Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama, bölge ekonomisi açısından dikkat çekici bir tabloyu ortaya koydu. Kaya, Diyarbakır’ın Suriye ve Irak’a gerçekleştirdiği ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre ciddi oranda gerilediğini açıkladı. Yılın ilk beş ayında Irak’a yapılan ihracat yaklaşık yüzde 42.3, Suriye’ye yapılan ihracat ise yüzde 35.7 oranında düştü.
Ancak işin ilginç yanı, Türkiye genelindeki ihracat rakamlarının Diyarbakır’dan farklı bir seyir izlemesi. Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı aynı dönemde yüzde 24 artarken, Irak’a ihracatı yüzde 22,8 geriledi. Bu tablo, Diyarbakır ve bölge illerinin yaşadığı sorunun yalnızca genel ekonomik şartlarla açıklanamayacağını gösteriyor.
Sorunun ilk ayağını, tüm sanayicilerin yakından hissettiği yüksek üretim maliyetleri oluşturuyor. Artan enerji, işçilik ve finansman giderleri nedeniyle üreticiler uluslararası pazarlarda rekabet etmekte giderek daha fazla zorlanıyor.
Ancak Irak pazarındaki daralmanın asıl nedeni bununla sınırlı değil.
İhracatçılara göre Irak’a yapılan satışların düşmesinde en önemli etken, Irak Merkezi Hükümeti ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasındaki gümrük gelirleri anlaşmazlığı. Habur Sınır Kapısı üzerinden Kuzey Irak’a giren ürünler, Güney Irak’a ek bir vergiye tabi tutulmadan ulaşabiliyordu. Böylece Türkiye’den çıkan ürünler tek bir gümrük vergisi ödeyerek Irak’ın tamamına dağıtılabiliyordu.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce ise dengeler değişti Irak Merkezi Hükümeti, Kuzey Irak ile olan sınırında yeni bir gümrük noktası oluşturarak Güney Irak’a geçecek ürünlerden yeniden vergi almaya başladı. Gerekçe olarak da Kuzey Irak yönetiminin topladığı gümrük gelirlerini merkezi hükümetle paylaşmaması gösterildi.
Sonuçta Türkiye’den çıkan bir ürün, önce Kuzey Irak’ta, ardından Güney Irak’a geçerken ikinci kez gümrük vergisi ödemek zorunda kalıyor. Başka bir ifadeyle ihracatçı çifte vergilendirmeyle karşı karşıya kalıyor.
Zaten yüksek maliyetler nedeniyle rekabet gücü zayıflayan Türk sanayicisi için bu durum ciddi bir dezavantaj oluşturuyor. Birçok firma ya kâr edemediği için pazardan çekiliyor ya da ihracat hacmini azaltıyor.
Oysa Irak, Türkiye için son derece önemli. Yaklaşık 48 milyonluk nüfusa sahip ülkede Kuzey Irak’ın nüfusu 7 milyon civarında. Geri kalan büyük tüketici kitlesi ise Güney Irak’ta yaşıyor. Bağdat’ın nüfusu neredeyse Kuzey Irak’ın toplam nüfusuna eşit durumda. Dolayısıyla asıl pazar Güney Irak’ta bulunuyor. Tam da bu nedenle ihracatçılar alternatif güzergâhların devreye alınmasını istiyor.
Bu noktada Nusaybin Sınır Kapısı’nın açılması büyük önem taşıyor. Kapının açılmasıyla sanayici Suriye pazarına daha düşük maliyetlerle ulaşabilecek. Ayrıca Suriye üzerinden sağlanacak transit geçişler sayesinde Güney Irak’a ulaşımda ikinci gümrük vergisinin oluşturduğu yük de önemli ölçüde hafifleyebilecek.
Bugün Türkiye’den Suriye’ye açılan tek aktif kapı Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı. Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa ve çevre illerdeki üreticiler için bu durum ilave lojistik maliyet anlamına geliyor. Artan nakliye giderleri ise bölge sanayicisinin rekabet gücünü daha da aşağı çekiyor.