Aşırı sıcaklar artık sadece çevreyi değil ekonomiyi de vuruyor. Uzmanlara göre iklim krizi artık yalnızca orman yangınları ve kuraklıkla değil, işgücü kayıpları, üretim düşüşü ve ekonomik maliyetlerle de kendini gösteriyor. İngiltere'de rekor sıcakların yaşandığı tek haftada 24 milyon çalışma saati kaybedilirken ekonomide 1,15 milyar sterlinlik zarar oluştu.
İngiltere, 1884'ten bu yana en sıcak Haziran'ını yaşadı. O hafta ülkede üretilen en önemli iklim belgesi bir uydu görüntüsü değildi. Bir puantaj cetveliydi.
London School of Economics, o rekor sıcaklıktaki haftada iki bine yakın çalışanla bir araştırma yaptı. Sonuç çarpıcı. 24 milyon kayıp çalışma saati, hiç çalışamayan 1,25 milyon kişi, tek haftada 1,15 milyar sterlinlik ekonomik kayıp.
Asıl haber bana göre bu rakamlar değil. Asıl haber, iklim krizinin artık nerede kayda geçtiği. Otuz yıldır iklim krizini yanan ormanlarla, kuruyan göllerle, eriyen buzullarla anlattık. Bu görüntüler vicdanları yaktı ama gereken eylemi sağlamadı. Şimdi, işin ekonomi tarafında yeni bir cephe açılıyor. Sürekli büyüme ve kâr odaklı sistem, bunu artık göz ardı edebilecek durumda değil. Çünkü iklim krizi gündelik işgücü kaydına giriyor.
Adresi olan maliyet
Sıcak, haftada bir milyar sterline mal olduğunda, iklim meselesi sadece çevre bakanlığının konusu olmaktan çıkar. Hazinenin, çalışma bakanlığının ve büyüme tahminlerinin sorunu olur. Yıllardır artan sıcaklığın maliyeti tek tek bedenlere yazılıyordu. Görünmezdi, bu yüzden politik olarak hiçbir yerdeydi. İstatistik o maliyete bir adres verdi. Adresi olan maliyetin kapısını da birinin açması gerekir.
Üstelik bu kayıt artık yalnızca İngiltere'de değil, dünyanın dört bir yanında tutuluyor. Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) göre dünyada 2,4 milyar çalışan (küresel işgücünün yüzde 71'i) aşırı sıcağa maruz kalıyor. Sıcak her yıl yaklaşık 23 milyon iş kazasına ve 19 bin ölüme yol açıyor. Örgütün 2030 projeksiyonu daha da çarpıcı: Küresel çalışma saatlerinin yüzde 2,2'si sıcağa kaybedilecek. İklim krizi, dünyanın en büyük istihdam istatistiklerinden birine dönüşüyor.
Faturayı kim ödüyor
Ancak sıcak herkesi eşit yakmıyor. ILO'ya göre 2030'da kaybedilecek saatlerin yüzde 60'ı tarımda, yüzde 19'u inşaatta olacak. Güney Asya'da kayıp, çalışma saatlerinin yüzde 5'ine dayanacak. Yük, açık havada ve bedeniyle çalışana biniyor. Yani en düşük ücretliye, en güvencesize. Sıcak aslında bir tür vergi gibi. Terle tahsil edilir, camın arkasına çekilemeyenden kesilir, kimseye iade edilmez. Kurumsal çalışan için sıcak dalgası çoğu zaman bir konfor kaybıyken; kurye için gelir kaybı, tarım işçisi için sağlık riski, inşaat emekçisi için ise doğrudan yaşam riski anlamına geliyor. İklim krizi, sadece sıcağı değil, işgücü eşitsizliğini de harlıyor.
Burada bir tehlike var. Sıcak, kayıp üretim olarak fiyatlandığı an, en kestirme cevap emisyonları azaltmak değil, klimayı açmaktır. Ofisleri soğut, vardiyaları kaydır, kayıpları sigortala. Uyum elbette gerekli. Ama azaltımdan koparılmış bir uyum siyaseti, ortak bir sorunu özel bir konfor piyasasına çevirir. Klima yeni sınıf sınırı olur. Sıcaktan parasıyla çıkabilenlerle, sıcağın içinde çalışması için ücret alanlar arasındaki sınıra...
Adil geçişin ikinci kanadı
Bu tablo, adil geçişin tanımını da genişletiyor. Adil geçiş bugüne dek tek soru sordu: Fosil yakıt ekonomisinden çıkarken madenciye, rafineri işçisine ne olacak? Bu, ayrılmanın sorusuydu. Hala geçerli ve önemli.
Ama artık ikinci bir soru daha var. İklim krizinin bedelini kim taşıyor, onun içinde kim çalışıyor, ondan kim korunuyor? Birinci geçiş, fosil yakıtları bırakmanın maliyetini nasıl paylaşacağımızı soruyordu. İkincisi, atmosfere çoktan yazılmış sıcağın kendisini; çalışma saatlerini, riski, yorgunluğu nasıl paylaşacağımızı soruyor. Bugünün işçisi hakkında sessiz kalan bir adil geçiş, tek kanatlı bir geçiştir. Tek kanatlı şeyler de uçmaz. Sadece olduğu yerde döner.
Antalya'daki masa
Kasım'da COP31 için müzakereciler Antalya'da, sıcakta çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir ülkede toplanacak. Bu kez, işgücü istatistiği de masada emisyon envanterinin yanında bir sandalyeyi hak ediyor. Kayıp ve hasar bugüne dek uluslararasında tutulan bir defterdi. Yeni kayıtlar, bunun aynı zamanda işgücü sınıfları arasında tutulan ve her hafta ücretle kapatılan bir defter haline geldiğini gösteriyor.
Sıcaklık rekorları, anlatı alışkanlığını da kırıyor. İklim hasarı olağanüstünün alanından çıkıp, gündelik iş hayatının kayıtlarına; bordroya, vardiya çizelgesine, büyüme tahminine giriyor. Aslında bu hasar çok uzun zamandır gerçekti. Ama sistem, bu kaybı bilançoya yansıyan bir ekonomik risk olarak belki de ilk kez bu kadar net gördü.