ORHAN ÖKMEN - World Rating Başkanı
Enflasyonun, “Girdi-Üretim-Aracılık-Satış” halkalarının doğal sıralama zincirini takip ederek oluşması ile doğal zincir halkaları arasındaki bu sıralamayı bozarak veya bazı halkaları atlayarak oluşması enflasyonun şiddetini, etkilerini ve alınacak önleyici tedbirlerini değiştirmekte ve birbirinden farklı sonuçlar üretmektedir.
Girdi üretimi ve tedariki aşması, üretim aşaması, aracılık hizmetleri aşaması ve satış aşaması sıralamasını takip eden enflasyon süreçleri gelir dağılımı üzerinde belirgin bir bozulmaya sebebiyet vermemektedir. Zira, enflasyonun bu şekilde seyretmesi aşağıdaki sonuçları üretmektedir:
- Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde yer alan ekonomik ünitelerin negatif yönlü etkilenmelerinin birbirlerine tamamen yakın bir seviyede ve eş zamanlı olarak gerçekleşmesine yol açmaktadır.
- Yine böyle bir süreçte para ve maliye politikalarının önleyici etkisi kısa zamanda etkili olabilmektedir.
- Bu türlü enflasyon artışlarının temel sebepleri, talep artışları, kaynak tedarikinde giderek kıtlaşma veya zorlaşma veya ithalatın pahalılaşması ve zorlaşmasıdır.
Doğal zinciri bozan enflasyon gelir dağılımını aşındırıyor
Ancak girdi üretimi ve tedariki aşaması, üretim aşaması, aracılık hizmetleri aşaması ve satış aşaması şeklindeki doğal sıralamayı takip etmeyen, bu aşamaların ortasından veya sonundan başa doğru başlayan enflasyon süreçleri gelir dağılımı üzerinde oldukça belirgin bir bozulmaya sebebiyet vermekte, belli bir kesimin gelirlerini artırırken, geniş yığınların reel gelirlerini törpüleyen ciddi bir hayat pahalılığı etkisi yaratmaktadır. Enflasyonun bu şekilde seyretmesi ise aşağıdaki sonuçları üretmektedir:
- Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde yer alan ekonomik ünitelerin negatif yönlü etkilenmelerinin hem hacim olarak hem de zamanlama olarak birbirlerinden tamamen farklılaşmalarına yol açmaktadır.
- Yine böyle bir süreçte para ve maliye politikalarının önleyici etkisi uzun vadede dahi tam etkili olamamaktadır. Bu politikaların yanına makro ihtiyati tedbirler, kamusal kontroller, hukuksal önlemler devreye girmelidir.
- Bu türlü enflasyon artışlarının tetikleyici sebepleri, talep artışları, kaynak tedariğinde giderek kıtlaşma veya zorlaşma veya ithalatın pahalılaşması ve zorlaşması değil, politika hataları, kurumsal zayıflıklar, yozlaşma, denetimsizlik, toplumsal dejenerasyon ve tüm bunların fasit daire içinde yapay olarak sebep olduğu arz ve talep dengesizlikleridir.
- Bu türlü enflasyon süreçlerinde fiyat belirleme davranışları keyfi ve fahiş kâr odaklı güdülerle yürütüldüğü için, kamusal ve hukuksal tedbirler olmadan ekonomik önlemler yeterli olamamaktadır.
Diğer taraftan enflasyonun, girdi maliyetleri, ücretler, kiralar, enerji giderleri, vergiler gibi hangi gider kalemlerinden ve hangi gerekçeyle başladığı da önemlidir. Bu kapsamda:
- Enflasyonun girdi maliyetlerinden başlamasının etkileri, diğer gider kalemlerinin fiyatlarının değişimini de sağlayacaktır. Örneğin, girdi maliyetlerinin artışının son ürünlerin satış fiyatlarına yansıması, sonuçta satın alma gücünü olumsuz etkileyeceği için, öncelikle ücret ve kira artışı taleplerini de peşi sıra tetikleyecektir.
- Ücret artışlarının eriyen satın alma gücünün telafisi için mi yoksa satın alma gücünde erime olmadığı halde salt popülist nedenlerle refah artışı için mi yapıldığı farklı sonuçlar doğurmaktadır.
- Ücret artışlarının eriyen satın alma gücünün telafisi için yapılması bozulan gelir dağılımının toparlanmasına yol açacaktır. Ancak ücret artışlarının satın alma gücünde erime olmadığı halde salt popülist nedenlerle refah artışı için yapılması ise yüksek talep enflasyonuna yol açacaktır.
- Kira artışlarının, konut veya işyeri şeklindeki binaların arz açığından kaynaklanması halinde bunun yaratacağı enflasyon etkisi, kira tutarlarına kamusal müdahaleyi ve bu yolla artış sınırı getirilmeyi gerektirir. Ancak kira artışlarının, gayrimenkul satış fiyatlarındaki artışa dayanması halinde ise yapılacak kamusal müdahaleler gelir dağılımını iyice bozacaktır.
Yüksek kâr marjları satıcı enflasyonunu besliyor
- Yukarıda açıklandığı şekillerde, enflasyona gider kalemlerindeki artışların yol açması arz yönlü enflasyon olarak adlandırılmaktadır. Ancak gelir kalemlerindeki hacimsel değil de oransal artışlar da enflasyona arz yönlü yol açmaktadır. Bu kapsamda, gelir kalemlerindeki oransal artışlardan enflasyona yol açan en önemli kalem; üreticilerin, aracıların ve satıcıların satılan ürünlerden bekledikleri kâr oranlarıdır. Bu oran yükseldikçe arz enflasyonu da artacaktır. Yüksek kâr oranlarının yol açtığı enflasyon, esasında bir fiyatlama sorunu olup, satıcı enflasyonu olarak adlandırılmaktadır. Satıcı enflasyonlarında ortaya çıkan fiyatlama sorunu daha çok tam rekabetin eksikliğinde ve aynı zamanda kamusal kontrollerin zayıfladığı hallerde ortaya çıkabilmektedir. Önlenmesi hukuksal düzenlemeleri ve etkin takip ve müdahaleleri gerektirmektedir.
Türkiye de 2021 yılından beri devam eden yüksek oranlı enflasyon, üretim ve satış zincirinde yer alan sıralı aşamaları takip etmediği için, İzlenen geleneksel para ve maliye tandanslı mücadele yöntemleri beklenen başarıyı zamanında yerine getirememekte çözümü zamana yaymaktadır.
Türkiye’deki enflasyon daha çok satıcı enflasyonu şeklindedir. Zira 2019 yılına göre son 5-6 yılda kâr marjları en az 2-3 kat artmış durumdadır. Reel ücretler de ise tam aksi yönde düşme mevcuttur. Reel ücret ve kâr marjı arasındaki farkın giderek kâr marjı lehine açılması gelir dağılımının bozulması pahasına karşılıksız sermaye transferi demektir.
Türkiye ekonomisinde yaşanan enflasyonun ekonomik nedenler dışında yapısal faktörlerin de bir kombinasyonudur. Döviz kur seviyeleri, kamusal harcamalar, GSYH ’ daki değişmeler, para hacmindeki değişimler, enerji fiyatları, dış açıklar ve kronikleşen beklenti bozuklukları Türkiye’deki enflasyonun temel dinamikleridir.
Türkiye’de reel faiz oranları, enflasyon beklentilerini kontrol altına alacak şekilde ayarlanmadığı için beklentiler belirsizlik modunda seyretmektedir. Kamu harcamalarındaki artışlar enflasyon üzerinde olumsuz etkiler yaratmaya kesintisiz olarak devam etmektedir. Kamu maliyesinde disiplin bozukluğu ve israf hali devam etmekte ve verimliliği artıracak alanlara yönlendirilememektedir. Özellikle arz yönlü enflasyon gerekçelerini ortadan kaldırmak açısından; rekabetçi piyasa yapısının güçlendirilmesi, üretim kapasitesinin artırılması, İşgücü piyasası, vergi sistemi ve finansal sektör başta olmak üzere tüm hukuk sistemini kapsayacak şekilde yapısal reformlar büyük önem taşımaktadır.
Enerji, hammadde ve ara mali gibi girdi ithalatları, döviz kurlarındaki artışa bağlı olarak önce üretim maliyetleri ve tüketici fiyatları peş peşe artar. İthal edilen nihai mallar açısından ise döviz kurundaki değer kaybıyla veya uluslararası piyasalardaki enflasyonla doğrudan yükselir. İthal malların pahalanması ise yerli üreticilerin de fiyat artırma eğilimini desteklemektedir. Böyle bir durumda oransal kâr artışlarına dayalı ve gelir dağılımını tamamen bozan bir enflasyon ortaya çıkacaktır. Döviz kurlarının artışına ve/veya yurt dışı enflasyon yükselişlerine dayalı olarak pahalılaşan ithalat kaynaklı enflasyon artışları ülke ekonomilerini en fazla tahrip eden enflasyon türüdür. Bu türlü enflasyonun önlenmesi için ithalat yasaklamaları da olmak üzere kamusal ve hukuksal müdahaleleri gerektirmektedir. Örneğin vergi indirim ve istisnaları, SGK Prim Destekleri, nakdi destekleri, kamu alım garantileri, AR-GE destekleri gibi yollarla yerli girdi kullanımı teşvikleri, döviz kurundaki dalgalanmaların üretim maliyetleri üzerindeki etkisini azaltmayı ve enflasyona olan geçişkenliği yapısal olarak düşürecektir. Ayrıca bu türlü teşvikler beklenti kanalından beslenen enflasyon öngörülerini de engelleyecektir. Türkiye de 2021 yılından itibaren döviz kurlarındaki fahiş artışlara bağlı olarak pahalılaşan girdi ve nihai mal ithalat fiyatları enflasyonu tetiklemiş, uygun ve piyasa işleyişini bozmayan hukuksal/kamusal müdahaleler yapılmayınca enflasyon yıllara sâri kronikleşmiştir.
Kur şoklarının fiyatlara geçişi sektöre göre değişiyor
Döviz kurlarındaki artış, döviz kuru geçişkenliği (exchange rate pass-through) yoluyla önce ve hızlıca (1-3 ay arasında) ÜFE fiyatlarına yansımakta, ancak ÜFE fiyatlarına yansıma seviyesi kur artışından daha fazla olmaktadır. Kur artışı önce ithal girdi maliyetini yükseltir. Üreticiler bu maliyet artışını hemen perakendeciye yansıtamaz; ellerindeki stokları eritene kadar veya kâr marjlarından telafi ederler. Stoklar tükendikçe ve yeni siparişler pahalı kurlarla verildikçe maliyet baskısı ÜFE'ye doğru sızmaya başlamaktadır. Ayrıca, sektörler arasında İthal girdi oranları, stok devir hızları, fiyatlama sıklığı ve pazar yapıları farklı olduğu için, döviz kurlarından fiyatlara geçişkenliğin hızı sektörel bazda değişiklik göstermektedir. Örneğin akaryakıt, enerji ve otomotiv gibi doğrudan ithal gruplarındaki geçişkenlik süresi daha kısa ve hızlıdır (1-3 gün arasında). Bunun aksine gıda sektörü biraz daha geç etkilenmektedir (2-6 ay arasında).
Kur şokları TÜFE’ye doğrudan değil, çoğunlukla üretici maliyetlerinin aktarılması (maliyet kanalı) veya ithal nihai tüketim malları üzerinden biraz gecikmeli olarak (4-12 ay arasında) yansımaktadır. Ayrıca kur şoklarının TÜFE de yarattığı artış etkisi, kur şoklarının artışının altında kalmaktadır.