Deniz güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, Karadeniz’in güvenli bir deniz olmadığı şeklinde bir algıyı yerleştiriyor. Bozulan algı genelleştikçe petrol ve gazın Türkiye dışındaki boru hatları ya da kanallar yoluyla taşınması eğilimi ağırlık kazanıyor.
Karadeniz’de olanların içerideki ve dışarıdaki yankıları oldukça farklı. Dış basın hemen şu NATO toplantısının öncesinde Karadeniz’de yılbaşından bu yana 570’ten fazla gemiye saldırı düzenlendiğini ve 40 kadar denizcinin öldüğünü duyuruyor. Ölü sayılarını karşılaştırarak 24 ölümlü Hürmüz’e göre riskin Karadeniz’e kaydığını kanıtlamaya çalışıyor. Yaz aylarında saldırıların hız kazandığı ve temmuz sonrasında 387 geminin saldırıya uğradığı belirtiliyor. Son 45 gündeki saldırıların Rusya kaynaklı olduğu vurgulanırken, Ukrayna limanlarında hizmet verilen gemi sayısının aylık 400’den 10’a düştüğüne dikkat çekiliyor. Ukrayna’nın deniz yoluyla tarım ürünleri ihracatının gerilediği, savaş riski kapsamındaki alanın neredeyse Karadeniz’in tamamını kapsayacak şekilde genişlediği, askerî risk sigortasının bir geminin gövde değerinin yüzde 15’ine kadar çıktığı aktarılanlar arasında yer alıyor. Bölgedeki saldırılar artık NATO sınırlarına yakın alanlara uzanıyor.
Son dönemde saldırıların Rusya kaynaklı olduğu vurgusu, ilk dönemde saldırıların Ukrayna kaynaklı olduğunu kuşkusuz unutturmuyor. NATO’nun güvenlik riskine karşı devreye girme planı hazırlanırken, Türkiye’nin ticari gemilere yönelik saldırılara moratoryum uygulanması çağrısı birkaç aydır sonuçsuz kalıyor.
İç basındaki rakamlar biraz farklı. Ocak-ekim arasında ‘en çok’ 73 geminin saldırıya uğradığı ve bunların 51’inin Türkiye ile iltisaklı olduğu işleniyor. Ekim verileri oldukça net: 5 Ekim’de Romanya’daki Türk ortaklı Royad Mammadov yük gemisi, 6 Ekim’de Çernomorsk Limanı’ndaki 2 adet kuru yük gemisi, 7 Ekim’de Türk sahipli ‘Alfa Watan’ yük gemisi, 12 Ekim’de Rus bayraklı “Fortis” kuru yük gemisi, 13 Ekim’de Bulgaristan açıklarındaki “Yaşar” ve “Lodestar Way” gemileri vuruldu. Bu gemilerde 13 denizci yaşamını yitirdi, 19 denizci yaralandı.
Saldırıların giderek sıklaşması, yaygınlaşması ve NATO üyesi ülkelerin münhasır ekonomik alanında gerçekleştirilmesi sorunu büyütüyor ve ‘gel gel’ yapılan NATO’nun da devreye girmesine yol açacak gibi görünüyor.
Türkiye’nin jeopolitik gücü
Petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 5’i Boğazlar üzerinden geçiyor. 3,5-4 trilyon dolarlık yıllık ticaret hacminin olduğu bir pazarda Türkiye’nin jeopolitik gücünün sadece kendisi değil, parasal karşılığı da fazlasıyla önem taşıyor.
Deniz güvenliğinin böyle tehlikeye düşürülmesi, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan bayraklara sahip ülkelerin saldırıya uğraması, Karadeniz’in güvenli bir deniz olmadığı, kıyıdaş devletlerin de güvenliği sağlama kapasitelerinin olmadığı şeklinde bir algıyı yerleştiriyor. Hâliyle Türkiye’nin enerji transit güvenliği konusundaki rolünü de erozyona uğratıyor. Bozulan algı genelleştikçe, en azından petrol ve gazın Türkiye dışındaki boru hatları ya da kanallar yoluyla taşınması eğilimi ağırlık kazanıyor.
Karadeniz’de artık kimin kime saldırdığı dışarıdan yeterince net olarak görünmüyor olmasına karşın, savaşanların yanı sıra savaşmayanlar da bu saldırılardan nasibini alıyorsa, birilerinin bunu durdurması gerekiyor. Peki, bu ‘birileri’ kim olacak? Karadeniz’de yaşananlar ve denklemin sonuçları itibarıyla da çok bilinmezli olması, müdahil olmak isteyenler açısından da çok hassas davranmayı gerektiriyor.
Saldırılar Türk kara suları dışında, açık deniz alanlarında ve Türk bayraklı gemilere yönelik değil. Bu nedenle saldırganlarca Türkiye’nin egemenlik hakları doğrudan hedeflenmemiş oluyor. Uzmanlara göre kaynağı belirsiz saldırıların sivil hedeflere yapılması zaten suç, savaş malzemesi taşımayan gemilere yapılan saldırılar da. Denizde kimin saldırdığı belli değilse bu ‘deniz haydutluğu’ kapsamına giriyor. Eğer bu saldırıları kimliği belli olmasa da bir devlet işliyorsa bu da ‘korsanlık’ kapsamına giriyor. Ancak bugüne kadar tarafların hukuksuzluğunun bir bedeli olmadı.
En köklü önlem arayışı ‘Türkiye’nin mutabakat taslağı’
Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, sivil gemilerin güvenli rotalarda ilerlemesi ve sürüklenen mayın risklerine karşı koordineli devriye ile mayın temizleme faaliyetleri yapıyorlar. En köklü önlem arayışı ise ‘Türkiye’nin mutabakat taslağı’ olsa gerek. Türkiye, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini kalıcı hâle getirmek için hem Rusya hem de Ukrayna tarafına deniz güvenliğini sağlayacak bir anlaşma taslağı sunarak diplomasi trafiğini yönetiyor. Bu taslak, sivil ticaret gemilerine ve liman altyapılarına yönelik karşılıklı saldırıların tamamen durdurulmasını amaçlıyor. Bir de taraflara ticari gemileri hedef almamaları konusunda uluslararası hukuk hükümlerinin hatırlatılması var. Farklı bir önlem de ağustos ayında Boğazlar’dan geçecek ticari gemilerin fiilen yavaşlatılması, bazılarına geçici de olsa izin verilmemesi oldu.
Son gelişmeler neler? NATO, 20 Ekim itibarıyla Karadeniz’de gemilere yönelik saldırıların ardından bölgeye gözetleme, keşif ve adli inceleme destekleri dâhil ek unsurlar gönderileceğini bildirdi.
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 28 Ekim’de Türkiye-Bulgaristan-Romanya Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları Toplantısı’nın ardından, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin sağlanması ve bölgesel istikrarın korunması için her türlü tedbirin alınacağını, Türk bayraklı ve Türk işletenli gemilere yönelik saldırılar karşısında her türlü yasal hakkın saklı tutulduğunu ve gelişmelerin çok yakından takip edildiğini aktardı.
Durum dışarıdan bakıldığında NATO müdahalesini gerektirecek kadar ciddi görünürken, içeriden bakıldığında ise “Aman, dronlara karşı korunurken uluslararası denizcilik kurallarını unutmayalım.” şeklinde bir sakinlik de var. Nitekim gemilere uyarılarda bulunan bizim denizcilik otoriteleri, meslek kuruluşları aracılığıyla yayımladıkları mesajlarda dronlara karşı alınan çelik tel örgü vb. önlemlerin gemilerde bazı araç ve gereçlerin kullanılmasını önleyerek seyir ve can emniyeti riski oluşturabileceği konusunda uyarıda bulunuyorlar!
Sektörün içinden gelenlere göre Karadeniz, ticaretin öldürüldüğü bir yer hâline geldi. Çünkü savaşa karışmamış ticari gemiler vuruluyor. Türk gemilerinin çalışabilecekleri bir alanın kalmadığına dikkat çekiliyor. “Onlar ticareti bilir, savaşmayı bilmez” denilen sivil gemilere yönelik saldırıların ‘katliam’ olduğunun altı çiziliyor. Kısa vadeli ve acil çözüm için “Ukrayna ve Rus gemilerinin Karadeniz’e çıkması yasaklanmalı” gibi öneriler de yapılıyor.
Karadeniz ısınmaya devam ediyor...