Dünya genelinde elektrik talebi hızla büyüyor. Sanayide elektrifikasyon, elektrikli araçlar, yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri, otomasyon ve enerji yoğun üretim süreçleri ülkelerin önüne yeni bir soru koyuyor: Kesintisiz, düşük karbonlu, güvenilir ve rekabetçi enerji nasıl sağlanacak?
Bu sorunun cevabı, enerji politikalarının tek kaynaklı çözümlerden çok daha karmaşık bir mimariye ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bunun sonucunda da güneş, rüzgâr, depolama, şebeke yatırımları, talep yönetimi ve nükleer enerji aynı enerji mimarisinin farklı parçaları olarak birlikte düşünülüyor.
Bu süreçte özellikle nükleer enerji yeniden ülkelerin gündemine girmiş durumda. bakış son birkaç yılda belirgin biçimde değişti. COP28’de küresel nükleer kapasitenin 2050’ye kadar üç katına çıkarılması hedefi de yaşanan dönüşümün en önemli göstergelerinden biri oldu.
Bugün yaklaşık 500 GW seviyesinde olan küresel nükleer kapasitenin bin 500 GW’a çıkarılma hedefi, önümüzdeki dönemde yaklaşık bin GW ilave kapasite ve trilyon doların üzerinde yatırım ihtiyacı anlamına geliyor. Bu kadar büyük bir dönüşüm, nükleeri sadece enerji üretimi değil, teknoloji ve sanayi politikası olarak da yeniden tartışmaya açıyor.
IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar, yeni dönemde nükleer enerjinin, enerji güvenliği, iklim hedefleri, sanayinin karbonsuzlaşması, veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, proses ısısı, yerli tedarik zinciri ve ileri mühendislik kapasitesinin kesişiminde konumlandığını ifade ediyor. Bayar’a göre bu yeni dönemin en dikkat çekici başlıklarından biri küçük modüler reaktörler, yani SMR’lar. Çünkü SMR’lar, klasik nükleer santral anlayışından farklı olarak daha esnek, daha modüler ve sanayiyle daha doğrudan entegre olabilecek bir teknoloji hattı sunuyor.
4. nesil nükleer teknolojilerde bölgesel model hedefi
Türkiye’nin 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefi içinde 5 bin MW’lık SMR kapasitesinin yer alması, bu alanı Türkiye açısından stratejik hale getiriyor. Bayar bu noktada Türkiye’nin sadece teknoloji satın alan değil, teknoloji geliştiren ülkeler arasında yer alması gerektiğini söylüyor.
Bu nedenle IC Nükleer Teknoloji, Türkiye’de bir SMR yatırımı yapmanın ötesinde, SMR teknolojisinin geliştirilmesi, lisanslanması, yerlileştirilmesi, tedarik zincirinin kurulması ve ticari uygulama alanlarına taşınması için uzun vadeli bir teknoloji platformu oluşturmayı amaçlıyor.
Bu vizyonun somut adımlarından biri ABD merkezli ARC Clean Technology ile yürütülen iş birliği. ARC- 100, 100 MWe sınıfında, sodyum soğutmalı hızlı reaktör teknolojisine dayanan gelişmiş bir küçük modüler reaktör tasarımı.
Bayar, “Bu, hazır bir teknolojiyi alıp Türkiye’de kurma projesi değil. Bugün yaygın, ticarileşmiş, ‘al-kur-çalıştır’ noktasına gelmiş bir SMR pazarı henüz oluşmuş değil. Bu nedenle IC ile ARC arasındaki iş birliği, teknolojinin mevcut gelişim aşamasından alınarak birlikte olgunlaştırılması anlamına geliyor. Teknik, ekonomik ve düzenleyici fizibilite çalışmalarının yapılması, teknolojinin farklı uygulama alanlarına uyarlanması, ekipmanların yerlileştirilmesi, tedarik zincirinin oluşturulması ve düzenleyici kurumların beklentilerine uygun bir yol haritası geliştirilmesi bu sürecin temel parçaları arasında” diyor.
Bayar’ın ifadesiyle hedef, Türkiye’de geliştirilecek mühendislik, lisanslama hazırlığı, sanayi entegrasyonu ve ticari uygulama kabiliyetiyle çevre coğrafyalara da çözüm sunabilecek bir kapasite yaratmak. Yani 4. nesil nükleer teknolojilerde Türkiye’den bölgeye uzanan bir uygulama modeli kurmak.
Yeni bir mühendislik ve sanayi platformu
Bayar’ın verdiği bilgilere göre, her bir SMR projesinin arkasında nükleer ada, türbin-jeneratör sistemi, ısı değiştiriciler, pompalar, vanalar, kontrol ve otomasyon sistemleri, elektrik ekipmanları, inşaat ve montaj işleri, test altyapısı, kalite güvence, dokümantasyon ve lisanslama süreçlerini kapsayan geniş bir değer zinciri bulunuyor.
Nükleeri yalnızca enerji politikası değil, aynı zamanda sanayi, teknoloji ve iklim politikası olarak değerlendirmek gerektiğini söyleyen Bayar, bu nedenle, SMR’ı tekil bir enerji yatırımı olarak değil, Türkiye’de yeni bir mühendislik ve sanayi platformu olarak ele almak gerektiğini ifade ediyor.
Enerji arz güvenliği kadar sanayinin rekabetçiliğiyle de ilgili
Yapay zekâ ve bulut bilişim yatırımları büyüdükçe büyük ölçekli veri merkezleri için kesintisiz, güvenilir, düşük karbonlu ve yerinde enerji çözümleri giderek daha fazla tartışılıyor. Bayar’a göre SMR’ların bu kadar ilgi görmesinin arkasındaki nedenlerden biri bu. Demir-çelik, petrokimya, organize sanayi bölgeleri, proses ısısı ihtiyacı olan üretim tesisleri, deniz suyunun arıtılması ve şebeke kapasitesi sınırlı bölgeleri de bu teknolojinin kullanılabileceği alanlar arasında sıralayan Bayar, şöyle devam ediyor: “Sodyum soğutmalı 4. nesil reaktörlerin yaklaşık 550 derece seviyesinde proses ısısı sağlayabilme potansiyeli, ağır sanayi açısından önemli bir fırsat olarak görülüyor. Ağır sanayinin karbonsuzlaşması yalnızca elektrikle çözülebilecek bir mesele değil. Yüksek sıcaklıkta, güvenilir ve düşük karbonlu ısı ihtiyacı dönüşümün merkezinde yer alıyor. Bu nedenle SMR tartışması, enerji arz güvenliği kadar sanayinin rekabetçiliğiyle de doğrudan ilgili.”
Nükleer teknolojide insan kaynağı için
IC Nükleer Teknoloji, Türkiye’de nükleer teknoloji alanında insan kaynağı ve mühendislik kapasitesini geliştirmek amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi ile iş birliği yürütüyor. İTÜ ve IC Nükleer Teknoloji arasında imzalanan protokol, Türkiye’de kurulacak Nükleer Teknopark kapsamında yerli reaktör geliştirme sürecine katkı sağlamayı hedefliyor. Bu kapsamda öğrencilerin ve genç araştırmacıların desteklenmesi, burs programları, akademi-sanayi iş birlikleri ve uygulamalı mühendislik çalışmaları gündemde yer alıyor. Murad Bayar, “Nükleer teknoloji alanında kalıcı olmak için bilgiyi projeye, projeyi teknolojiye, teknolojiyi de sanayi değer zincirine dönüştürmek gerekiyor” diyor.
Toryum neden bugünkü öncelik değil?
Türkiye’nin toryum potansiyelinin uzun yıllardır kamuoyunun ilgisini çeken bir başlık olduğunu belirten Murad Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin toryum dahil yeni nesil nükleer teknolojileri yakından izlediğini söylüyor. Bayar, toryum bazlı erimiş tuz reaktörlerinin ticari uygulanabilirlik açısından henüz daha erken bir teknolojik aşamada olduğunu ifade ederek, “Toryum önemli bir potansiyel; ancak bugün ticari önceliğimiz, uygulama alanı daha yakın olan sodyum soğutmalı 4. nesil SMR teknolojisi” diyor.
SMR’LARDA HEDEF: KİLOWATT BAŞINA MALİYETİ 3 BİN DOLARA İNDİRMEK
Büyük ölçekli nükleer santrallerde yatırım maliyetleri bugün ortalama kilowatt başına yaklaşık 7 bin dolar seviyesinde seyrederken, SMR’larda ilk uygulamalarda bu seviyenin 5 bin dolar, seri üretim ve standartlaşma sonrasında ise 3 bin dolar seviyesine çekilmesi hedefleniyor. Murad Bayar, uzun vadeli iş planlarında Türkiye’de 10 reaktöre, bölgede ise 20 reaktöre kadar gidebilecek bir uygulama potansiyeli üzerinde çalıştıklarını belirterek, sonraki uygulamalarda kilowatt başına yaklaşık 3 bin dolar seviyesinde rekabetçi bir maliyet yapısına yaklaşmayı hedeflediklerini ifade ediyor. Bayar, bu ölçeğin 100 MW sınıfı bir reaktör için yaklaşık 300 milyon dolarlık bir büyüklüğe işaret ettiğini söylüyor.