Bir ülke başka orduların işgalinden kurtulabilir; fakat kendi dilini yoksullaştırır, sanatını özgür bırakmaz, çocuklarını nitelikli kitaplarla buluşturmaz ve kültürel belleğine sahip çıkmazsa bağımsızlığının en hayati parçasını sessizce yitirir.
Kocatepe’de 26 Ağustos 1922 sabahı henüz gün doğmamıştı. Cephede yalnızca askerler, komutanlar, toplar ve cephane yoktu. Henüz kurulmamış okullar, açılmamış sahneler, yazılmamış romanlar, bestelenmemiş yapıtlar, tuvale aktarılmamış renkler ve basılmamış kitaplar da o sabahın sonucunu bekliyordu.
Başkomutan Mustafa Kemal’in yönettiği Büyük Taarruz’un 30 Ağustos’ta kesin zafere ulaşması, yalnızca askerî bir başarı değildi. Anadolu’nun işgalden kurtuluşuna giden yolu açarken yeni bir ülkenin kendi kültürünü kurabilmesinin tarihsel koşullarını da yaratmıştı.
Çünkü bağımsız olmayan bir ülkenin yalnızca toprakları değil, sözü de işgal altındadır. Kendi geleceğine karar veremeyen bir toplum; çocuklarına ne öğreteceğini, hangi hikâyeyi anlatacağını, sesini dünyaya nasıl duyuracağını da özgürce belirleyemez.
Bir ülke önce bağımsızlığını, sonra kendi sesini kazanır.
ZAFERDEN SONRA
Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı; ancak şimdi yoksul, yorgun ve eğitim olanakları sınırlı bir toplumun yeniden ayağa kaldırılması gerekiyordu.
Atatürk, askerî zaferin eğitimle, bilimle ve kültürle tamamlanmadıkça kalıcı olamayacağını biliyordu. Cumhuriyet’in önünde yalnızca yakılmış, yıkılmış şehirleri onarmak gibi bir görev yoktu. İnsanı da güçlendirmek, ona birey ve yurttaş olduğunu hissettirmek gerekiyordu.
Yeni alfabe, Millet Mektepleri, Halkevleri, Köy Enstitüleri, konservatuvarlar, tiyatrolar, orkestralar ve çeviri çalışmaları aynı büyük düşüncenin parçalarıydı: Okuyabilen, düşünebilen, sorgulayabilen ve üretebilen insanlar yetiştirmek…
Millet Mekteplerinde gençlerle birlikte yetişkinler de sıralara oturdu. Halkevlerinde kitaplıklar kuruldu, temsiller verildi, konserler ve sergiler düzenlendi. Köy Enstitülerinde öğrenciler bir yandan toprağı işledi, binalar yaptı; öte yandan kitap okudu, müzik aleti çaldı, tiyatro oyunları sahneledi.
Kültürün Anadolu’ya ulaşması kadar Anadolu’nun kültürünün görünür kılınması da önemliydi.
YENİ ÜLKENİN SAHNESİ VE SESİ
Tiyatro, Cumhuriyet’in kurmak istediği toplumu anlattığı güçlü alanlardan biri oldu. Muhsin Ertuğrul’un çalışmalarıyla sahne sanatı kurumsallaşırken tiyatro, yalnızca eğlence değil, eğitim ve düşünce alanı olarak da kabul edildi.
Cumhuriyet’ten önce Afife Jale’nin büyük bedeller ödeyerek açtığı yol, yeni dönemde kadın sanatçıların sahnedeki varlığıyla genişledi. Ankara Devlet Konservatuvarı ve Tatbikat Sahnesinin yetiştirdiği sanatçılar Türkiye’nin tiyatro hayatına yön verdiler. Shakespeare’den Molière’e, Sophokles’ten yerli yazarlara uzanan repertuvar, dünya kültürünü Cumhuriyet’in yeni seyircisiyle buluşturdu.
Ancak amaç yalnızca Batı’dan yapıtlar almak değildi. Başka kültürlerle temas eden, fakat kendi insanını ve hikâyesini anlatan bir sanat ortamı yaratılmak isteniyordu. Cevat Fehmi Başkut’tan Haldun Taner’e, Necati Cumalı’ya uzanan yerli tiyatro edebiyatı bu ortamda yeni bir ivme kazandı.
Müzikte de Anadolu’nun büyük halk belleğine yönelindi. Derleme gezilerinde köy köy dolaşılarak türküler ve ezgiler kayda geçirildi. Böylece yalnızca melodiler değil; ayrılıklar, sevdalar, göçler, ağıtlar ve gündelik hayat da ortak belleğe taşındı.
Musiki Muallim Mektebi ve konservatuvar, yeni müzik insanlarının yetişmesinde kurucu rol üstlendi. Ahmed Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kâzım Akses, yerel kaynaklarla evrensel müzik dilini buluşturmanın yollarını aradılar.
Köklerinden kopmadan dünyaya açılmak… Cumhuriyet’in kültür düşüncesinin belki de en belirleyici yönü buydu.
KİTAPLARLA GENİŞLEYEN DÜNYA
Cumhuriyet’in kültür yolculuğunda yayıncılığın ayrı bir yeri vardı. Çünkü okul açmak kadar, o okulun öğrencisine okuyacağı kitabı ulaştırmak da gerekiyordu.
Hasan Âli Yücel döneminde başlatılan çeviri hareketiyle dünya edebiyatının ve düşüncesinin temel yapıtları Türkçeye kazandırıldı. Homeros, Platon, Shakespeare, Cervantes, Goethe, Balzac, Dostoyevski ve daha niceleri yeni okurlarla buluştu. Bu çeviriler Türkçenin düşünce ve anlatım olanaklarını da genişletti.
Edebiyatımız ise Anadolu’ya daha derin bir dikkatle bakmaya başladı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edib Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin’in yapıtlarında savaşın ve toplumsal dönüşümün izleri yer aldı. Daha sonra Sabahattin Ali’den Yaşar Kemal’e, Orhan Kemal’den Fakir Baykurt’a uzanan yazarlar, uzun süre sesi duyulmayan insanların hikâyelerini edebiyatın merkezine taşıdılar.
Cumhuriyet kendi okurunu yetiştirirken, o okur da kendi yazarını yarattı.
Yarım yüzyıllık gazetecilik hayatım boyunca kültür insanlarıyla yaptığım buluşmalarda bunu yeniden gördüm: Cumhuriyet’in açtığı kültür yolu, kurumların tarihinden ibaret değildir. İnsanların hayatlarında; okudukları ilk kitapta, gördükleri ilk oyunda, dinledikleri ilk konserde sürer.
KÜLTÜREL BAĞIMSIZLIK
30 Ağustos’u yalnızca askerî bir zafer olarak düşünmek, açtığı tarihsel yolu eksik görmek olur. O zafer Cumhuriyet’in kurulabilmesinin, Cumhuriyet ise toplumun kendi kültür ve düşünce kurumlarını geliştirebilmesinin önünü açtı.
Bugün okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz oyunlarda, dinlediğimiz konserlerde o uzun kültür yürüyüşünün izleri var.
Bir ülke başka orduların işgalinden kurtulabilir; fakat kendi dilini yoksullaştırır, sanatını özgür bırakmaz, çocuklarını nitelikli kitaplarla buluşturmaz ve kültürel belleğine sahip çıkmazsa bağımsızlığının en hayati parçasını sessizce yitirir.
Bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir. Türkçeyi özenle işlemek, sanatçının özgürlüğünü savunmak, nitelikli eğitimi ulaşılabilir kılmak, kütüphaneleri ve tiyatroları yaşatmak, müziğin ve edebiyatın nefesini yeni kuşaklara taşımaktır.
Kocatepe’den başlayan yol hâlâ önümüzde uzanıyor.
O sabah gün doğmadan önce Kocatepe’de yalnızca askerler değil; bugünün okurları, seyircileri ve dinleyicileri de vardı aslında. Çünkü bir ülkenin bağımsızlığı yalnızca sınırlarında değil; kitaplarında, şarkılarında, sahnelerinde ve çocuklarına kurdurduğu hayallerde yaşar.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
