve meslek odalarının düzenli biçimde sesini duyurabileceği kurumsal bir yapı bulunmuyor.
Bunun en somut ve acı örneklerinden biri, Mevlana Mahallesi’nde bulunan 7 katlı Arslan Apartmanıydı. Çevre halkının, bina ile ilgili riskleri ve sorunları olaydan önce defalarca dile getirdiği biliniyor. Şikâyetler yapıldı, endişeler paylaşıldı, uyarılar yükseldi. Ancak bu sesler, etkili ve ortak bir kanalda birleşemediği için karşılık bulamadı.
İşte tam da bu noktada Kent Konseyi gibi bir yapı hayati rol oynar. Çünkü Kent Konseyi; bireysel şikâyetleri bir araya getirir, kurumsallaştırır, rapor haline getirir ve belediyenin önüne güçlü bir dosya olarak koyar. Tek tek duyulamayan sesler, ortak bir ses haline gelir. Riskler kişisel kaygı olmaktan çıkar, kentin meselesine dönüşür.
Gebze’de Kent Konseyi’nin olmaması, sorunların yok olduğu anlamına gelmedi. Aksine, sorunlar konuşulamadığı için büyüdü. Mahallelerin uyarıları çoğu zaman dağınık kaldı, kamuoyunda yeterince karşılık bulamadı ve bazı durumlarda geri dönüşü olmayan sonuçlar yaşandı.
Bugün Gebze, nüfusu ve sanayi gücüyle birçok ilden daha büyük bir kent. Böyle bir kentte, katılımcı mekanizmaların eksikliği artık bir lüks değil, ciddi bir risk haline gelmiştir. Kent Konseyi’nin yokluğu, sadece demokratik bir eksiklik değil; aynı zamanda kent güvenliği ve kent sağlığı açısından da önemli bir boşluktur.
Kent Konseyi’nin yeniden kurulması, sadece yasal bir zorunluluğun yerine getirilmesi anlamına gelmemeli. Gerçekten çalışan, kapsayıcı, şeffaf ve belediye tarafından dikkate alınan bir yapı kurulmalı. Sivil toplumun, gençlerin, kadınların ve mahalle temsilcilerinin söz sahibi olduğu bir platform, Gebze’nin geleceği için önemli bir kazanım olacaktır. Çünkü güçlü kentler, sadece yatırımlarla değil; ortak akılla büyür. Ve Gebze’nin yeniden konuşan, tartışan, üreten bir kent konseyi masasına ihtiyacı var.