İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında Gaziantep’ten 29 firmanın yer alması kuşkusuz önemli bir başarıdır. Üreten, ihracat yapan ve istihdam oluşturan kentin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını bir kez daha ortaya koyan bu tablo, alkışı hak ediyor.
Ancak rakamların görünen yüzünün arkasında dikkatle okunması gereken başka bir gerçek var. Gaziantep sanayisinin lokomotif üretim merkezi olduğu tekstil sektörü güç kaybediyor. İSO 500 listesine giren firmaların sektör dağılımı incelendiğinde gıda, enerji, ambalaj ve kimya gibi alanların yükselişi dikkat çekerken, bir dönem listenin önemli bölümünü oluşturan tekstil firmalarının sayısındaki gerileme sessiz ama önemli bir dönüşümün işareti olarak karşımıza çıkıyor. Önceki günü manşetimize imza atan Yener Karadeniz’in haberinde de ayrıntıları ile sunulan bu eğilimin üzerinde titizlikle durulması gerekiyor.
On binlerce kişiye aş-iş sağlayan, düne kadar ihracatın önemli bölümünü gerçekleştiren ve yüzlerce yan sektörü besleyen bu alanın yaşadığı sıkıntılar, Bursa’dan, İzmir’e, Adana’dan, Kahramanmaraş’a, Samsun’a, Giresun’a, Denizli’ye, Malatya’ya kısaca yurdumuzun tüm coğrafyalarında kendisini gösterecektir. Doğal olarak tekstilin başkenti Gaziantep ekonomisine yansıyacaktır.
Son yıllarda ekonomi yönetiminin sanayiye verdiği en önemli mesajlardan biri de yüksek teknolojili ve katma değerli üretime ve sektörlere yönelme çağrısı oldu.
Bu hedef elbette doğrudur!
Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var ki oda, bir sanayi şehrinin onlarca yılda oluşturduğu üretim kültürünü bir gecede değiştiremeyeceği gerçeğidir…
Bugün Gaziantep’te binlerce işletme ve yüz binlerce çalışan tekstil ekosisteminin içinde yer alıyor. Böyle bir yapıya bir yandan “teknolojiye geçin” denilirken diğer yandan mevcut sektörün rekabet gücünü koruyacak desteklerin yetersiz kalması ciddi bir çelişki oluşturuyor. Üstelik son dönemde açıklanan bazı teşvik programlarında tekstilin öncelikli sektörler arasında görülmemesi üreticilerde haklı olarak rahatsızlık yaratıyor.
Ancak bu dönüşüm mevcut sektörleri gözden çıkararak değil, onları güçlendirerek gerçekleştirilmelidir. Çünkü Gaziantep’te kapanan/kapanacak olan her fabrika sadece üretimin durması anlamına gelmez. Aynı zamanda yüzlerce ailenin gelir kaynağının kaybolması, ihracatın azalması ve şehir ekonomisinin zayıflaması demektir. Bu nedenle tekstile yönelik özel destek mekanizmaları oluşturulmalı, finansmana erişim kolaylaştırılmalı, enerji maliyetlerini azaltacak düzenlemeler yapılmalı ve yeni ihracat pazarlarının önü açılmalıdır. Zor bir dönemden geçiyoruz ve Gaziantep geçmişte birçok ekonomik fırtınayı aşmayı başarmış bir şehir.
Yine başaracaktır!
Ancak bunun yolu sorunları görmezden gelmekten değil, zamanında teşhis edip çözüm üretmekten geçiyor. İSO 500’de yer alan 29 firma bütün Gazianteplilerin, hepimizin gururudur. Fakat bu başarı tablosunun arkasındaki sessiz uyarı da görmezden gelinemez, gelinmemeli. Çünkü Gaziantep’in sanayi hikâyesi yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de ilgilendiriyor.
Katma değerli üretim hedefi uğruna tekstilde çalan alarm zillerini bugün duymazsak, yarın kaybedilen istihdamı, azalan ihracatı, zayıflayan üretim gücünü ve belki de kentte oluşabilecek kaos ortamını konuşmak zorunda kalabiliriz.
