AYDIN UÇAR - Finansal ve Kurumsal Yönetim Danışmanı
Enerji ithalatını azaltmak yalnızca enerji politikası değildir; cari açığın düşmesi, enflasyonun kalıcı olarak gerilemesi ve refahın artması için stratejik bir ekonomik dönüşümdür.
Ülkemizin uzun yıllardır çözmeye çalıştığı en önemli ekonomik sorunlardan biri enflasyondur.
Enflasyonun birçok nedeni vardır; para politikası, döviz kuru, beklentiler, mali disiplin ve küresel gelişmeler bunlardan bazılarıdır. Ancak bana göre enflasyonun kalıcı olarak düşmesini zorlaştıran en önemli yapısal sorunlardan biri, enerji ithalatına olan bağımlılığımızdır.
Türkiye her yıl petrol, doğal gaz ve diğer enerji ürünleri için milyarlarca dolar döviz ödemektedir. Bu durum yalnızca dış ticaret açığını büyütmekle kalmıyor; aynı zamanda döviz ihtiyacını artırıyor, kur üzerinde baskı oluşturuyor ve üretim maliyetlerini yükseltiyor.
Enerji maliyetleri arttığında yalnızca akaryakıt fiyatları yükselmiyor. Fabrikaların üretim maliyetleri artıyor. Çiftçinin maliyeti artıyor. Nakliye maliyetleri yükseliyor. Sonuç olarak market rafındaki hemen her ürün bu maliyet artışlarından etkileniyor. Bu nedenle enerji politikaları yalnızca enerji sektörünü ilgilendiren bir konu değildir. Aynı zamanda enflasyon, cari açık, rekabet gücü ve ülkemizin refahı açısından da stratejik öneme sahiptir.
Elbette enflasyonla mücadelede para politikası ve mali disiplin büyük önem taşımaktadır. Ancak bunlar daha çok mevcut enflasyonu kontrol altına almaya yönelik araçlardır. Kalıcı çözüm ise üretim maliyetlerini azaltacak yapısal dönüşümlerden geçmektedir. Enerji bağımlılığının azaltılması da bu dönüşümün en önemli parçalarından biridir.
Resmi veriler ne söylüyor?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın yayımladığı Ulusal Enerji Denge Tabloları, son yıllarda enerji alanında önemli bir dönüşüm yaşandığını gösteriyor.
2019 yılında Türkiye'nin yerli enerji üretimi 44,8 milyon TEP seviyesindeyken, 2024 yılında bu rakam 55 milyon TEP'e yükseldi. Böylece son beş yılda yerli enerji üretimimiz 10,2 milyon TEP artmış oldu.
Tablo incelendiğinde dikkat çeken en önemli nokta, son beş yılda yerli enerji üretimindeki artışın büyük bölümünün yenilenebilir enerji kaynaklarından gelmiş olmasıdır.
Yerli fosil enerji üretimi 3,3 milyon TEP artarken, yenilenebilir enerji üretimi 6,8 milyon TEP artmıştır.
Başka bir ifadeyle, son beş yılda yerli enerji üretimindeki artışın yaklaşık üçte ikisi yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde gerçekleşmiştir.
Bu gelişme sayesinde Türkiye'nin net enerji ithalat bağımlılığı da %68,92'den %66,70'e gerilemiştir.
Yapılan hesaplamalara göre, yalnızca 2024 yılında yerli üretimde sağlanan bu artış sayesinde yaklaşık 5,5 milyar dolarlık enerji ithalatının önüne geçilmiş olabileceği değerlendirilmektedir.
Bu yalnızca enerji sektörüne ait bir başarı değildir.
Aynı zamanda cari açığın azalmasına, döviz ihtiyacının düşmesine ve kur baskısının hafiflemesine katkı sağlayabilecek önemli bir yapısal gelişmedir.
Dünyada enerji dönüşümü neden hızlandı?
Bu gerçeği gören ülkeler uzun yıllardır enerji bağımlılıklarını azaltacak yatırımlara hız veriyor.
Çin bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir.
Çin de petrol ve doğal gaz açısından dışa bağımlı bir ülke olmasına rağmen güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, batarya teknolojileri ve elektrikli araçlarda dünyanın en büyük yatırımlarını gerçekleştirdi.
Bugün Çin;
- Dünyanın en büyük güneş paneli üreticilerinden,
- En büyük batarya üreticilerinden,
- En büyük elektrikli araç üreticilerinden biri konumundadır.
Bu yatırımlar yalnızca çevreyi korumak amacıyla yapılmıyor.
Aynı zamanda enerji güvenliğini artırmayı, ithalat bağımlılığını azaltmayı, yüksek katma değerli sanayi oluşturmayı ve ekonomik kırılganlığı azaltmayı hedefliyor.
Nitekim son yıllarda yaşanan jeopolitik gerilimlerde petrol fiyatları yükselirken, yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık veren ülkeler bu dalgalanmaların ekonomileri üzerindeki etkisini daha sınırlı hissetti.
Petrolü tamamen bırakmak mümkün mü?
Elbette bugün için petrol kullanımını tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi değildir.
Havacılık, deniz taşımacılığı, ağır sanayi ve petrokimya gibi birçok alanda petrol uzun yıllar daha kullanılmaya devam edecektir.
Ancak hedef, petrolden tamamen vazgeçmek değil, petrol bağımlılığını kademeli olarak azaltmak olmalıdır.
Türkiye önümüzdeki yıllarda petrol tüketimini önemli ölçüde azaltabilirse;
- Enerji ithalatı azalacak,
- Cari açık düşecek,
- Dövize olan ihtiyaç azalacak,
- Üretim maliyetleri gerileyecek
- Enflasyonla mücadeleye önemli katkılar sağlanacaktır.
Bunu nasıl başarabiliriz?
Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, elektrikli araçların yaygınlaşması, toplu ulaşımın elektrifikasyonu, sanayide enerji verimliliğinin yükseltilmesi, batarya teknolojilerine yatırım yapılması ve enerji ekipmanlarında yerli üretimin geliştirilmesi bu dönüşümün temel adımlarıdır.
Ancak burada yalnızca elektriği üretmek yeterli değildir.
Asıl hedef; güneş paneli hücresi, batarya teknolojileri, güç elektroniği ve diğer yüksek katma değerli enerji teknolojilerini de ülkemizde geliştirebilmektir.
Çünkü yüksek katma değerli üretim arttıkça yalnızca enerji ithalatı azalmaz; aynı zamanda ihracat gelirleri de artar.
Sonuç
Enerji bağımsızlığı bir günde sağlanacak bir hedef değildir.
Ancak enerji ithalatını her yıl biraz daha azaltabilen ülkeler zamanla cari açıklarını düşürür, dövize olan ihtiyaçlarını azaltır ve ekonomik kırılganlıklarını da önemli ölçüde azaltırlar.
Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.
“Faizi nasıl düşüreceğiz?” yerine, “Enerjiye ödediğimiz milyarlarca dolarlık faturayı nasıl azaltacağız?” sorusuna daha fazla odaklanmalıyız.
Çünkü mesele petrolden tamamen vazgeçmek değildir.
Mesele; enerjiye olan dışa bağımlılığı azaltmak, yüksek katma değerli enerji teknolojileri geliştirmek ve her yıl yurt dışına ödediğimiz milyarlarca doları ülkemizde tutabilmektir.
Enerji bağımsızlığı yalnızca bir enerji politikası değildir; enflasyonla mücadelenin, cari açığın azaltılmasının, sanayileşmenin ve sürdürülebilir refahın en önemli yapı taşlarından biridir.