Bir kenti dünya kenti yapan nedir? Nüfusu mu, ekonomisinin büyüklüğü mü, gökdelenleri, alışveriş merkezleri, otelleri mi? Kuşkusuz bunların hepsinin bir karşılığı var. Ama bana sorarsanız bir şehrin dünyadaki gerçek yerini belirleyen unsurlardan biri de kültür ve sanat alanında yarattığı çekim gücüdür. Çünkü kültür yalnızca bir kentin bugününü anlatmaz; hafızasını korur, kimliğini biçimlendirir ve geleceğe ilişkin nasıl bir iddiası olduğunu da gösterir.
İstanbul bu açıdan dünyanın en şanslı şehirlerinden biri… Yüzyıllardır farklı kültürlerin, dillerin, inançların, düşüncelerin kesiştiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Fakat böylesine zengin bir geçmişe sahip olmak tek başına yeterli değil. Mesele o mirası vitrinde sergilemek değil; bugünün dünyasıyla konuşturabilmek, yeni kuşaklara aktarabilmek ve yeni üretimlerin parçası haline getirebilmek. Bu nedenle İstanbul’da gerçekleştirilen nitelikli uluslararası kültür ve sanat etkinliklerine yalnızca takvimde birkaç gün süren organizasyonlar olarak bakmamak gerektiğini düşünüyorum. Contemporary Istanbul da bunlardan biri.
2006’da başlayan yolculuk bu yıl 21. edisyona ulaşıyor. 23-27 Eylül tarihleri arasında Tersane Istanbul’da gerçekleştirilecek fuarda 16 ülkeden 70 galeri, 736 sanatçı ve 1.372 eser bir araya gelecek. Bu galerilerin 22’si fuara ilk kez katılıyor. New Grounds bölümüyle son beş yıl içinde kurulmuş dokuz galeriye alan açılması da yeni kuşak galericiliğin ve güncel üretimin görünürlüğü açısından önemli. Rakamlar etkileyici ama beni asıl ilgilendiren, bunların arkasında oluşabilecek kültürel dolaşım.
Güçlenen şehir algıları
Bugünün büyük kentleri yalnızca yatırımı, sermayeyi ya da turisti çekmek için yarışmıyor. Sanatçıyı, yazarı, tasarımcıyı, müzisyeni, küratörü ve koleksiyoneri de kendi çevrelerinde toplamak istiyorlar. Çünkü yaratıcı dünyanın hareketliliği beraberinde yeni ekonomik ilişkiler, yeni düşünceler, yeni iletişim ağları ve giderek güçlenen bir şehir algısı getiriyor. Paris’i Paris yapan yalnızca Eyfel Kulesi değil. Londra’yı Londra yapan yalnızca finans merkezi olması değil. Berlin’in bugün dünyadaki kimliğini galerilerinden, sanatçılarından, müzelerinden ve kültürel özgürlüğünden ayırabilir miyiz? New York’u Broadway’den, MoMA’dan, Guggenheim’dan, sanat piyasasından çıkarırsanız geriye aynı şehir kalır mı? İstanbul’un önündeki mesele de burada başlıyor.
Contemporary Istanbul’un 21. edisyonu öncesindeki basın toplantısına Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli ve Akbank Marka ve İletişim Başkanı Seçil Demiralp katıldı.
Ali Güreli, sanat piyasasının geleceğini yalnızca nerede daha fazla eser satıldığının değil, sanatçıların, galerilerin, koleksiyonerlerin ve fikirlerin nerede buluştuğunun belirleyeceğini söylüyor.
Sanatı yalnızca satılan eser, müzayede fiyatı ya da koleksiyon değeri üzerinden okuduğumuzda kültürün en önemli yanlarından birini gözden kaçırıyoruz: İnsanların karşılaşmasını.
Bir sanat fuarı sanatçılarla galerilerin, galerilerle koleksiyonerlerin, küratörlerle kurumların bir araya geldiği bir alan. Bugün bir fuar koridorunda başlayan sohbet yıllar sonra başka bir ülkedeki sergiye dönüşebilir; bir sanatçı uluslararası bir galeri tarafından fark edilebilir, bir kurum yeni bir iş birliğinin temelini atabilir.
23-24 Eylül tarihlerindeki CIF Dialogues programını da bu çerçevede okumak gerekiyor. Asya’nın değişen kültürel konumundan yeni kuşak koleksiyonerliğine, kültür kurumlarının dönüşümünden mimarlık, teknoloji ve sanat arasındaki ilişkilere uzanan tartışmalar fuarı yalnızca eserlerin sergilendiği bir alan olmaktan çıkarıp düşünsel bir buluşmaya da dönüştürüyor. Mesele yalnızca duvara asılan eser değil; o eserin çevresinde oluşan dünya.
İstanbul’dan Asya’ya
Contemporary Istanbul’un bu yıl bana göre en dikkat çekici başlıklarından biri Focus Asia.
Uzun yıllar uluslararası sanat dünyasının merkezini Avrupa ve Amerika üzerinden okuduk. Oysa ağırlık noktaları değişiyor. Asya, sanat üretiminden koleksiyonculuğa, galericilikten müzeciliğe kadar giderek daha görünür bir aktör haline geliyor. Hong Kong, Tokyo, Seul, Singapur, Yeni Delhi gibi kentler yeni sanat merkezleri oluşturuyor.
İstanbul için burada önemli bir fırsat var. Biz bu şehrin Doğu ile Batı arasındaki benzersiz konumundan söz etmeyi seviyoruz. Hatta bunu o kadar çok tekrarladık ki zaman zaman içini boşalttığımızı düşünüyorum. Çünkü coğrafi konum tek başına avantaj değildir; o coğrafyayı ilişkiye dönüştürebiliyorsanız anlamlıdır.
Focus Asia’nın değerini de burada görüyorum. Program yalnızca Asya’dan galerileri İstanbul’a getirmeyi değil; Türkiye ile Asya arasında sanatçılar, kurumlar, küratörler, galeriler ve koleksiyonerler üzerinden iki yönlü bir kültürel ağ kurmayı amaçlıyor. Hong Kong ve Şanghay’dan Tokyo, Seul, Yeni Delhi ve Singapur’a uzanan galerilerin fuarda yer alması kuşkusuz önemli.
Ancak asıl ölçü, bunun sonrasında kurulacak bağlar olacak.
İstanbul’da başlayan bir tanışıklık Tokyo’da bir sergiye, Hong Kong’da bir temsiliyete, Singapur’da ortak bir projeye dönüşüyorsa uluslararasılaşmadan söz edebiliriz. Aksi halde birkaç günlüğüne birbirimizi ziyaret etmiş oluruz.
Sanat duvarların dışına çıktığında
Sanat fuarları zaman zaman kendi dünyalarının içine kapanma riski taşırlar. Galericiler, koleksiyonerler, sanatçılar, küratörler birbirlerini tanır; aynı çevreler aynı mekânlarda buluşur. Oysa sanatın canlı kalabilmesi için yalnızca o dünyanın insanlarına değil, kente de dokunması gerekir. Bu nedenle sanatı kamusal alana taşıyan girişimleri önemsiyorum.
Contemporary Istanbul x Tersane Istanbul Heykel Parkuru bu yıl 12 eseri fuar stantlarının dışına çıkarıyor. Jaume Plensa’nın yaklaşık yedi metre yüksekliğindeki Juana adlı yapıtının Haliç kıyısında izleyiciyle buluşması da bunun dikkat çekici örneklerinden biri.
Herkes galeriye gitmeyebilir, herkes müze alışkanlığı edinmemiş olabilir, herkes bir çağdaş sanat fuarına bilet almayabilir. Bu nedenle fuarın 24 ve 25 Eylül tarihlerinde 17.00-20.00 saatleri arasında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ücretsiz giriş olanağı sunması önemli. Gençlerin çağdaş sanatla doğrudan karşılaşması, geleceğin izleyicisinin, koleksiyonerinin, sanatçısının ya da küratörünün ilk temaslarından biri olabilir.
Ama sanatla karşılaşmak için mutlaka fuarın içine girmek de gerekmiyor. Yürüdüğünüz bir meydanda, geçtiğiniz bir sokakta ya da deniz kıyısında karşınıza çıkan bir yapıt sizi durdurabilir; merak ettirebilir, sanatçısının adını öğrenmeye yöneltebilir. Kültürle kurulan ilişkinin başlangıcı bazen böylesine küçük bir karşılaşmadır.
21 yılın anlamı
Contemporary Istanbul’un üzerinde durulması gereken bir başka yanı da sürekliliği.
Türkiye’de kültür sanat dünyasının en temel sorunlarından birinin sürdürülebilirlik olduğunu yıllardır düşünüyorum. Çok iyi fikirlerle başlayan nice festivalin birkaç yıl sonra sona erdiğine, dergilerin kapandığına, büyük umutlarla açılan kültür mekânlarının zamanla unutulduğuna tanık olduk. Oysa kültür sabır, kurumlaşma ve hafıza ister. Bir etkinliğin uluslararası sanat takviminde kendisine yer açması, koleksiyonerlerin seyahatlerini ona göre planlaması, galerilerin yıllık programlarına girmesi birkaç yılda gerçekleşmiyor.
Bu nedenle 21 yıl küçümsenecek bir süre değil.
Contemporary Istanbul’un ilk edisyonundan bu yana ana partnerliğini sürdüren Akbank’ın bu uzun soluklu birliktelikteki rolü de burada önem kazanıyor. Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, çağdaş sanatın dünyaya yeni gözlerle bakmanın en güçlü yollarından biri olduğunu vurgularken İstanbul’un sanatın geleceğinin konuşulduğu önemli merkezlerden biri haline geldiğine dikkat çekiyor. Contemporary Istanbul’un farklı coğrafyalardan sanatçıları, galerileri ve koleksiyonerleri İstanbul’da buluşturduğunu belirten Sabancı, Akbank’ın 21 yıldır süren ana partnerliğiyle bu yolculuğa eşlik etmesinden duydukları memnuniyeti de dile getiriyor.
Burada benim için önemli olan yalnızca bir kurumun bir sanat etkinliğine destek vermesi değil. Kültür sanat alanında gerçek etki, kısa süreli sponsorluklardan çok, yıllara yayılan ve kurumsal hafıza oluşturan birlikteliklerle ortaya çıkıyor.
Kültüre destek yalnızca bir etkinliğin afişinin altına logo koymak değildir; asıl değer devamlılıktadır.
Sonraki durak Almanya
Contemporary Istanbul şimdiden gelecek yılın yönünü de belirlemiş durumda.
2027’de gerçekleştirilecek 22. edisyonda Focus Germany başlığı kullanılacak. Türkiye ile Almanya arasındaki toplumsal ve kültürel bağların derinliği düşünüldüğünde son derece geniş bir çalışma alanından söz ediyoruz. 2027’nin, 1957’de imzalanan Türkiye-Almanya Kültür Anlaşması’nın 70. yılına ve aynı zamanda documenta’nın gerçekleştirileceği yıla denk gelmesi programa ayrıca anlam kazandırıyor.
Berlin’den Köln’e, Düsseldorf’tan Frankfurt ve Kassel’e uzanan sanat ortamıyla İstanbul arasında kurulabilecek yeni ilişkiler yalnızca galeriler için değil, iki ülkenin yeni kuşak sanatçıları açısından da önemli olabilir.
Çünkü kültürel diplomasinin en güçlü yanı tam da burada ortaya çıkıyor. Resmî heyetlerin ulaşamadığı yere bazen bir roman ulaşır; siyasetin açamadığı kapıyı bazen bir sergi açar. Bir müzik parçası, bir film ya da bir heykel insanlar arasında diplomatik metinlerden çok daha kalıcı bağlar kurabilir.
Aslında mesele fuar değil
Contemporary Istanbul üzerine düşünürken dönüp dolaşıp yine İstanbul’a geliyorum.
Bu tür organizasyonların başarısını yalnızca kaç kişinin ziyaret ettiğiyle, kaç eserin satıldığıyla ya da kaç galerinin katıldığıyla ölçmemek gerektiğini düşünüyorum. Bunlar elbette önemli veriler ama tek başlarına yeterli değiller.
Şunu da sormalıyız:
İstanbul bütün bunlardan ne kazanıyor?
Bu yıl uluslararası VIP programı kapsamında 37 ülkeden 1.430 konuğun ve 148 kurumun temsilcisinin İstanbul’a gelmesi bekleniyor. Burada önemli olan, bu ziyaretlerin şehirde nasıl bir iz bırakacağı. Konuklar İstanbul’un galerilerini görüyor, sanatçılarını tanıyor, müzelerine gidiyor, yeni bağlantılar kuruyor, ortak projelerin ilk adımlarını burada atıyorsa fuarın etkisi kapılarının çok ötesine geçiyor.
İşte şehirlerin kültürle yarışması dediğim şey tam da budur.
Bir şehir geçmişte sahip olduklarıyla sonsuza kadar yaşayamaz. İstanbul’un Bizans’ı, Osmanlı’yı, sarayları, camileri, kiliseleri, hanları ve çarşıları elbette paha biçilmez. Ama dünya kentleri yalnızca geçmişlerinden güç almazlar; bugün ne ürettikleriyle ve yarına ne bıraktıklarıyla da var olurlar.
Mesele bir sanat fuarının başarılı olup olmamasından daha büyük. Asıl soru, İstanbul’un kültürü kalkınmanın, turizmin, uluslararası ilişkilerin ve şehir yaşamının asli unsurlarından biri olarak görüp görmeyeceği.
23-27 Eylül’de Tersane Istanbul’da galeriler kurulacak, sanatçılar gelecek, koleksiyonerler dolaşacak, eserler satılacak, tartışmalar yapılacak. Birkaç gün sonra stantlar sökülecek ve fuar sona erecek. Peki sonra? İstanbul’un gerçek sınavı işte o sorudan sonra başlıyor. Bir kültür kentini büyük yapan, yılın birkaç gününde dünyayı ağırlaması değildir. Dünyanın, yılın geri kalanında da o kente dönmek istemesidir.
Contemporary Istanbul’un 21 yıllık yolculuğunu önemli kılan da İstanbul için canlı tuttuğu bu ihtimal. Çünkü sanat fuarları birkaç gün sürer; bir şehrin kültürle kurduğu gelecek ise kuşaklar boyunca devam eder.
