İklim dönüşümü artık yalnızca çevre politikalarının değil, ekonomik rekabetin de merkezinde. Yatırım yapılabilir projeler üretebilen ülkeler dönüşümden fırsat yaratırken, geride kalanlar rekabet gücü kaybıyla karşı karşıya kalacak.
İklim dönüşümü artık çevre politikasının değil, ekonomik rekabetin de merkezinde. İklim hedeflerini yatırım fırsatına dönüştüremeyenler, yalnızca emisyon azaltımında değil, ekonomik rekabette de geride kalacak.
4 Eylül'de düzenlenen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde iklim finansmanı konuşuldu. Üstelik yalnızca iklim penceresinden değil, aynı zamanda ekonomik rekabet çerçevesinden.
İklim finansmanı konusu yeni değil. Her COP toplantısında masaya geliyor. Dönüşüm için gereken yatırım tutarı da belli. Ama ya uygulama? İşte orada ciddi bir makas var.
Aslına bakarsanız, iklim dönüşümünü finanse edecek para dünyada yok değil. Asıl mesele, o paranın gideceği yatırım yapılabilir projelerin yeterince hızlı ve doğru üretilememesi. Yatırımcılar yalnızca emisyon hedefini değil, uygulanabilir projeyi, öngörülebilir politikayı ve riski azaltan finansal araçları görmek istiyor.
Zirvede ortaya konan İklim Uygulama Köprüsü’nün (Climate Implementation Bridge- BRIDGE) temel iddiası tam da bu boşluğa ilişkin.
Türkiye COP31 Başkanlığı’nın gündeme getirdiği BRIDGE, iklim hedefleri ile finansman arasındaki kopukluğu gidermeyi amaçlıyor. Daha net söyleyelim: Hükümetlerin yazdığı iklim hedefleri ile yatırımcının görmek istediği projeler arasındaki boşluğu doldurmaya çalışıyor. Ve bu, ilk bakışta göründüğünden çok daha önemli bir mesele.
Çünkü bugün dünyanın elinde Paris Anlaşması kapsamında verilmiş hedefler, ulusal katkı beyanları, enerji dönüşümü planları ve sayısız iklim stratejisi var. Ama bunların önemli bir bölümü hâlâ yatırımcının önüne konabilecek kadar somut, yapılandırılmış ve finanse edilmeye hazır projelere dönüşmüş değil.
İklim finansmanının önündeki görünmez duvarlardan biri burada. COP31 Başkanı Murat Kurum'un zirvede verdiği rakamlar da açığın büyüklüğünü gösteriyor. Küresel iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi için yıllık 7,5–9 trilyon dolarlık yatırım gerekiyor. Mevcut yatırım ise yaklaşık 1,9 trilyon dolar seviyesinde. Kurum'un kendi deyişiyle aradaki fark bir "uçurum".
Bu uçurumu kapatmak sadece kamu fonlamasıyla mümkün değil. Ama burada bir darboğaz var. Sermaye, yalnızca ihtiyacın olduğu yere değil, yatırım yapılabilir olduğu yere gider.
Paraya giden köprü
BRIDGE'in adı aslında ne yapmak istediğini anlatıyor; iklim uygulaması ile finansman arasında köprü olmak.
Girişim ilk kez haziran ayında Bonn'da COP31 Eylem Gündemi'nin altı önceliğinden biri olarak duyuruldu. Aynı dönemde Londra İklim Eylem Haftası'nda finans çevrelerine tanıtıldı.
25 Ağustos tarihli COP31 Başkanlık Mektubu'nda, Eylem Gündemi'nin merkezi unsurlarından biri olarak tüm taraf ülkelere sunuldu. 4 Eylül İstanbul Zirvesi'nde de iyice ete kemiğe büründü. UNDP sahadaki uygulama ortağı ilan edildi. Böylece BM sisteminin mevcut ülke ve saha kapasitesi BRIDGE üzerinden devreye alınacak.
Başka bir ifadeyle BRIDGE, sıfırdan yeni bir bürokrasi kurmak yerine, var olan BM uygulama kapasitesini finans dünyasıyla daha doğrudan buluşturmayı hedefliyor.
Bilançosu yok
BRIDGE'in ne olduğunu anlamanın en kısa yolu, ne olmadığından başlamak. Kredi vermiyor. Hibe dağıtmıyor. Kendi bilançosu, kendi finansman kaynağı yok. Katılım gönüllü; ülkelerin kendisi istemeden süreç başlamıyor.
Zirvede beş aşamalı bir işleyiş anlatıldı. Talep, teşhis, proje havuzu, finansmanla eşleştirme, öğrenme. Mekanizma, hükümetin önceliklerini alıyor, darboğazı buluyor, dağınık proje fikirlerini standartlaştırılmış yatırım portföylerine dönüştürüyor ve bunları çok taraflı kalkınma bankalarından iklim fonlarına, ulusal bankalardan özel sermayeye uzanan geniş bir yelpazeyle buluşturuyor.
İlk bakışta şu soru akla gelebilir: Bütçesi olmayan bir finansman mekanizması ne işe yarar? Cevap, iktisadın en eski derslerinden birinde. Yatırımcının iklim projelerinden uzak durmasının nedeni çoğu zaman projenin kötü olması değil; iyi olup olmadığının anlaşılamaması. Küçük, dağınık, birbirine benzemeyen, karşılaştırma standardı olmayan projeler için durum tam olarak bu.
BRIDGE bir fon sağlayıcı değil, ortak bir yatırım dili üreticisi olacak. Köprü metaforu da gücünü buradan alıyor. Köprüler su taşımaz, geçişi mümkün kılar.
Aşılması gereken darboğazlar
Mekanizmanın başarısı, sahadaki gerçek darboğazlara ne kadar temas edebildiğiyle ölçülecek. Proje hazırlama kapasitesinin yetersizliği, kur riski, yüksek sermaye maliyeti, projelerin küçük ve dağınık olması, yatırımcıların karşılaştırabileceği standartların bulunmaması, değerlendirme ve raporlama maliyetlerinin yüksekliği gibi kritik bariyerler var.
Bu listenin bir bölümü (hazırlık kapasitesi, standart eksikliği, değerlendirme maliyeti) tam olarak BRIDGE'in tasarlandığı alan. BRIDGE'in rolü, risk azaltma araçlarını ve garanti mekanizmalarını doğru projelerle buluşturmak, yani finansman yapısının içine bu risklerin cevabını yerleştirmek olacak. Zirvede çizilen çerçeve bunu söylüyor. BRIDGE mevcut kurumların yerine geçmiyor; kalkınma bankalarının, iklim fonlarının ve özel sermayenin kendi araçlarıyla devreye gireceği zemini hazırlıyor.
Bunların hepsi önemli ve gerekli. Yine de, makro nitelikli bariyerleri aşmanın formülleri ortaya konmadan, mekanizmanın tam ve etkin çalışması mümkün olmayabilir. Bir diğer risk de yeni bir bürokratik katman yaratma durumu. Bir ülkenin zaten sahip olduğu planları yeniden raporlamak, yeni komiteler kurmak ve bir kez daha proje listeleri hazırlamak, iklim finansmanını hızlandırmak yerine yavaşlatabilir. BRIDGE'in kendisinin yeni bir bürokratik katmana dönüşmemesi gerekiyor.
İlk test: Altı ülke
Modelin, altı ülkeden oluşan küçük bir pilot grupla başlatılması planlanıyor. Pilot ülkelerin 21 Eylül'de New York'taki İklim Haftası’nda açıklanması bekleniyor.
İlk odak alanı ise elektrifikasyon olacak. Bu da tesadüf değil. COP31 Başkanlığı'nın “35'e 35” hedefiyle (2035'e kadar küresel enerji talebinde elektriğin payının yüzde 35'e çıkarılması) doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla BRIDGE'in ilk sınavı teorik değil, oldukça somut olacak.
Elektrik şebekeleri, temiz enerji, depolama, elektrifikasyon altyapısı, sanayinin dönüşümü… Bunların her biri aynı zamanda yeni yatırım alanları. Burada iklim politikası ile sanayi politikasının yolları kesişiyor.
COP31 Başkanlığı'nın “Uygulama COP'u” iddiası da bu noktada anlam kazanıyor. Paris'te hedef koymak, Bonn'da müzakere etmek, Bakü'de finansman konuşmak yetmiyor. Hedefin somut yatırım kararına dönüşmesi gerekiyor. Antalya şimdi bu iddiayı sırtlayacak.
İklim politikası aynı zamanda ekonomik rekabet alanı
Aslında yalnızca iklim politikasında değil, iklim anlatısında da bir değişim yaşanıyor. Hep ifade ettiğim gibi, iklim meselesi çevresel bir mesele olmanın çok ötesinde, ekonomik bir mesele.
İklimi uzun süre sadece çevre, sorumluluk ve fedakârlık üzerinden anlattık. Daha az tüketmek, daha az karbon salmak, doğayı korumak, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak... Sonuçta konu siyasetin ve iş dünyasının gözünde bir “çevre meselesi” olarak kaldı.
Bugün değişen tam da bu. Çünkü artık iklim krizinin ekonomik sonuçlarını görmezden gelmek mümkün değil. Enerji maliyetleri, gıda fiyatları, sigorta primleri, altyapı yatırımları, sermaye maliyeti, tedarik zincirleri, ticaret kuralları... İklim ekonominin dışındaki bir konu değil, ekonominin kendisine dokunan bir değişken.
Üstelik dönüşümün kendisi de dev bir ekonomik alan yaratıyor. Temiz enerji, elektrik şebekeleri, depolama, bataryalar, yeni üretim teknolojileri, enerji verimliliği, düşük karbonlu sanayi, yeni finansal araçlar... Bunların her biri aynı zamanda yatırım, istihdam, teknoloji ve rekabet meselesi.
Bir meselenin nasıl algılandığını yalnızca konunun niteliği belirlemez, onu hangi çerçeve içinde anlattığınız da belirler. İklimi yalnızca “dünyayı kurtarma” meselesi olarak çerçevelerseniz, konu çevre politikası olarak kalır. İklimi “ekonomiyi dönüştürme” meselesi olarak çerçevelediğinizde ise enerji politikasına, sanayi politikasına, yatırım politikasına ve rekabet politikasına dönüşür.
Dolayısıyla iklim hedeflerinin yatırım yapılabilir projelere dönüşmesi yalnızca finansman meselesi değil, aynı zamanda doğru anlatının da kurulması meselesi. BRIDGE'in önemi de burada. İklim hedefi ile yatırımcı arasındaki boşluğu kapatmaya çalışırken aslında iki farklı dünyanın dilini birbirine yaklaştırıyor. Kamu politikasının dili ile sermayenin dili.
İklimi anlatmaktan, iklim dönüşümünü yapmaya geçmek. COP31 Başkanlığı’nın belirlediği “Uygulama COP’u” iddiasının temel hedefi bu. BRIDGE burada bir kaldıraç olabilir.
Sonuçta, iklim dönüşümü daha güvenli enerji, daha dayanıklı altyapı, yeni teknolojiler, yeni pazarlar, daha düşük risk ve yeni rekabet avantajı demek. Böylece, iklim hedeflerini ekonomik fırsata, ekonomik fırsatı yatırıma, yatırımı da rekabet gücüne dönüştürebilenler öne çıkacak. İklim dönüşümünün yeni hikâyesi de buradan yazılacak.
