Kuraklık hammadde fiyatını değiştirebilir. Aşırı yağış üretimi durdurabilir. Sıcaklık enerji talebini artırabilir. Hava koşulları lojistiği bozabilir. Bunların tamamı satışa, maliyete, marja ve nakit akışına dokunabilir. İklim krizi ile etkisi artan doğa olayları, artık uzun vadeli bir senaryo olmaktan çıkıp, kısa vadeli bir işletme değişkenine dönüşüyor.
İklim riskinin kurumsal radara girmesi yeni bir hikâye değil. Riskler uzun zamandır biliniyordu ama bilanço etkisi yeterince ikna edici değildi.
Şimdi durum değişiyor. Ama değişen, sanıldığı gibi sadece riskin büyümesi değil.
El Nino’nun ekonomik etkisi
El Nino. Bir fırtına, kasırga ya da tek başına bir sıcak hava dalgası değil. Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasında oluşan doğal iklim döngüsünün sıcak fazı. Atmosferik dolaşımı ve yağış düzenlerini etkiliyor. Bunun sonucu Pasifik'in çok uzağındaki bölgelerde bile sıcaklık, yağış, kuraklık ve fırtına düzenleri değişebiliyor. Ortalama iki ila yedi yılda bir ortaya çıkıyor, etkisi dokuz ila on iki ay sürüyor.
Uzmanlar, haziran başında El Nino'nun geliştiğini duyurduğunda, çok güçlü bir olay ihtimalini yüzde 63 veriyordu. Ağustos ortasında bu ihtimal yüzde 90'ın üzerine çıktı. Meteorologlar için kritik. Ama bu kez şirketler de dikkat kesiliyor.
Reuters'ın analizine göre 478 şirket, 1.443 kurumsal dokümanda El Nino'dan söz etti. Yatırımcı toplantılarında 316 atıf yapıldı. Gıda ve bankacılık başta olmak üzere şirketler El Nino'nun operasyonlarına olası etkisini konuşuyor.
El Nino yeni bir tehdit değil. Mesele, küresel hava düzenini böylesi güçlü etkileyen bu fenomenin, iklim kriziyle bugün çok daha sıcak ve fiziksel riskleri zaten yükselmiş bir gezegenin üzerinde gerçekleşecek olması.
2050'den önümüzdeki çeyreğe
Kurumsal dünyanın iklim riskiyle ilişkisini uzun süre zaman makası belirledi. İklim bilimi 2030'u, 2040'ı, 2050'yi konuştu. Şirketler ise bütçeyi gelecek yıla, yatırımı birkaç yıla, performansı çeyreğe göre ölçtü. Bu mesafe, iklim riskini stratejik ama ertelenebilir bir konu haline getirdi, şirketlerin günlük karar mekanizmasına giremedi.
Şimdi zaman makası kapanıyor. Çünkü, örneğin El Nino bu mesafeyi tanımıyor. Kuraklık hammadde fiyatını değiştirebilir. Aşırı yağış üretimi durdurabilir. Sıcaklık enerji talebini artırabilir. Hava koşulları lojistiği bozabilir. Bunların tamamı satışa, maliyete, marja ve nakit akışına dokunabilir.
İklim krizi ile etkisi artan doğa olayları, artık uzun vadeli bir senaryo olmaktan çıkıp, kısa vadeli bir işletme değişkenine dönüşüyor.
İklim riski günlük sürtünmeye dönüştü
Burada sadece büyük felaketlere bakmak da yanıltıcı. Çünkü şirketlerin karşı karşıya olduğu maliyet çoğu zaman tek bir büyük olaydan oluşmuyor. Bir dağıtım merkezi birkaç gün kapanıyor. Bir fabrika sıcak nedeniyle kapasitesini düşürüyor. Bir başka yerde su kullanımı kısıtlanıyor. Tek tek bakıldığında bunların hiçbiri şirketi batıracak büyüklükte değil. Ama hepsi aynı yıl içinde tekrarlandığında ortaya başka bir hikâye çıkıyor.
Avrupa'daki sıcak ve kuraklığın faturası bunun canlı örneği. Geçtiğimiz günlerde bu sayfalarda Evrim Küçük yazmıştı. Kuraklık, AB GSYİH’sinde bu yıl 180 milyar euro kayıp yaratacak. Bu, Avrupa Komisyonu'nun yıl için öngördüğü yüzde 1,1'lik büyümeyi fiilen ortadan kaldırıyor.
Munich Re'nin analizine göre MSCI World Endeksi'ndeki 1.320 büyük şirketin yaklaşık on dörtte biri, doğal afetlerden kaynaklı anlamlı bir kârlılık tehdidiyle karşı karşıya. Bugün. 2030’da ya da 2050'de değil.
İklim riskinin yeni yüzü belki de tam olarak bu. Felaket olmaktan çıkıp günlük sürtünmeye dönüşmesi.
Risk ve fırsat
Bir başka durum daha var. İklim olayları bütün şirketleri aynı şekilde etkilemiyor. Aşırı sıcaklık bir şirketin satışını düşürürken başka bir şirketin satışını artırabiliyor. İklim değişikliği artık yalnızca bir risk değil, aynı zamanda bir ekonomik yeniden dağılım yaratıyor.
Dolayısıyla geleceğin şirketleri için mesele sadece “iklim krizinden korunmak” olmayacak. İklimin hangi ekonomik değişimleri yaratacağını önceden görmek de rekabet avantajı yaratacak.
Şirketlerin iklim risklerini yıllardır değerlendirmesi boşuna değildi. TCFD'den ISSB'ye uzanan çerçeveler, fiziksel ve geçiş risklerinin finansal sonuçlarını görünür kılmak için zaten önemli bir altyapı oluşturdu.
Bu nedenle bugün yaşanan değişimi “şirketler sonunda iklim riskini ciddiye almaya başladı” diye okumak eksik kalır. Şirketler bunu zaten uzun zamandır biliyordu. Fakat bilgi ile karar arasında mesafe vardı. İklim riskinin vadesi uzaktı. Şimdi çok daha yakın.
El Nino hep kısa vadeli bir değişkendi. Bilim insanları, küresel ısınmanın doğal bir fenomen olan El Nino'nun etkisini artırması nedeniyle, vereceği hasarın tahmin edilmesinin zorlaştığını söylüyor. Taban çizgisi yükseldi. Tarihsel ortalamalar referans olmaktan çıktı.
Özetle, iklim krizinin şirketler açısından en önemli kırılma noktası, riskin büyümesi değil, vadesinin kısalması. Üstüne, etkisinin giderek daha güç tahmin edilebilmesi.
Uzak gelecek için alınması gereken bir önlem ertelenebilir. Ama, gelecek çeyreğin bilançosunu etkileyecek riski kimse göz ardı edemez.