Borsa İstanbul'un son endeks revizyonu sonrası başlayan tartışmaların uzun süreceği açık. Aslında mesele endekslere hangi şirketin girdiği ya da çıktığı değil. Tartışılan, endekslerin neyi temsil ettiği.
Çıkartılanlar arasında Arçelik gibi dünyaya ihracat yapan, onlarca yıllık geçmişi olan, sektörünün simgesi hâline gelmiş şirketler ya da Doğuş Otomotiv gibi temettü şampiyonları var. Diğer tarafta ise son dönemde işlem hacmi ve piyasa değeri hızla yükseldiği için endekse girme hakkı kazanan şirketlerden bazıları... Kurallar uygulandığında ortaya çıkan tablo bu olabilir. Ama insan yine de şunu sormadan edemiyor: Endeksler yalnızca bir matematik hesaptan mı ibaret?
Borsa’nın kullandığı yöntem belli. Şirketler, fiili dolaşımdaki piyasa değeri ve işlem hacmine göre sıralanıyor. Üstelik küçük dalgalanmaların sürekli değişikliğe yol açmaması için "tampon bölge" uygulaması da var. Kâğıt üzerinde bakıldığında sistem objektif görünüyor.
Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü son yıllarda bazı hisselerde fiyatların ve işlem hacimlerinin anlamsız (!) şekilde olağanüstü yükseldiğine çok tanık olduk. Bu hareketlerin tümünün şirketlerin gerçek performansından kaynaklanmadığı açık. Manipülatif işlemler, yoğun küçük yatırımcı ilgisi veya sınırlı fiili dolaşımdan kaynaklanan fiyat sıçramaları da aynı sonucu doğurabiliyor. Böyle olunca, endekse girişte kullanılan iki temel kriter zaman zaman gerçeği yansıtmayabiliyor.
Üstelik Borsa’nın burada eli kolu tamamen bağlı da değil. Kural seti, istisnai durumlarda değerlendirme imkânı tanıyor. Yani sadece formülün ürettiği sonuca mahkûm değil. Gerektiğinde endeksin güvenilirliğini ve temsil niteliğini koruyacak kararlar alma yetkisine de sahip.
Çünkü bir endeks sadece en çok işlem gören hisselerin listesi değil aynı zamanda o borsanın vitrini, hatta hafızasıdır. Yabancı yatırımcı da, yerli yatırımcı da önce vitrine bakar. Vitrindeki şirketlerin ekonomik ağırlığı ile endeksin temsil gücü arasında makul denge kurulması gerekir.
Elbette hiçbir şirketin endekste kalma hakkı tapulu değil. Kriterleri tutturamayan çıkar, tutturan girer. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama kısa vadeli fiyat ve hacim hareketlerinin, yıllar içinde oluşturulmuş kurumsal değerin önüne geçmesine de seyirci kalınmamalı.
Endeks değişsin dedik... Ama borsanın hafızasını oluşturan şirketler, sadece birkaç dönemlik rakamlara yenik düşsün demedik.