2019 yılında yapılan bir araştırmaya göre, dünyadaki 118 merkez bankasının yüzde 39’u 2010 yılından bu yana en az bir kez siyasi baskıyla karşı karşıya kaldı.
Aralarında Amerika’nın üç eski Merkez Bankası (Fed) başkanı ve beş eski Hazine Bakanı’nın da bulunduğu, ekonomi dünyasının son derece tanınmış 14 ismi, oldukça sert ama bir o kadar da öğretici bir bildiriye imza attı.
Bu kısa bildiride özetle şunları söylediler:
- Fed’in bağımsızlığı ve bu bağımsızlığa duyulan kamu güveni; fiyat istikrarının sağlanması, azami istihdamın korunması ve uzun vadeli faizlerin dengede tutulması gibi temel ekonomik hedeflerin başarılması açısından kritiktir.
- Fed Başkanı hakkında bildirilen cezai soruşturma, savcılık yoluyla merkez bankası bağımsızlığını zayıflatmaya yönelik, eşi benzeri görülmemiş bir girişimdir.
- Bu tür müdahaleler, kurumları zayıf olan gelişmekte olan piyasa ekonomilerine özgüdür ve “hukukun üstünlüğüne dayanan” ABD’ye yakışmaz.
- Merkez bankasına yönelik bu tür müdahaleler enflasyona ve ekonomik işleyişe ciddi zararlar verir.
Bildirinin altındaki imzalar ekonomi dünyasının itibarlı isimlerine aitti. Ben Bernanke, Alan Greenspan ve Janet Yellen gibi başarılı Fed başkanları; Timothy Geithner, Jacob Lew, Henry Paulson ve Robert Rubin gibi güçlü Hazine Bakanları; ünlü iktisatçı Ken Rogoff ile ABD başkanlık sisteminin en etkili kurumlarından biri olan Ekonomik Danışma Konseyi’nin başkanlığını yapmış altı iktisatçı, sadece ABD yönetimini değil aynı zamanda dünya kamuoyunu da yapılan önemli yanlış konusunda uyardı.
Bu bildiri bana yaklaşık yedi yıl önce, dört eski Fed başkanının birlikte kaleme aldığı ortak bir makaleyi hatırlattı. Bu makalenin yazarları olan “efsane dörtlü”, aralıklı olarak tam 40 yıl boyunca Fed’i yönetti. Başka bir deyişle, 40 yıl boyunca dünya finans sistemine yön verdiler. Üstelik bu isimlerin bazıları Demokrat, bazıları ise Cumhuriyetçi başkanlar tarafından atanmıştı.
Sorun yalnızca Fed ile sınırlı değil
2019 yılının ağustos ayında Wall Street Journal’da yayımlanan “Amerika’nın bağımsız Fed’e ihtiyacı var" başlıklı bu ünlü makalede Paul Volcker, Alan Greenspan, Ben Bernanke ve Janet Yellen; Fed’in ve yöneticilerinin bağımsız hareket edebilmesine izin verilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Ekonominin çıkarları doğrultusunda, kısa vadeli siyasi baskılardan uzak durulmasının önemine dikkat çekmiş; Fed yöneticilerinin politik gerekçelerle görevden alınma tehdidi olmaksızın görev yapabilmelerinin hayati olduğunu belirtmişlerdi.
Sorun yalnızca Fed ile sınırlı değil.
2019 yılında yapılan bir araştırmaya göre, dünyadaki 118 merkez bankasının yüzde 39’u 2010 yılından bu yana en az bir kez siyasi baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu baskıların yüzde 90’ı daha gevşek para politikaları izlenmesi yönündeydi.
Oysa efsane dörtlünün de ifade ettiği gibi: “Tarih defalarca göstermiştir ki, bir ekonominin en güçlü olduğu ve işlevlerini en iyi şekilde yerine getirdiği dönemler, merkez bankasının kısa vadeli siyasi baskılardan bağımsız, sağlam ekonomik ilke ve verilere dayanarak hareket edebildiği dönemlerdir.”