
Ülkemizde bu yıl yağışlar görülse de bu durum yanıltıcı olmamalıdır. Kuraklık dönemlerinde yeraltı sularındaki azalma faktörü 2 ila 5 kat hızlanmaktadır ve birikmiş su açığını kapatmak için mevcut yağışlar yeterli değildir.
Bugün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Bu yıl küresel düzeyde Azerbaycan’ın ev sahipliğinde “İklim Değişikliği ve İklim Eylemi” odağında, #NowForClimate (#İklimİçinŞimdi) etiketiyle kutlanan bu anlamlı gün, ülkemizde de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde “Dünya Bize Emanet” temasıyla ele alınmaktadır. İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı olarak belirtmek isterim ki, gezegenimiz artık sessiz sinyaller değil, yüksek sesli uyarılar gönderiyor. Bu uyarıların yaratacağı yıkımları azaltmak için üretilen çözümlerin ise zaman zaman yanlış bilgilerle engellenmeye çalışıldığına tanık oluyoruz. Bu nedenle bazı yanlışları bilgileri düzeltmemiz gerekiyor.
Korkunç tablo: Rakamlarla küresel iklim krizi ve kuraklık riski
Bilimsel veriler durumun vahametini net bir şekilde ortaya koymaktadır. 2015-2025 yılları arası, kayıtlara geçen en sıcak 11 yıl olmuş; 2025 yılı ise sanayi öncesi dönemin 1,43 °C üzerinde bir sıcaklıkla tarihin en sıcak yıllarından biri olarak tescillenmiştir. Bu ısınmanın bedelini ekosistemlerimiz ağır ödemektedir. Okyanuslar, son 20 yıldır her yıl yıllık insan enerji kullanımının yaklaşık 18 katına eşdeğer ısıyı emmeye devam etmektedir. Arktik deniz buzu miktarı rekor düzeyde düşük seviyelere inerken, Yerkürenin enerji dengesizliği 65 yıllık kayıt tarihinin en yüksek noktasına ulaşmıştır
Bu ısınmanın en yıkıcı sonucu kuraklıktır:
Dünya genelinde 1,84 milyar insan kuraklıktan etkilenmiş durumdadır ve bu nüfusun %4,7’si şiddetli veya aşırı kuraklığa maruz kalmaktadır.
- 2100 yılına kadar aşırı kuraklığa maruz kalan küresel nüfusun %3’ten %8’e çıkacağı öngörülmektedir.
- Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında, kuraklık nedeniyle tahıl ürünlerinde %70’e varan kayıplar yaşanırken, hidroelektrik üretiminde %50’ye varan düşüşler kaydedilmiştir.
Ülkemizde bu yıl yağışlar görülse de bu durum yanıltıcı olmamalıdır. Kuraklık dönemlerinde yeraltı sularındaki azalma faktörü 2 ila 5 kat hızlanmaktadır ve birikmiş su açığını kapatmak için mevcut yağışlar yeterli değildir.
Bulut tohumlama hakkında yanlış bilinen gerçekler
İklim krizine sebep olan sera gazlarının azaltım çabalarının yetersizliği bizi iklim değişikliğine uyum (adaptasyon) süreçlerini önceliklendirmeye zorlamaktadır. Bu noktada bulut tohumlama, su kaynaklarımızın yönetiminde stratejik bir araçtır. Ancak bu teknoloji hakkında kamuoyunda ciddi yanlış bilgiler dolaşmaktadır.
- “Bulut hırsızlığı” bir mittir: En büyük yanılgı, bir bölgede yağışı artırmanın rüzgar altındaki başka bir bölgenin yağışını “çalacağı” düşüncesidir. Oysa atmosfer, binlerce kilometre yukarı uzanan devasa bir su rezervuarıdır ve içinde 12,5 trilyon metreküpten fazla su barındırır.
- Sadece %1’lik etki: Atmosferik su bütçesinin sadece yaklaşık %1’i bulut tohumlamadan etkilenir; geri kalan devasa nem kütlesine dokunulmaz. Bulutlardaki suyun çok küçük bir kısmı doğal olarak yağışa dönüşür; tohumlama sadece bu verimliliği artırır.
- Pozitif toplamlı etki: 50 yılı aşkın araştırmalar, bulut tohumlamanın rüzgar altı bölgelerde kuraklığa yol açmadığını, aksine hem hedef bölgede hem de 240 km ötesine kadar olan rüzgar altı bölgelerde yağışı artırarak “pozitif toplamlı” bir kazanç sağladığını kanıtlamıştır.
- Hızlı yenilenme: Atmosferdeki su buharı her 9 günde bir tamamen yenilenir; bu da sistemin nemi tüketmediğinin en büyük kanıtıdır.
- Çevre ve sağlık riski yoktur: Gümüş iyodür (AgI) gibi yaygın kullanılan ajanların, bugüne kadar yapılan çalışmalarda insan sağlığı veya çevre üzerinde önemli bir olumsuz etkisi saptanmamıştır.
Sektörel ve ekonomik kazanımlar
Bulut tohumlama, iklim uyumu için en düşük maliyetli yöntemlerden biridir:
- Tarım ve sulama: Hedef bölgelerde yağış ve kar miktarını %10 ile %15 oranında artırabilmektedir.
- Enerji ve su: ABD’deki teknolojik uygulamalar sadece bir sezonda 143 milyon galon ek tatlı su sağlamış, bu da binlerce hanenin su ihtiyacına ve hidroelektrik kapasitesine doğrudan katkı sunmuştur.
Sonuç ve çağrı: Su kanunu
taslağı tarihi bir fırsattır
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), özellikle kış dönemi dağlık bölgelerdeki tohumlama çalışmaları hakkında “bilimsel temelli nedensel bir ilişki kanıtlandığını” belirterek bu yönteme dair pozitif bir görüş sunmaktadır. Türkiye’nin su güvenliğini sağlamak için bu teknolojilerin yasal bir zemine kavuşması şarttır.
Şu an hazırlık aşamasında olan Su Kanunu Taslağı, bulut tohumlama ve atmosferik su yönetimi stratejilerinin mevzuatımıza girmesi için tarihi bir fırsattır. İklim değişikliğine uyum belgelerinde de vurgulandığı üzere, bu teknolojiler su döngüsünü desteklemek için stratejik bir uyum aracı olarak kanunda yer almalıdır.
Gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakmak için sadece azaltım değil, doğru ve bilimsel uyum politikalarıyla doğaya sahip çıkmalıyız. Unutmayalım ki; dünya bize emanettir ve bu emaneti korumak için iklim eylemi şimdi, hemen gereklidir.