MURAT YAPICI - MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu
“Gümrük Birliği'nin Güncellenmesi İçin Türkiye'nin Gerekçeleri Hâlâ Geçerli mi?” başlıklı önceki yazımda, Gümrük Birliği'nin güncellenmesini gündeme getiren serbest ticaret anlaşmalarına (STA) erişim ve AB-ABD arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı'na (TTIP) dahil olma gibi gerekçelerin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiğini, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne bağlanma iradesinin zayıfladığını ve ticaret politikasında daha korumacı bir çizgiye yöneldiğini ortaya koymaya çalışmıştım.
Ancak mesele artık yalnızca Gümrük Birliği'nin kapsamının genişletilmesi değildir. Değişen küresel ticaret düzeni ve AB'nin giderek daha fazla sanayi politikası araçlarını kullandığı yeni dönemde, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin yeniden konumlandırılması gerekmektedir. Özellikle Yeşil Dönüşüm ve Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında gündeme gelen “Made in Europe” yaklaşımı ve gelecekte geliştirilebilecek korumacı politikaların Türkiye'nin AB'ye ihracatı ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri, Türkiye'nin AB değer zincirleri ve yeni Avrupa sanayi politikaları içindeki konumunu daha önemli hale getirmiştir.
Alternatif modeller siyasi engellere takılıyor
AB ile siyasi ve ekonomik bütünleşmeyi hedefleyen üyelik müzakereleri fiilen donmuştur. Demokrasi, temel hak ve özgürlükler ile hukukun üstünlüğüne ilişkin sorunlar, Gümrük Birliği'nin kapsamlı biçimde güncellenmesinin önünde de önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu nedenle, AB'nin karar alma mekanizmalarına ve bütçesine katılım sağlanmaksızın;
1) İmtiyazlı Ortaklık,
2) Birleşik Krallık benzeri kapsamlı bir ticaret anlaşması,
3) İsviçre modeliyle Tek Pazar'ın belirli alanlarına erişim
veya
4) Norveç ve İzlanda örneğinde olduğu gibi Avrupa Ekonomik Alanı üzerinden Tek Pazar'a katılım gibi daha ileri ekonomik bütünleşme modelleri, mevcut siyasi koşullarda kısa vadede mümkün görünmemektedir.
Öte yandan, geçmişte yapılan kapsamlı analizlerde, malların serbest dolaşımı ilkesine dayanan Gümrük Birliği'nin menşeye dayalı bir STA'ya dönüştürülmesinin Türkiye'nin ihracatı açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği ortaya konulmuştur.
Bu şartlarda, mevcut kazanımları koruyarak ihtiyaç duyulan alanlarda modüler anlaşmalarla ekonomik entegrasyonu derinleştirmek daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.
Gümrük Birliği'ni modüler olarak derinleştirmek
Otomotiv sektörü başta olmak üzere ihracatçılarımız için büyük önem taşıyan "Made in Europe" yaklaşımının bir parçası olabilmek için, kamu alımları alanında AB ile bir anlaşma yapılması önemli bir adım olacaktır. Böyle bir anlaşma, Gümrük Birliği'nin modüler olarak derinleştirilmesine yönelik somut bir örnek oluşturacaktır.
Ancak, 2001 krizi sonrasında gerçekleştirilen yapısal reformlar kapsamında, önemli ölçüde AB müktesebatıyla uyum sağlama amacı da taşıyan Kamu İhale Kanunu, zaman içerisinde kapsamı genişleyen istisnalar nedeniyle başlangıçtaki şeffaflık ve rekabet hedeflerinden uzaklaşan bir yapıya dönüşmüştür. Büyük altyapı ve yatırım projelerinde ihale dışı veya özel düzenlemelere dayalı modellerin yaygınlaşması ve yerli isteklilere tanınan yüzde 15'e kadar fiyat avantajı da AB ile kamu alımları alanındaki uyum bakımından sorun oluşturan başlıca konular arasında yer almaktadır.
Bu bağlamda, 31 Temmuz 2026'da Kamu İhale Kanunu'na eklenen hüküm, yerli istekliler ve yerli mallara tanınan hak ve avantajların, mütekabiliyet çerçevesinde AB’ye tanınması konusunda Cumhurbaşkanı'na yetki vermektedir.
Esasen, kamu alımlarında AB'ye uyumlu bir yapı oluşturulması iki açıdan da zorunludur: hem "Made in Europe" yaklaşımının parçası olabilmek, otomotiv başta olmak üzere kritik sektörlerimizin AB değer zincirlerindeki yerini korumak için bir ön koşul teşkil etmekte, hem de kamu ihale sisteminde yıllar içinde genişleyen istisnalarla aşınan şeffaflık ve rekabet ilkelerinin yeniden tesisi, kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından başlı başına bir gerekliliktir. Gümrük Birliği'nin kamu alımları alanına modüler bir Ortaklık Konseyi Kararı ile genişletilmesi bu açıdan bir fırsat sunmaktadır: hem AB pazarına erişim korunacak, hem de kamu alımları alanında reform gerçekleştirilecektir.
Tahkim mekanizmasının kurulması gündeme gelecektir
Bununla beraber, Gümrük Birliği'nin ister bütüncül ister modüler biçimde güncellenmesinde, işleyen ve yaptırım gücüne sahip bir tahkim mekanizmasının kurulması gerek AB'nin talepleri gerekse Türkiye'nin gelecekteki ihtiyaçları açısından zorunlu olacaktır. Ancak böyle bir mekanizmanın kurulması, Türkiye'nin de Gümrük Birliği'nin temel ilkeleriyle çelişen bazı ticaret ve sanayi politikalarını gözden geçirmesini gerektirecektir. Asıl soru da burada ortaya çıkmaktadır: Türkiye, Gümrük Birliği'nin sağladığı kazanımları ve serbest dolaşım ilkesini güçlendirecek böyle bir mekanizma karşılığında hangi politikalardan vazgeçmeye hazırdır?