Kapadokya’nın o sessiz gibi görünen coğrafyası aslında hiç susmaz. Rüzgârıyla konuşur, tüflü toprağıyla konuşur, kayalara oyulmuş mahzenleriyle, bağlarıyla, taş avlularıyla konuşur… Ama bazen bir coğrafyanın sesini duyabilmek için yalnızca tarih bilgisi yetmez; gençliğin enerjisine, merakına ve emeğine de ihtiyaç vardır.
15-16 Mayıs tarihlerinde, Dünya Turizm Örgütü tarafından “Dünyanın En İyi Turizm Köylerinden biri” seçilen Mustafapaşa’da Kapadokya Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen 5. Kapadokya Gastronomi Festivali’nde tam da bunu hissettim. Mustafapaşa’nın meydanlarında, Mehmet Şakir Paşa Medresesi’nin avlusunda, o kadim taş sokaklarda dolaşırken sadece bir gastronomi etkinliğine değil; kültürel belleğin genç kuşaklara devredilişine tanıklık ettim. Festivalin davet metninde yer alan o cümle aslında her şeyi anlatıyordu: “Kapadokya’da sofraya konulan her şey, bir hikâye anlatır…”
Festival boyunca Mustafapaşa sokaklarına yayılan “Yeryüzü Pazarı” ise Kapadokya’nın üretim hafızasını görünür kılan en canlı duraklardan biriydi. Yerel üreticilerin emeğini doğrudan ziyaretçilerle buluşturduğu bu alan; sadece alışveriş yapılan bir pazar değil, Anadolu’nun toprağa bağlı yaşam kültürünün açık hava arşivi gibiydi. O alanın içinde dolaşan ve organizasyonun her noktasında görev alan gençler ise yalnızca bir festival yürütmüyor; bu kültürel mirasın gelecekteki taşıyıcıları olduklarını da hissettiriyorlardı.
ALEV ALATLI’NIN DÜŞLEDİĞİ YER
Kapadokya Üniversitesi’nin kurucusu merhum Alev Alatlı, Anadolu’nun köklü değerlerini modern dünyanın bilgi birikimiyle buluşturmayı hayal eden özel bir düşünce insanıydı. Bugün o fikri mirasın; Alev Hanım’ın kızı, Mütevelli Heyeti Başkanı Funda F. Aktan’ın kararlı yaklaşımı ve Rektör Prof. Dr. Hasan Ali Karasar’ın akademik liderliğiyle sürdüğüne tanık olmak önemliydi.
Kapadokya Üniversitesi, gastronomi eğitimini sadece teknik bir aşçılık becerisi olarak görmeyip; işin içine bölgesel kalkınma, kültürel miras ve sürdürülebilirlik boyutlarını da katan vizyoner bir model sunuyor. Yerel reçetelerin araştırılması, unutulmaya yüz tutmuş değerlerin gün yüzüne çıkarılması ve bu mirası bilimsel metotlarla geleceğe taşıyacak bilinçli profesyonellerin yetiştirilmesi, kurumu bölge gastronomisi için kıymetli bir lokomotif haline getiriyor. Festival boyunca sahada görev yapan 140 öğrencinin disiplininde, misafirlerle kurduğu ilişkide ve detaylara gösterdiği özende bu derin akademik zeminin yansımaları açıkça hissediliyordu. Bulundukları coğrafyanın hikâyesini temsil ettiklerinin bilincindeydiler.
KAPADOKYA’NIN GERÇEK ZENGİNLİĞİ
Kapadokya’nın gastronomik kimliği aslında zorlu bir coğrafyanın yarattığı büyük bir yaratıcılık hikâyesi. Volkanik tüflü toprakların üzümde, kabakta, patateste bıraktığı o eşsiz aroma; kayalara oyulmuş doğal depoların yarattığı saklama kültürü; Hititlerden Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı mutfak hafızası... Bunların hiçbiri yalnızca “yöresel lezzet” değil; Anadolu’nun hayatta kalma zekâsı.
Festival programı da bu derinliği destekliyordu. Paneller, özellikle üniversite yayınlarından çıkan “Keşkek” kitabının lansmanı, unutulmaya yüz tutmuş değerlerin bilimsel bir disiplinle nasıl kayıt altına alındığının en somut nişanesiydi.
ÜLKER YILDIZLARININ ALTINDA KURULAN İMECE
Festivalin bu yılki teması “Yerel Miras, Yıldızlı Sofralar”dı. Bu tema, 2026 Michelin Rehberi Türkiye seçkisindeki şeflere bir selam dururken, aslında Türk kültüründe bereketin ve mevsimsel dönüşümün simgesi olan Ülker takımyıldızına zarif bir gönderme yapıyordu. Festivalin en güçlü tarafı da buydu: Yerel üreticiyle akademisyeni, usta şefle öğrenciyi, bağcıyla araştırmacıyı aynı “imece” sofrasında buluşturabilmesi..
19 MAYIS’IN GERÇEK ANLAMI
Bu yıl Kapadokya’da beni en çok etkileyen şey, sahada görev yapan üniversite öğrencisi gençlerin gözlerindeki ışık oldu. Mustafapaşa’nın taş sokaklarında koşturan, misafir ağırlayan, panel takip eden o gençler bana bir kez daha şunu düşündürdü:
19 Mayıs yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferin yıldönümü değildir; geleceğe duyulan güvenin adıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği şey; yalnızca sınırlar değil, aynı zamanda bir kültürün devamlılığı ve üretim hafızasıdır. Toprağı koruyacak olan da Anadolu’nun hikâyesini geleceğe taşıyacak olan da yine bu gençlerdir.
Belki de 19 Mayıs’ın gerçek anlamı tam burada saklıydı:
Geçmişin birikimini geleceğin ellerine güvenle bırakabilmekte… Kapadokya’da iki gün boyunca hissettiğim tam olarak buydu: Bir coğrafyanın hafızası, gençliğin emeğiyle geleceğe taşınıyordu.
Gökyüzünde Ülker yıldızları parıldarken, Kapadokya’nın taş sokaklarında gençlerin emeğiyle kurulan sofralar bize şunu fısıldıyordu: Gelecek, geçmişin hikâyesini ışığa dönüştüren ellerde saklıdır.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun.

